3 Kasım 1982 Valikonağı- İzmir
MEVLÂNA’yım ben!
1 Hazır olan her kulu, bulacak elbet yolu. Yerden gökten
alacak, yeniye adım atacak. Selam olsun, kayguya düşen dolu bardağı
elden ele alsın. Güzel olan her varlık, düşe gelen her darlık, kayguyu
silsin. Konuk değil, görgüde olan, kendinde kendini bulduran.
2 “Az yedim, az dedim, yolun tozuna kulun yozuna, gönülden
kaygulandım.” dedi, YUNUS’um söze geldi:
3 “Kaygu kulun halidir, tozu yolun kaybıdır. ‘Yozdan alıp
veremem.’ diyene de ki: ‘Yoz, doğruya götürür, hakikati buldurur.’ Sözüne
uyana değil, KUR’AN’ı gönlünde duyana uyalım.” dedi, YUNUS’um sözü
KAYGUSUZ’a verdi.
4 “Elden aldım, sözde durdum, her kapıya niyaz ile girdim.
‘Yok.’ dediğin günde, yanında oldum. Karanlık perdeyi açana, RESULÜ ile
yola çıkana. ‘Az yiyelim.’ dediysek, çok yiyeni gördüysek; düzene ayak verenden
oluruz. Her adıma, senin ile geliriz. Çağırsan da bilene, yüklesen de
görene; ‘Yol yokuş, çıkamam.’ demez. Her olayı alacak, her gönülde
bulacak; güne gün ekleyecek, güzel günü elbet bekleyecek. Az yiyene aş, çok diyene baş gereklidir.” dedi,
KAYGUSUZ yürüdü.
5 ‘YA ALLAH!’ dediğin gün, oruca
durduğun gün, altın gümüşü sildiğin gün; geldik durduk yuvaya,
baktık dumanlı havaya, ‘Selam!’ dedik cümleye. DOST KAPISI’nı açtığın gün,
han kapısını seçtiğin gündür. Silenden değil, bölene gönül koyduğunu
gördük. Böleni, böldüğü ile bırakalım. Üç gece KEVSER SURESİ’ni bin
defa okuyalım, suya üfleyelim, ‘YOLUNA.’ diyelim, dökelim. –yola dökelim-
Böldüğünü toplayacak, bildiğini katlayacak; zaman, elbet bilinmeyeni
paklayacak. HACI BAYRAM niyazını alır, her seherde yuvana gelir; konuk
değil, SAHİBİ’nden EMİR alır. SAHİBİ elbet
ALLAH’ımdır! “Duyduğun ile olursun, gördüğün ile bulursun, ne yerde
ne gökte kalırsın, gönüllerde kâlb olursun.” dedi,
HACI BAYRAM selamını iletti.
6 "YUNUS ile geldik, yuvayı selamette bulduk.
ALLAH’ım RAZI olsun, her niyaz, anında yerini bulsun. Yolun adına değil,
gönülden kattığına bakalım. Her yol YÜCE’ye götürür, kul kendini
bulduğu günde seferi bitirir. ‘Kendini bulmak nedir?’ denildi: Kendini
tanı ki, O’nu bulasın; kendini tanı ki, VERDİĞİNİ bilesin,
her zerreye niyazını katasın! YUNUS’um günde bildi, her dalda O’nu gördü,
yaprağa ÖZ’ünü sordu. Yaprak dedi ki: ‘Gözdedir, gönül bilirse düzdedir.’
Diz vurdum yere durdum, ağacın kökünü gördüm. ‘ÖZ bende değil,
toprağı verendedir; ezelden bildik, ebede gidendedir.’ Düşündüm
durdum: Ne kökte, ne gökte. O bende, bilgimdedir!” Dağılan her zerre,
bütünde toplaşır; öylece gerçek, bilen ile bütünleşir. YUNUS’um,
yuvanın gayretine katılır.
7 Her olayın çözümü açıktır. Bekleyen ile gerçeği
bulursun. ‘Bekleyen kim?’ denilir: ‘Ocak yaktım gelesin, beni yuvamda bulasın.’
diyen. Dört duvar, örtenedir; çatısı bilene, güzel günü görene. Asla yıkılmaz,
sıvası dökülse de. Dönen ile değil, uyuma gelen ile söyleşilir.
‘Yol.’ dediğin, güzeldir; ‘Hal?’ dersen, her kula özeldir. Her kulunun
hali kendine aittir. Ağaca aşı vurursa; çeşitte
değişir, kök aynıdır.
8 “Gözden uzak kalanın, gönlüne ateş
verelim.” dedi, PİR SULTAN ABDAL söze geldi:
9 “Düz ovada yürüyen, taşı ayak ile
sürüyen, suya bakıp bulanık diye dökene vereceğiz, ÖZ’ünü bilsin diye
yardımcı olacağız. Ona de ki: Geçici olana takılmasın, ‘Solmuş yaprak
oldum.’ diye bükülmesin. Yazılana uysun, yapıya değer versin. Dökülmesin,
YUNUS’umu yardımcı bilsin.” PİR SULTAN ABDAL. “YUNUS’um senin ile, eşin
ile, düşün ile. ÖZ nerde kul orda. Beden perde, gönül nerde? Sevsem
kulunu, bilsem yolunu; alacağım vereceğim, her var olanla alış
verişe katılacağım. ALLAH’ıma emanet olunuz. Yoldan sorulanın
kaygusunu siliniz. YUNUS’um der ki: "Paylaştığın her lokma, gölgeni
dağıtır; bilse bilmese, olaylar eğitir." ‘Dosdoğru hangisi?’
dersen, ALLAH’ım en hayırlı olanı verir.”
ALLAH’a ısmarladık.
LÂİLÂHE İLLALLAH MUHAMMEDÜR
RESULULLAH
10 Yuvaya havaya, YUNUS verdi, açık girdi
konuya. Yuvaya verdik, gönülden geleni uyduk. Her gün ansın, yanında bilsin.
YUNUS’um dedik.