24 Aralık 1982

MEVLÂNA’yım ben!

1 Küçük büyük her kulu, sever HAKK’a giden yolu. Cümlenize selam olsun, buluşma değil konuşmaya düzen versin. Buluşma her andır, konuşma verici ile alacağın düzdedir. 

2 Dağları aştık, güzeli gören ile olaylara şaştık. Geçenden geldik, ‘YA ALLAH!’ dedik söze girdik. Her düğüm açılacak, söze öyle geçilecek.

3 “YA ALLAH!” dedi, HAMZA DOST selam ile söze girdi:

4 “Aydın kulları ile aydınlatacağız; ‘Kapalı.’ denilen kapılarda birlikte olup, açılana göz atacağız. ‘Kendinden değil.’ denilen günde, her kulu kendinden vereceği ışığı görecek. Daha önce verdik: ‘Tecelliler olacak her kulu görecek. Bilen noktada duracak, bilmeyen eşyaya bahane bulacak.’

5 Gözlediğin ÖZ, beklediğin söz, gerçeğin yapısını asla vermez, amma gösterir. Yapısından maksat, oluşumun bileşimidir. Sen sadece gölgesini bilebilirsin. ÇAKIR’a. Devran, öylesi gerçeğin dostudur ki; seni beni içine alır, ayrıya düşeni gölgesinden bilir.

6 Aydın kulları ile beraberiz. Günde olduğu gibi gecede buluşulduğu halde.” dedi, HAMZA DOST getirdiği selamı cümlenize iletti.

7 Gölgeyi bilen, kendini bölendir. Demde, RESULÜ ile gönül bağına girdik, o’ndan geleni şüphesiz aldık. Selamet hali ile hallenmede bulduk. O’na selam olsun, o’ndan gelen selam gönüllerinize dolsun.

8 YUNUS’um geldi söze, dedi “Günü çıkardık yüze. Gözü ÖZ’ü BİR’ledik, nefsimizi zorladık, komşu ile aradık, cümle darda olanı taradık. Karıncadan özendik, arıya nazar ettik. Ağacın meyvesini sattık, yaprağını böcek ile tükettik. Okuduk, halimize dokuduk. (İpek böceği misali mi?) EYVALLAH. Nefsini soyacağız, her DOST diyenin nasibini giydireceğiz. Sözden arınanın. (Bu cümlede bir eksiklik veya yanlışlık var galiba?) Elden ele geldik, el dedik sizlere verdik. Asla sözümüzün yanlışı yoktur, sanılmasın bir harfi dahi çoktur. Çekilen her çizgi dahi, yerindedir, ‘durak’ değildir.” dedi, YUNUS’um elinizde olan dokuma ipekleri cümleye sunacağınızı müjdelemeyi diledi. Dilenen izin geldi, YUNUS’um “Secde ALLAH’ım.” dedi, gönüllerde her kapıya nasib diye anahtar koydu. Komşuya baktığınıza, elinizde her dileyene çerağ tuttuğunuza şahit olduğunu söyledi. YUNUS’um mutlu yürüdü.

9 Kendi denedi, cümleyi belledi. YUNUS ile müjdeye katıldı. MERYEM, “Nasib.” dedi, soframıza atıldı:

10TOKTAY ile geldik, ‘Nizam.’ dedik saydık, TOKTAY’ın sözü ile yapıya beklenen taşı koyduk. (Beklenen taş nedir?) Beklenen taş nedir? Koyu renkte, nizamı ahenkte; özlenen gözlenen, binası nazardan gizlenen taştır. SAHİBİ, RESULÜ eli ile koydurur, içinde olanları saydırır, çünkü hırkası ile giydirir.” dedi, TOKTAY “Secde ALLAH’ım!” diye YÜCE’ye döndü. MERYEM selam iletti.

11 "ALİ’den geldik söze, durmadan verdik size. Elbet vereceğiz, her halinizden hoşnut kalacağız.” dedi, selamını getirdiği RESULÜ’ne üç öğüt dilediğinizi bildirdi. Asla cevapsız kalmaz, RESULÜ, öğüdünü dileyenlerden uzak değildir: “1-Varlık olduğunuzu biliniz. 2-DOST kaldığınıza inanınız. 3-Kar kadar lekesiz ve yumuşak olduğunuzu unutmayınız ve örtü.” dedi, RESULÜ sevgisini, selamını aydın olanlara aracısız verdi. “Varlık olmak.” dedi, ALİ sözü açtı: “ ‘Her yaratılan, varlık değil midir?’ denilir. Varlık; kainatta yer alan, yerini bulan ve olduğu gibi kalandır. Her kulu vardır, varlık değildir. Varidat.” dedi, ALİ selamladı yürüdü.

12 Cümlemiz şahidiz ki, var edilen varlıklarsınız. ‘DOST’ denilen yaratılmışlarsınız. Aydın olan gönüller ile ‘Bilge’ denilen dünya kulu, er geç dönecektir kendinden kendine. ‘Doydum.’ diyene sofrayı açsan gülmez, ‘Aldım.’ diyene nasibini saçsan bilmez. El elden ayrılmadan, ezelden ebede bildiğimizi verelim.

13 “Yolu açtın gülerek, sözü seçtin bilerek, yuvanı açtın durarak.” dedi, YUNUS’um ÇAKIR ile sohbete geldi: 

14(ÇAKIR: ‘Hepiniz O’na döndürüleceksiniz.’ ayetindeki ‘O’ kimdir?) RESULÜ’ne dönmeden O’na varamazsın. Aslına dönmeyi, RESULÜ’nün hırkasına girmeden geçeni değil gerçeği bulursan idrak edersin. Yaprak sana seni buldurur, dokuduğun hakikati giydirir. RESULÜ’nün hırkası, RUH'unun kablosudur. Onu giymeden, asla gerçeğe ulaşamazsın. Makam o makamdır ki, seni bulur senin ile olur. (ÇAKIR: RABB’imize  dönüşte zuhurun sonu mu olur?) Cümle ile BİR’lendiği anda tamamlanır. RESULÜ’nün yaratılışı, yaratılış gerçeği, her zerre ile BİR’lendiği anda tamamlanır. Asla bir zerre kaybolmaz. Hırkasına burda da girilir, öldükten sonra da. Sizlere, Hırkası'na girdiğinizi müjdeledik. YUNUS’um ileyim. 'Benimle misin?' dersin. Elbet. YUNUS, asla sözünden ayrı kalmaz, yumuşak kulun yapısına, hatalı diye göz atmaz. Sevildiğine sever, bildiğine över. YUNUS şahittir ki, kulu HAKK’ı bilir, gönlünde HAKK’ı görür. Sardığı kadar sarılır.” dedi, selamladı.

15 ALLAH’ım cümlenizden RAZI olsun, silinen her nefis artığından, toprak dahi arınsın. ALLAH’ıma emanet  olunuz. Her konuda BİRLİK’e gelinmese dahi, sözde kaldığına inanılsın. Gönüller BİR’dir, BİR’dedir; konular zordur, zordadır; ne var ki, aydın kullar yardımda kârdadır. Her adımla gerçeği adımlarsın, huydan geleni ‘HAY.’ dersin yudumlarsın. Niyaz ile başladığın her yol, gerçektir. ‘YA ALLAH.’ diyelim, SAHİBİ’ne yönelelim.

ALLAH’a ısmarladık.

LÂİLÂHE İLLALLAH MUHAMMEDÜR RESULULLAH