17 Aralık 1982

Sözlü Tebliğ

1 Sözleri dize-dize, kulu getirdi yaza; yaprak idi oldu koza, rengini alsa gelinir dize. Denilir: ‘Dize.’ ‘ALLAH!’ diye başlanır söze. ‘Çirkin.’ dersem kırılır, gönül parça-parça bölünür. Anlatan ile olalım, görüleni bilelim, beraberce hazzına erelim.

2 Dediler ki: ‘Kozaya girdin mi?’ İzin gelmezse kozaya giremem. Bizi gördüler, cümlemizi sardılar. Dediler ki: 'Ağacın yücesinde toplaştılar, günden güne dertleştiler. Kah dertleşip kah gülüştüler, ağacımızın yaprağı oluştular doluştular. Dökülecek değil, bükülecekler (ipek elyaf gibi.) Önce kozaya katılacaklar.' Ağaç soruldu, “MEVLÂNA.” denildi. (Kozadan murad ne?) Bilgi. “Okuyunuz, okuyunuz.” denildi. (Bu bilgilerle mücehhez olmak, koza olmak mıdır?) EYVALLAH.

3 (GARİB’e gördüğünü anlatması rica edilir)

GARİP: ‘Gördüğünü anlat’ dediler. Malzemeyi versinler. Dokunan kumaşlar. Kumaş diyeyim anlatayım:

4 Büyük bir çiçek. Dört EREN’in elinde. Açılıyor, açılıyor, açılıyor; pembeden mora geçiliyor. ERENLER’i görelim, bir-bir adını verelim: Selam olsun YUNUS’a. MEVLÂNA’ya selam. HAMZA DOST’a selam. KAYGUSUZ’a selam. Dediler ki, “GARİP, söze devam.”

5 Çiçeği gördüm, böceği aradım. Dediler ki: “Çiçek, dokuduğunuz. İşlediğini sergileriz, birbirinize sorgularız: ‘Bilenden mi, bulandan mı alırlar?’ ” (ç: Bilen kim? Bulan kim?) Bilen her zerre, bulan zerreleri BİR’leyen. Dört EREN’e danıştım: ‘Anda sözünüz var mı?’ 

MEVLANA dedi: Kabınız dar mı?

YUNUS dedi: “Harcınız var mı?”

HAMZA DOST dedi: “Korkusuz kalın.”

KAYGUSUZ dedi: “Durmayın el ele verin.”

MEVLANA dedi: Hoş görün.

YUNUS dedi: “Geçeni silin.”

HAMZA DOST dedi: “O’nu bilin. O’ndan bilin. O’na gelin.”

MEVLANA dedi: Vere-vere bitmez.

YUNUS dedi: “Demeyin bu çoban gütmez.”

HAMZA DOST dedi: “Ne yeri ne göğü bağlamayın, gönlünüzü kaygu ile eylemeyin.”

KAYGUSUZ dedi: “Ne arada ne sırada, bilen için YÜCE ALLAH hep burada. hep burada.”

DÖRT EREN: “Yerin göğün bağı yok ki bağlayasın, suyu bilmezsen gücün yok ki çağlayasın.”

dediler, çiçeği savurdular. Gitti-gitti, zerrelere bölündü.

(GARİP YÜCE ALEM ile bağlantıdayken; çiçeğin ipek elyaflarından oluştuğunu, çok-çok büyük olduğunu söylemiştir)