28 Aralık 1982

MEVLÂNA’yım ben!

1 Kumaş aldım elime, gönül verdim GÜLÜ’ne. Selam olsun, GÜLÜ’nü bilen kendinde kainatı bulsun. Kendine yöneldi isen, aldığın elindedir; kayguya düştü isen, bildiğin dilindedir.

2 “Ayran verdim alana, ‘Nasip.’ dedim bulana; yol gösterdim gelsin diye. ‘Duman var.’ dedi isen, gönül koydum kalana.” dedi, YUNUS’um söze geldi:

3 “Vardım durdum, ehline sordum: ‘Elma ile balı karsın.’ dediler, yemesini söylediler. Gönül bulanıklığı. Aşacak, durduğu güne şaşacak. Sayfada yazılan görülür, geçene örtü konulur, bildi isen silinir.” dedi, YUNUS’um ‘Niçin? Niye?’ deyip her olaya söz katanı uyuma çağırdı, selamladı yürüdü.

4 “Her kuşun ötüşünü saya-saya belledim, her sözün bitişini uyum diye bekledim.” dedi, MERYEM sözü aldı:

5 “Yolunu, aşan bilir; yokuşu, koşan bilir. Kaçana gönül koyan, kendinden uyum bekleyene söz ile bağlanır.” dedi, MERYEM selamladı.

6 “Gölge senden gelmedi, sana gelen, yaprağı bölmedi, kapalı kapıyı açan bilmedi.” dedi, BEHLÜL sözü aldı:

7 “Kuyuya dalsam göremem, açıkta kalsam duvarı öremem; bildiğim kadar uyarım, bilmeyeni saramam. El üstünde taş varsa atarsın, serginde kumaş varsa satarsın, bilginde ALLAH’ım varsa uyarsın. Kaygu nedendir? Elin, gönlün HAK’ta, sergin HAK’ta. Neyi nerde ararsın, neden sergi sorarsın? Aç gönlünü açılsın, HAK NURLARI saçılsın. Güç olanı geçtin, komşu ile değil DOST ile seçtin.” dedi, gecede verdiğini cümle ile paylaştığını söyledi, selamladı.” ALLAH’ımın RIZASI üzerine olsun.” diye o da niyaz etti.

8 “Tepside narı gördüm, kovanda arı gördüm, ekilecek darı gördüm. Hepsini aldım, gönülden buldum, sana verdim.” dedi, KAYGUSUZ elden ele, sözden dile gönlünü cümleye verdi.

9 “Açtığın ocak, sana senden öteye; açtığın kucak, HAKK’a bizden öteye.” HAMZA DOST ile söyleştik, ‘Ne güzel hal.’ dedik gülüştük. HAMZA DOST dedi ki: “Kuş uçayım der uçar, çünkü kanadı vardır. Tazı kaçayım der koşar, çünkü güçlü ayakları vardır. Kul, gizli kalan ÖZ’ünü bulmak için her halini eğitirse, nefsini öğütürse, öylece ÖZ’ünü bulur. Kul ne mutlu kuldur ki, hali ile cümleye verir.” Söyleştik, selamlaştık, sözü HACI BAYRAM ile paylaştık: “Bekleyene ‘Yersiz.’ deme, ekleyene ‘Sersiz.’ deme. Bekleyecek ekleyecek, öylece gerçeğe dönecek. Yanan ocak odun ister, yuva büyük kadın ister. Kulu kul ile besler, bahçeyi çiçek süsler. Bilmeyi dilemek, kulun gerçeğini tanımasıdır. ‘Gerçek nedir?’ dersen, ‘OL.’ denileni ÖZ’ünde bulmak.” dedi, KAYGUSUZ ile HACI BAYRAM yürüdü. 

10 Korku almadan gelen, kaygu bilmeden silen MERKEZ’im ile kainatı zerrelere bölen. Gelişe gülüşe sohbet açarız, her kulu gönülden seçeriz.

11 “Her sözümüz ÖZ’dedir, sevgi ile bakan gözdedir. ALLAH’ım cümlenizden RAZI olsun. Gönüller O’nun ADI ile dolsun, O’nun ile kalsın, O’nun ile O’na gelsin.” dedi, MERKEZ’im selamını iletti.

12 “ ‘Senin ile oluşmak ne güzeldir.’ dediler, beni bana sordular; ‘VEFA’ya gidelim’ diye ayağa yemeniyi giydiler. Gönülden katıldık, gelse gelmese sohbete atıldık. Niyetini bildiğimiz, geleceği gördüğümüz; gölgeden ayrı kalır, kendinde duman görür. Çevreyi arayalım, güzeli koruyalım.” dedi, VEFA yürüdü.

13 “Ayaktan değil baştan bilirsin, kendinden kendine sorgu alırsın. Aç gözünü, bul kozunu, öylece çal sazını. ALLAH’ımın her gününe talip ol, günleri sayma; geceler karanlık diye, gönlüne örtü yayma. İçinden geleni HAK bil, hakikati öyle bul.” dedi, HAMZA DOST karşımızda olanı selamladı. ‘Uymadı, duymadı.’ denilmesin. Konu kimde kaldı ise o gelir o verir. HAMZA DOST gönlündeki bahçeyi görür. ALLAH’ıma emanet olunuz.” dedi, HAMZA DOST sözü MEVLÂNA’ya bağladı:

14 Yazıya yer verdi isek, kayguyu sildiğimizdendir. KAYGUSUZ’a danıştık, ‘Resim.’ diye konuştuk. “EYVALLAH.” dedi, çizgiye geldi:

(Resim verilir: KAYGUSUZ ve ANASI)

15 Saydık geldik sözünü, yolu ile izini; verdik geldik KAYGUSUZ ile ANASI’nı. Yumuşak huyu ile, güzeli bilen soyu ile meltem misali salındı. YESEVİ’ye el attı, onun sözünü tuttu, oğulun adına kattı. Adını sordunuz. Anasının adı AYİŞE idi; yola düştü, güne şaştı, döne-döne koştu.

ALLAH’a ısmarladık.

LÂİLÂHE İLLALLAH MUHAMMEDÜR RESULULLAH