7 Ocak 1983

MEVLÂNA’yım ben!

1 ‘YÜCE ALLAH’ım!’ dedim, cümleye niyaz ettim. ‘KADİR olana uyarlar, YAZDIĞIN'ı duyarlar, elden ele tutarlar, gayreti kemer misali takarlar; SENİNLE’dirler, asla ayrı kalmazlar. ‘YA ALLAH!’ diye diye, nefesi boşa koymazlar. Onlarla vereceğiz, İZNİ’ni dileyeceğiz.’ Cümlenize selam olsun. İznimiz YÜCE HAK’tan geldi, MEYDAN’ı alacağız; yaprağa el uzattık, ipek olasıya toplayacağız.

2 Güzellik, değişken olaydadır. Esmeyen rüzgar, çiçeğe toz atmaz; yağmayan yağmur, toprağa bereket katmaz; soğuk almasa, toprak kar tutmaz. Güneş’e dönüşecek günün kullarısınız. Gölgeyi geçtiğiniz, dostunuzu seçtiğiniz bilinir. Sözümüzü, yazıya geldiğimiz gün verdik. Dedik ki: ‘Bizden size oluk-oluk gelecek.’ Geleni verdik-verdik-verdik, daha da vereceğiz. Dost olacağız, genişliğe el ele gideceğiz. (Genişlikten murat nedir?) ‘Yerden göğe yükseklik’ dersen, yerden yere yani noktayı çevrelediğin ana kadar yol açıktır. Güne kadar gönüllere aktığımız olay, günden sonra gönüllere akıtacağımız olacaktır. Yollarımızda mevcut olan taşları arındırdık. Korunacak ve dilenen hizmete hazırlanacaksınız. Her kulun alacağı olacak. Sözün özü şudur: ‘Yuvalar bağlansın’ denilenin gerçeği. Hakikat kapısına varılsın, denilsin ki: ‘İnandığımız olay, ne bilmece ne olmayanı bulmacadır; varlığımız hakikat, BİR’liğimiz HAK’tır.’ ‘Merdiven buldum, çıkarım.’ diyene de ki: ‘Hakikate erdim, geçerim.’ ‘Buldum.’ diyen, ekleyendir; hakikate yönelen, bekleyendir. Gerçeğiniz, hakikate yönelendir. Yapıya geldik, kapıya döndük; ne geçmişte kaldık, ne geleceğe değindik, sadece O’nun ile sevindik. O’nun olan, yapıdır; O’na dönen, kapıdır. YUVA’mız, O’nun İZNİ ile kurulan yapı. O’na yönelen kullarının gönüllerinde oluşan, O’na dönüşen kapı. ALLAH’ıma niyaza duralım.

3 “Her yapı O’ndandır, gönül kapıları O’na yönelsin. Aş ile oluşan, sofraya doluşan cümle kulları, O’na yönelsin.” dedi, YUNUS’um sözü aldı:

4 “Al ile bal ile, kulu sevdim hal ile; kök ile ağaç ile, ağacı bildim binlerce yaprak ile. Geçtim gördüm meyveyi, dedim ‘Alsam ayvayı, narda bulsam taneyi, gezdirecek haneyi, DOST bildirdi TANRI’yı.’ ‘Otur’ desem, oturmaz; ‘Gezdir’ desem, götürmez; ‘Yeter.’ desem bitirmez. Ne aldım, nerde kaldım, softaya kimi sordum. Sorsam diyeceği yok, alsam vereceği yok; ‘Al.’ desem, diyeceği çok. ‘Yürü.’ dedim ÖZ’üme, ‘bakma softa sözüne.’ ‘Karıncayı ezmem.’ der, ‘Toprağımı sürmem.’ der; EMRİ’ni katlar durur, kulu gönlünden vurur. ‘Yaprak olsam dökülmesem, bilek versem bükülmesem.’ diyene: ‘Niyazın HAKK’adır.’ dedim, O’ndan O’na sözü bağladım.” dedi, YUNUS’um yürüdü.

5 Ak ile karaya hükmü geçendir, soğuk ile sıcakta sırrı çekendir; çamur ile suda dibe gitti ise, paklığa düşendir. ‘Kim?’ denilir. Her olayı O’ndan bilen, O’nun ile bilen, O’na gideni bulan. HAK İLMİ’ni bilenler, ilminde hakikati bulanlar, ne denirse densin gerçekten alacağını umanlar. Elbet gerçek açıktır, gönülden alan her kuluna.

6 Gemiye adım atan, elbet kaptana uyar, ‘YA ALLAH.’ dedi ise, EMRİ’ni duyar. Geleceğin yazısı, günden hazırdır. Düzeni kuran, kurduğu düzende görevleri veren O’dur. Sözün düzenini, biz veririz. ‘Dağlar taşlar yürüse, el birliğine girişse.’ denilir. Görgümüz açılsa, göreceğimiz odur ki; her bir zerre ayaktadır. Daha önce verdik; ‘Ayaktayız ayakta olunuz.’ Olayları hazır, önünüzde bulursunuz. DÜZENİ KURAN'ı oradan biliniz, ayakta olan her zerreyi öylece görünüz. Niyetiniz gerçeğe açık olsun. Gözünüz de görecek. Vasıtasız her zerre birbirinden alacak. ‘RAHMET yağıyor.’ dedik, bir yıl önce verdik, gelişen her olayda gün-gün gösterdik. Ayaktayız, ayakta olunuz. Günde diyeceğimiz şudur; gerçeğe her an açık kalınız, gönüllere asla şüphe koymayınız. Her biriniz öbürü için, ‘Ne güzel, ne uyumlu.’ desin. Uyumsuz görse de, kendini öyle söylemeye alıştırsın. Göreceksiniz ki, uyumsuzluk kendiliğinden ortadan kalkacak.

7 (Gerçekten kalkacak mı, yoksa biz mi kalkmış göreceğiz?) Koyan sizsiniz, kaldıran da siz olacaksınız. ALLAH’ım, her olayın en güzelini sergiler, kul sergide olanı yargılar. O sizin ile size güler; O sizin ile size ağlar; O sizin ile sizi bağlar; O sizde sizi bekler; O, sizin ile size ekler. Ne güzeldir O’nun ile oluşmak, ne güzeldir O’nun ile gülüşmek, ağlaşmak, ne güzeldir ‘Gelecek’ diye bekleşmek ve ‘Anda, bende.’ diye buluşmak. İşte gerçek an, o andır. O, gerçeğe artık açılır. Sevgi her gönülde mevcuttur. O sevgiye, kimde olursa olsun yaklaşınız. ‘Hastaneye, hapishaneye, çocuk yuvalarına gidiniz.’ diye onun için söyledik. Kıvılcım taşıyınız, cümlesine aşı olacak. ‘Sadece oralarda mı?’ denilir: Her birinize gerçek olanı verdik. Önce yuvalarınızda, sonra komşularınızda, sonra çevrenizde ve sıra-sıra yazdık. Yumuşak olan kum işlenir, sert olan taşlanır. Ayağına gelen taşı öpmezsin.

8 Duyan ile beraberiz, gören ile beraber olalım. Dilenen kumanda kuruldu bekleyelim. ‘Ne demek?’ dendi. ‘Aşamadık, güzele doğru taşamadık.’ denilene sözümüz. Dar gelen, sel ile açılır; bol gelen, yel ile kapanır. Asla kayguya yer yok. ALLAH’ım her niyazı alır. Aldığı kulu ile beraberdir, çünkü niyazda O vardır. Aydın olan kulları, yazıda vardır yerleri. Seherde gelişir, seferde verişir, her sohbette buluşur.

9Yol geçene, kul seçene niyazdadır.” dedi, ALİ söze geldi:

10 “ ‘Dağlar erimedi mi? Yollar taşmadı mı?’ diye sorarlar. ‘Yoğun kayda geleni, ‘Söz ver, söz al.’ diyeni; erlikte sayamadım, bilgide soyamadım’ diyene de ki; ‘Bilgiyi görgüyü ayıklamadan, sadece olduğu gibi alalım; ‘Ne güzel.’ demeyi bilelim; kemer dar gelse de, ‘Sabır.’ deyip bekleyelim. Alacağımız, bilgi ise EYVALLAH; amma görgü, her kulun kendindedir. Bilgi, ayrıya düşmez; görgü, kişiden başkaya taşmaz, biliyor isen gördüğüne şaşmaz. Her satır gerçektir, karşılığı asla yoktur, müsveddesi yapılmamıştır. Tek söz, tek satır, tek kelime, tek harf. Sayfayı çevirdiğin an, olanı görürsün.” dedi ALİ, her gül yaprağında bir harfin okunduğunu söyledi, selamını iletti yürüdü.

11 Çevreyi açacağız, köprüyü geçeceğiz. İşte o geçiş, beklenen geçiştir, dönemezsin; yola çıktı isen, kalamazsın. Dönüp baktığında göreceğin, arkanda binlerce vereceğindir. ‘Ne demek?’ dendi. Yolun gidişi, her niyaza açıktır. Bir kıvılcım verdiğin, bin kıvılcım ile arkandadır. Milyonlarca oluşur, hepsi aynı gerçekte buluşur. Onun için ‘Kayguyu siliniz.’ dedik. ALLAH’ım murad ettiğini, aydın kullarına diletir, seven kullarına belletir. İşte onlar, arayan kullarının bekçileridir. Niyazımız öyle olsun ki; ‘HAK niyazın edelim mi, kul elinden tutalım mı, bileğimizi katalım mı?’ Elbet HAK, muradını muradımıza katacak, eliniz ile tutacak, ayağınız ile adım atacaktır; sen O’na, O sana bakacaktır. Bilen ile bilmeyene, BİR oluruz. Meyhane, bilene sohbet bilmeyene nedamettir. Neyden aldığın her ses, sevene RAHMET, sevmeyene zahmettir. (‘Ney’ MÜRŞİD-İ KAMİL mi?) ‘YA ALLAH!’ diyelim, RAHMETİ’ne zahmetine, gönülden şükredelim. Sohbete girelim, olumsuz her halimize nedamet getirelim.

ALLAH’ıma emanet olunuz. 

ALLAH’a ısmarladık.

LÂİLÂHE İLLALLAH MUHAMMEDÜR RESULULLAH

nedamet: pişmanlık