|
18 Ocak 1983 MEVLÂNA’yım ben! 1 Gözler sözler BİR’dedir, yolumuz GÜZEL’dedir;
‘Gayret, hayret’ diyene, yerden göğe seferdedir. Cümlenize selam olsun,
gölgeyi silenden ALLAH’ım RAZI gelsin. 2 Aldık verdik sözümüz, dedik ‘Nerde ÖZ’ünüz? Güneş’e
döndü yüzünüz.' Pervasız oldu geldi, yaprağı aldı geldi, selamın iletti,
çiçeği sordu geldi. KAYGUSUZ’un adına, güzel dedik andına. “Uyduğun,
yardımcı olduğun her konuda ALLAH’ımın RIZASI vardır.” dedi, KAYGUSUZ
selam verdi yürüdü. 3 “ÖZ’den aldığın kadar, sözden verirsin. Sözde
bulduğun, göz ile ayırdığın konuyu yorumsuz sergilersin.” dedi,
YUNUS’um söze geldi: 4 “Ak ile kara sende değil senden sorandadır,
gelişten verişten kayguya düşüştedir. ‘Aslına dön.’ dedi
isek; aydın oluşundandır, kaleme gelişten değil. Her varolan
alışır, alıştığı ile oluşur, gönlünde ÖZ’ü ile
buluşur. Olay budur. Eğitene değil, ÖĞÜTEN’e selam veririz.
‘Eğiten kimdir, öğüten kimdir?’ denilir. Eğiten, ALLAH’ımın
EMRİ’ne uyandır; ÖĞÜTEN, YÜCE. Geceye bakmadık, vere-vere bıkmadık,
HAK SÖZÜ’nden çıkmadık. Çıkan demedik, çünkü gücünde değil. Kulun sözü
denilir, öç aldığı söylenir, ‘O da ALLAH’ımın EMRİ midir?’ diye
sorguya düşülür. Her olay O’nun GÜCÜ’ndedir, O’nun SÖZÜ’ndedir.” dedi,
YUNUS’um gönlünü açan ile aşkını saçana ‘Selam’ dedi yürüdü. MEVLÂNA’yım! 5 Kapılar açıldığı, saya-saya
geçildiği, her kulunu seçildiği bilinir. Ne ayrıya düşersin, ne
verilene şaşarsın. Elde günün denilene, günün yorumu ile yumuşak
günde geçersin. ‘EMRİNE uydum ALLAH’ım.’ dediğinde, niyazın ile
şifaya çalışırsın. Söz ile değil, ÖZ ile katıl. Evde yoğun
alıştığın, düzende uyumlu çalıştığın, gözdedir.
Değirmen döner durur, kandilin yanar durur. Yoğun yerde alıştın,
çokluk DOST’a çalıştın, DOST’un ile oluştun, DOST ile sohbette
buluştun. 6 “Selam olsun gelene.” dedi, FATIMA selamı
yoldan gelene iletti. “ÜÇ DOST’um diyesin, üç öğünde anasın, AŞKI
ile yanasın, O’nun ile bulasın.” dedi, FATIMA selamladı. ‘ÜÇ DOST kimdir?’
denilir. ALLAH! ALLAH! ALLAH! LAİLAHE, İLAHE, İLLALLAH. 7 Kavuştuk yoluna, sevilen kuluna. Kayguları silelim,
oluşana dönelim, kalbur aldık eleyelim, VARLIK dedik bekleyelim; kuluna
sorduk, dediler ‘Deneyelim.’ Deneyen ALLAH’ımdır yanılmaz, kul kulu asla
deneyemez. Onun için, ‘Denedik.’ diyenin yanından uzak kalalım. Kul kulu ne
dener, ne sınar, ne de cezalandırır. HÜKÜM, ALLAH’ımdandır. 8 MEVLÂNA’yım ben dediğimiz, HAK AŞKI’nda
bütünlediğimiz; bedenden bedene aktardığımız değil, sadece
O’ndan kuluna naklettiğimizdir. ‘Bende yok, sende var.’ diyene, de ki:
‘ALLAH’ım, hiçbir kulunu ayırmaz kayırmaz.’ Her yol BİR’dedir,
BİR’edir; her kul, çoktan BİR’edir. Aslımız O’ndandır, öyle ise
O’nadır. O’nun ile olursak, kolaya yönelmiş oluruz. 9 “Azdan çoktan
geçmeden, güzel çirkin seçmeden BİR’liği bulduk, 'BİR’likte
imanımız gür!' dedik.” dedi, HACI BAYRAM söze girdi: 10 “Sepete su koymadım desti aldım doymadım;
her bileni soymadım, bildiğince sormadım. Saydığın kadar bilirsin.
Bildiğini haline eklediğin, eklediğin kadar olursun, öylece
aradığını bulursun.” dedi, selamladı. 11 “Düzde ayak bükemedim, tozda dudak sıkamadım,
bildiğini bilmediğine katamadım.” dedi, PİR SULTAN ABDAL söze
girdi: 12 “Gördük görüştük, yağmurda
buluştuk, çağıran ile oluştuk. Ne gidene yersiz dedik, ne sorana
‘yapraksız kaldın.’ diye siteme düştük. Dağılanı değil toplananı
düşünürsen; oluşta gayrete gelir, her olay kuluna bilgi verir.
Yaratılanın yaratılmışlığı, bilgi ile yükünde misafirliğini
siler. ‘Ne demek?’ dendi. Var olmanın değeri, yokluğu silmektir.
Bilgin kalmasa sende, yokluk mevcuttur derim. Sözümüz açıktır. MEVLÂNA bilgi
ile yüklüdür. MEVLÂNA beden ile mevcut değil ise, yok mudur? Demek ki, var
olan ve kalıcı olan, bilgidir.” dedi, karşıdan çarşıdan alınmayan
bilginin varlığının da mevcut olduğunu PİR SULTAN söyledi,
yürüdü. 13 Saman hafif denilir yükünden sakınan olmaz, yer tuttu
diye bakınan olmaz; ne var ki, suyun içine asla girmez. Sudan aldığımız,
RABB’imiz ile bağlantımızdır. 14 “Yoğun aldın, bilgisi ile oldun.” dedi, KAYGUSUZ
DOST KAPISI’nda GÜNEŞ’i gördü: 15 “ ‘Uzun olan her sözde, katkı vardır.’ diyene de ki:
‘Gerçek olan sözün, ne uzunu, ne yazanı gerçeği silemez.’ Aldığım,
beni gölgeden uzaklaştırıyor ise; HAK, SÖZÜNÜ verdiğindendir.
Şüphe, kaygu; elden ele ulaştırılan, dilden dile geliştirilen. Bilgide
mantık siliniyor ise, gerçeğe aykırıdır. Benden sorulan sende de biliniyor
ise, gerçektir. Bağladığın çemberi çözen olmaz, dizini yere koydu
isen çizen olmaz. Güzeli güzelde çözelim, olayı güzelde gözleyelim,
verdiğini ise gün-gün özleyelim.” (Resim verilir) 16 Sözünüz ÖZ’ünüz, olayları görür gözünüz.
‘Resimde, bilinen değil bilinmeyen verilir.’ diyene de ki: ‘Bilineni de
verir.’ Resim, senden sanadır. Verdiğimiz her resim gerçektir, asla
düşünce değil. Gayretin yerini bildi isen; gidene gelene değil,
yolunu bilene dönersin. 17 YUNUS’um der ki: “Yolun gidişine
çobanın güdüşüne ayak uyduramayan, DOST KAPISI’na söz eder. Dört duvar
oturana, sohbetimiz kotarana güzel gelir.” Özellik değil, varışta
güzellik vardır. Alandan almayandan ALLAH’ım RAZI olsun, selvide YUNUS’umun
imzası var bilinsin. MEVLÂNA’ya söz verir, sudan alır suya verir, her olayda
suyun akışını görür. Gölde nehirde, bayırda çayırda düzeni bulur, sohbete
alır. ALLAH’ıma emanet olunuz, resimde gerçeği açtık biliniz. 18 ALLAH’ımın cümle kulları NUR’ludur NUR’dandır.
Geldiğimiz yuvada, bulduğumuz havada, gölgesiz düzen bulduk.
ALLAH’ımdan, ‘Düzene gölge verecek gelmesin.’ dedik, niyaza durduk.
Ayağından başına, başından YUVA’nın her taşına DOST tohumu
ektik, ‘Dost değil.’ diyenin kulağını büktük. ALLAH’ım cümlenizden
RAZI olsun, HAMZA DOST geldiği her sohbette aradığını bulsun. 19 “Yaprak döktüm yuvama, gelsin girsin havama.’
dediğin gün, yanında olduk.” dedi, KAYGUSUZ selamını gönülden iletti. Dedi
ki: “Aldığını bildi mi, dökülen, yaprak dedi güldü mü?” Aç açıkta kalmaz,
tok ile beraber olmaz; düzeni düzende bilir, gönlünü cümlede bulur. ALLAH’ım
RAZI olsun. ALLAH’a ısmarladık.
|