1 Şubat 1983

MEVLÂNA’yım ben!

1 Kapıların açıldığı, yönümüzün seçildiği gündeyiz. Cümlenize selam olsun. Sayfada yazılanın, yerinde görüldüğü bilinsin.

2 “Sevincinize ortak olanlar ile, gönlünüzü HAK’ta bilenlerin yardımındayız.” dedi, RABİA söze girdi:

3 “Eğmediğin başın da düzenden aldığı vardır; bilmeyene dar gelen, bilenin yaşamında gördüğü kârdır.” dedi, RABİA, üç yönde, üç günde  aradığın sorguya geldi. “1-Attığın adımı asla geriye alma. 2- Sevginden doluşan, görgünde buluşan gününü gölgeye düşürme. 3- Bildiğin değil, bilmediğin konularda senin ile olanı düşün, cümle kaygularını sil. DOST kapına geldiğinde, DOST halini bildiğinde, kaygunu alacak gine DOST’tur.” dedi, RABİA yürüdü

4 Zeytin yaprağı yazar, gönlünde olanı kaygu bozar. Az ile çokta O’nun adı var ise, ‘ALLAH’ım’ dediğin an, O seni her öğünde andırır. ‘Dağlar taşlar eğilmez’ diyene de ki: ‘HAKK’ın bildiğinden, elin bükülmez’ Verdin eli cümleye. ‘Gelmeyi diledim’ desem, geçerli değil, olayı anlatırız.

5 “Gerçek, her an beraber olduğundur.” dedi, YUNUS’um sözü aldı:

6 “DOST adına büründük mü? Dost sözüne yerindik mi? Anıldığımız an, anıldığımız yerde oluruz. Görürüz, biliriz, DOST diye el veririz. Senden benden değil, cümleden alırız veririz, ele el ile yardımcı oluruz. Gönüle GÜL ile girilir. Saymayı biliyor isek, her günde her anda O’nun ile oluyor isek; asla şüpheye düşmeyiz, ‘Nerden gelir? Nerden verir?’ demeyiz. Şüphe, kulun kendi noksanıdır.”

7 Komşu komşuyu, aş ile, baş ile, su ile anar. Aramadığı günü, ‘Kendi noksanımız’ diyelim, biz arayalım. Oymayı elden bırakmayalım. Aldığımız her konu; elimizin, gönlümüzün, gözümüzün malzemesidir. Ağacı işlersen, dilediğin eşyaya gönül vermiş, dil vermiş olursun. Düz tahtanın altına dört ayak koyarsan, masa olur; oyma misali işlersen, gönlünü de, gözünü de beslemiş olursun. ALLAH’ım kuluna, dilenen her malzemeyi verir. Kulu, bilgisini işlerse, oymalı; işlemezse, doymalı masa yapar. Bilgimiz de öyledir: Nasıl işlersen, öyle kullanırsınız. Vermek, bize; kullanmak sizedir. Az gelmez, dilerseniz; çok vermez, gülerseniz; gücenmez, ağlarsanız. Sevmeyi bildiğiniz, sevenlerle olduğunuz, mutluluğa erdiğiniz, aramızda oluşunuzdan bellidir. Gelmeyi dileyen her kuluna talibiz.

8 “Dağlara sordum ‘Yükün nedir?’, dedi ‘Yapıdan’; kullara sordum ‘Yükün nedir?’ dedi, ‘Kapıdan’ Kapı, giren çıkan içindir; HAK KAPISI, arayan için. ‘O kapıya geleydim, kulu olduğumu bileydim’ diyenler, o kapı için hasrete düşenlerdir. Kul o kapıyı özler, o kapıyı gözler; dünyada yükü olduğunu sanır. Sadece talip olması, O’nun ‘OL!’ dediğine uyması, yeterlidir.” dedi, PİR SULTAN söze girdi: 

9 “Geldim geçtim dünyadan. Aldığım her kaygudan, sıyrıldım, sıyrıldım, benliğimden ayrıldım kuş misali döne-döne, kor misali yana-yana, suyunu içtim kana-kana. ‘Gel, diz vurup oturalım, bilgimizi kotaralım’ dedim, yerini bilene, sözünü gecede ilettim. Altın güğüm elindedir, gümüş kemer belindedir, ‘OL!’ dediği halindedir; uymayı denediğin günden, PİR SULTAN yanındadır.” dedi, selamladı yürüdü.

10 “Eyledim halimi küffara düzen, dedim ‘Geldi mi sana YAZAN, aldığını verdiğini dilediğince bozan?’ ‘Uyar-uymaz’ dediler, bildiğime kapak koydular.” dedi, BEHLÜL söze gamlı girdi: 

11 “Gamlı değilim. CANAN ADI’na olandan yerini aldım. Kayguyu tepsiye koyana, ‘Sakın pişirme’ dedim. ‘Tepsiye koyacağın, kaygu olmasın; sakın o aştan kimse yemesin; kaygu ile oluşanı, kaygu ile buluşanı benden bilmesin’ Dünyayı alamazsın, dünyada dilesen de kalamazsın. Ne var ki, verdiğinin tadını, sana ne kadar acı da gelse güzelliğini bilemezsin. Büyük nimettir, dünyada bildiğin, YÜCE HİKMET’tir. Kayguya düşersen, (dünya) boşa geçendir. Süzmeyi bilmezsen, nice günahtır. Gel el ele olalım, güzel nerde bulalım. Geldi isek, verdi ise, hikmetine erelim. ‘Oldu-olmadı’ denileni, beraberce dürelim. Geçen gün örtülendir, gönülden bertilendir. O’nun ile geldi isek, vergisine uydu isek; kapı bize açılandır, taşsız yoldan geçilendir.

12 BEHLÜL değil DİVANE, AŞK yolunda PERVANE. ÖZ’üm sözüm BİR’dir benim, gönül sazım gürdür benim, ömrümü bilenlere, yaşantım zordur benim. Saraya saltanata uymadım, doğada güzelliğe doymadım, ‘Ana’ dedim ‘Baba’ dedim, sesini duymadım; ‘Ağa’ dedim dizinde gülmedim. Öyle geldi, öyle bildi; olana güldü, olmayana ‘Yolsuz’ diye payladı. Adı DİVANE’ye, andı PERVANE’ye döndü.” dedi, BEHLÜL cümlenizi selamladı.

13 Gelmeyi dileyene de ki: ‘Çağrılandan değil, dökülenden aldım; ekileni değil, büküleni sardım’ AŞK bağına girdin, desteğini sordun. AŞK bağı bilenedir, yolana değil. AŞK bağı sarhoş olanadır, yıkılana değil. Gerçek, KAYGUSUZ’a dönüşte değil, bilişten verildi. Her sayfada O’nu, her satırda kendini buldu. “Uyduğun gibi, gördüğün yerde, bulduğun kadar.” dedi, KAYGUSUZ selamladı, yürüdü.

14 “Ekin verdin ekmeye, ‘Suyun?’ dedin dökmeye, ‘Bildim’ diyene ‘Selam’ ” dedi, HACI BAYRAM söze girdi:

15 “Altın tabak elde ise, yerini bildirir; gümüş tabak elde ise, yediğini bildirir. Her aldığın O’ndandır, her verdiğin ‘O’na’ dediğini biliriz. Açılan sofrada Dostumuz ararız. ‘Ne demek?’ dendi: Kum, halini bilene, kendinden kendine dönene benzer, ne kırar, ne kırılır. Gölgeler uzamasın. Yamaya yer verdi isen, çeşitte değil, eşitte olursun.” dedi, HACI BAYRAM yürüdü. 

MEVLÂNA’yım!

16 Yapıya her gelene selam olsun. Gizli olan değil, açık gelen kulu sarsın. FATIMA’nın üç öğüdü kuluna anahtar olsun: “ 1- Yuvada ahenk, gönüldeki ahenk ile eşittir. 2- Kul bilirse doyumlu bilmezse sadece taşıttır. 3-Kadın komşu ile ahenkte ise uyumlu, ‘Bilmeyen ile olurum’ derse, eşit değil çeşittir. Kadın analığını bilirse; yuvada, çevrede, soyda kendini bilendir, hizmetini verendir. Gönülden analığa uydu ise, ALLAH’ım yardımındadır. Yoluna hiç taş gelmez. EYVALLAH cümleye.”

ALLAH’ıma emanet olunuz.

ALLAH’a ısmarladık.

LÂİLÂHE İLLALLAH MUHAMMEDÜR RESULULLAH