|
17 Mart 1983 MEVLÂNA’yım ben! 1 Kaymayı deneyen, kahrını eleyen her kulu güzeli aramaya
talib olur, açılan kapıda kendini bulur. 2 “Cümlenize selam olsun, yolu bilen, uyuma gelen her kulu,
aldığını bilsin. Açılan çiçeklerde, seçilen böceklerde, kumunu
elediğini bilsin, bilgide uyum görsün!’ dedi, YUNUS’um söze girdi: 3 “Seferde, gözün mü var? Sehere, sözün mü var? Güzeli
bilirsen, uyumsuz ÖZ’ün mü var? Gölgeyi sildik geldik, cümleyi sevdik geldik, bileni
bulduk aldık, balığı deryaya saldık.” dedi, YUNUS’um cümlenizi selamladı
yürüdü. 4 “Yaprakta renge uydum, toprakta denge gördüm.
SAHİBİ’ne uydu isen, yapıya uydu isen; olanda, gönülden ayrılma
derim. Yolu yola bağlayan, yağı kandile ekleyene. Bilgisi bölenden.
Yol, yoluna getirir, günde sorun denileni bitirir. Kapılar açık dedik, her
sorana söyledik. Baktığım dağlar, ektiğim bağlar, akan
sular çağlar. DOST güzeli bilir, DOST’a uyan bulur. Bölük-bölük gelenden,
sayfa-sayfa açılanı, her gelene kotardık. Aldım bildim diyenle, bildiğini
soyanla, dirliğe uyanla; günü güneşli, ocağı ateşli gördük.
Konuk gelse, konuyu bilse, açtığı kapıda O’nu görürdü, O’nun
verdiğinde kar misali erirdi. ÖZ’den ÖZ’e katılırız, taşı
toprağı eler sahile atılırız. Beklediğimiz nedir, kimdir, kimdendir?
Beklediğimiz huzur, YÜCE’nin EMRİ RESULÜ’ndendir. Her kulu kendinde
olan ÖZ’e dönsün, ÖZ’de kelebek misali çiçeğe konsun. Desin ki: ‘Bende O
var, ben O’nun ileyim, O’ndan gelen her zerrede bütünleşmeye talibim.
Bütünleştiğim an, kullukta galibim.’ Gerçek aranır gözde sözde; nerde
bulunur, içimizdeki ÖZ’de!” dedi, HAMZA DOST selamladı yürüdü. 5 “Geldim aldım bilerek, cümlenizi sararak,
niyazda olana nasibini sorarak.” dedi, RABİA selam ile geldi: 6 “Bağlı değil sözdedir, yaprak-yaprak
gözdedir, toprak gelse dizdedir. Gönül bağladık, GÜL dedik ağladık,
RESULÜ ile geleni gideni bekledik. Dedik ki: ‘Her selam veren doyduğu
kadar alsın, DOST KAPISI’ndan asla dönmesin. ALLAH AŞKI gönünde yansın
asla sönmesin, karda dolansa donmasın!” dedi, RESULÜ’nün selamı ile RABİA
cümlenizi selamladı. 7 “Esen rüzgar götürür, kış gelende ağaç
yaprağını yitirir. Olayda, yenilenme vardır. Ağacın verdiği gün-gün
artar, her örtü kulunu dürter. Örtüden maksat; dilenmeyendir, nefsimiz ile
elenmeyendir. Eşik gördüm geçeyim, kapıda kulu seçeyim. Ne ondan ne
bundan, geçemedim yaratılandan. Hep bir olsun, yolunda beni bulsun dedim,
cümlenize el verdim. Dağılan değil eğileni bilelim, sorgunuzda
gönülden geçeni görelim. Sergiye geldi ise açalım saçalım, alan ile paylaşalım.”
dedi, BEHLÜL’üm selam ile söze girdi: 8 “Dar kapıdan geçmedim, kulu yozdan seçmedim. Dert dediler
güldüm, sert dediler kırdım, ağaç verdiler yardım. ‘Neyim ben?’ diye,
kendime sordum. Adımı DİVANE’ye bile-bile çıkardım. O’nun affı cümleye
ise, elbet bana da. Her anımda, affına sığındım. Sağdan soldan
almadım, yağmur geldi solmadım, suyu gördüm dalmadım. Gel el ele verelim,
dünya ne güzelmiş diyelim, huzuru elimiz ile dürelim.” dedi, BEHLÜL’üm
selamladı yürüdü. 9 Ayak izi götürür, gönül gözü bitirir, aldığını
sattırır. Cümlenize selam olsun. Aldığını satmak; bilgine bilgi katmaktır,
dileyen ile paylaşmaktır. Selam olsun cümlenize. ALLAH’a ısmarladık.
|