18 Mart 1983
MEVLÂNA’yım ben!
1 Kumundan aldık izini, gönülden verdik sözünü. Selam
olsun, her gönül aldığını bilsin.
2 “Andığımız, gölgeyi silendendir, üzüm veren her
bağı görendendir. SAHİBİ’ni buldun, O’nunla O’na geldin; seferde
yol alanı konuk diye gösterdin.” dedi, YUNUS’um selam ile geldi:
3 “Komşu komşuya bakar, gönülde yanına gölgesiz
sevgisini katar; deryaya ayak koysa, sandalı kürek ile çeker.
4 ‘Aşacağız.’ dediğimiz güne
ulaşacağımızı bildirdiğimiz, gözlenen olayda ‘Zahmetten uzak
kalayım.’ diyen ile ayrı yönde uzlaştığımızdır. Uzlaşmaktan
maksat; dileyen dilediği yöne gidecektir, dilediği konuyu güdecektir.
(Toplantılarımız için mi
söylüyorsunuz?) EYVALLAH. ‘Neden tatile girdik?’ diyene de ki: ‘Her
ağaç her mevsime yenilenir girer. Yaprağını döker, yeniden yaprak
oluşur.’ Ağaç yerindedir. Kendini yenilemeyen, dökülen yaprağa
benzer. Yeniden canlanır, bedenle değil elbet, toprakta. Niyazımız,
ALLAH’ıma sığınmak, O’nun ile daim diri (HAY) kalmaktır. Verdiğimiz niyaz odur.
Öyle ise, niyazımıza ALLAH’ım uydursun. Diri kalmaktan maksat, ölmemek
değil; bilgide, sevgide, görgüde diri kalmak.
5 Gölgeyi silen, gönülden öyle gelen; diri
kaldı, diri geldi, RABİA SULTAN ile anda buluştu. ‘Adımız
BİR’de, gönlümüz her an O’nda oldu, O’nun ile diri kaldı.’ dediler, söyleştiler…
‘Sayfaları okudum, bile-bile dokudum; olumsuzdan sakındım, gayret ile bakındım, ömrümde
sanmayın yakındım…’ dedi, GÜL bahçesindeki yerini el ele aldı. Sakın ola
söylenileni teberru sanmayınız. Olanı olduğu gibi verdik. Yalanı, dünya
günümüzde kayalıklara serdik.
6 DOST KAPISI’nı bulanın, dost hamuru
yoğuranın; geldikte yeri elbet GÜL bahçesidir. Umudunuz o olsun ki, sizler
de orada beklenirsiniz. Orada O’nu bilen, RESULÜ ile bilişen kulları
oluşur; her biri alacağı görevi bekleşir. Gözde olanı, söz ile
vereni, YÜCE bilir, tayin eder. ‘YARATAN niye yarattı?.’ denilenin ÖZ’ü,
yaratma gücü sözüdür. Her an yenilenen her zerre, O’nu da yeniler. Duran hiçbir
zerre yoktur. ‘Yapıya geliniz, yapıda olunuz.’ dedik, cümleyi çağırdık.
Gelen gelir, kalan, arar bulur. Yenilenmenin gayesi odur. (O’ndan çıkıyor, O’na dönüyoruz galiba?) EYVALLAH.
Kapı kulu olsam, ne gerek yapıda oldukça; taçlı kulu olsam, kim gerek eğer
bende yoksa. Ben benliği sildi isem, ben O’nun BİR’liğine döndü
isem, gönlümdeki NURU’nu buldu isem, kainat benim. Ben kainatta değil.
7 DOST ile geldik söze, oturduk durduk dize, ‘Söyleyin…’
dedik size; ‘At ile mi gidelim, ayak ile mi?.’ At ile gidersek, yabana; ayak
ile gidersek, çobana denk geliriz. Yabanda, senden olmayanı buluruz; çobanda,
sende bulmayanı görürüz. Ayrıya düştükçe, gayrıyı bulursun, kendin kendin
ile olursun. At ile gidersen, çoklukta çeşit ile mücadele edersin. Ayak
ile gidersen, sadece çobana uymaya çalışırsın. Amma, çoban kendi bilgisinden
gayrısını bilmediği için, sendekini göremez, benlik oluşur. Yol,
mücadelesiz olmaz. Anlarsınız amma, ‘Bilemem…’ diye yanılırsınız.” dedi,
YUNUS’um DOST ile güzelliğe güldü, güldü… (DOST kimdir burada?) HAMZA DOST. “Elbet geldik
söyleştik, dinlenende bekleştik, bilmeyenle bekleştik; ‘Hep
bilseler, bilen ile olsalar…’ dedik, YUNUS’um el aldı el verdi, masada konu
gördü. El aldı, gönülden seni sardı.” “YUNUS ile oluşan, HAMZA ile
gelişen, gönülden aldığı ile söyleşen, her satırda O’nun ADI’nı verenden
ALLAH’ım RAZI olsun.” dediler, YUNUS ile HAMZA selamlayıp yürüdüler.
8 Dağılana gam deme, toplanır; sanılmasın uyum
beklenir. ALLAH’ım uyacağı da uymayacağı da bilir. Uyanlar ile ÖZ’de
buluşur, sözde buluşur. Suyumuz, daim akandandır, dileyen ile
bakandandır. Verilen, alınmaz; bilgi asla çalınmaz. Ayrıda olana gönül
konulmasın, yapıya uymazsa kandili yanmasın. ‘Bunca bilgi yazık oldu
bilmeyenlerle…’ diyene de ki: ‘Bilgiyi her alan BİLGE olmaz. Her
BİLGE, dilediğince veremez.’ ‘Çözeyim…’ dersen O’nun sırrını; yapında
ara bul, gönlünde olanı tara bul. (Muhabbet ile yapılacak herhalde…) EYVALLAH.
9 İnsanım, görevim kulluk. Elime aldı isem yetecek
yolluk; götürür beni, dilerse hanında yatırır beni… O’na yöneldim,
kulluğuna talip oldu isem, gideceğim yere götürür beni. Kulluk ilmin,
talip olma ile başlar. Talip olmanın üç kaydı vardır: 1- Yorumdan uzak
kalmak. 2- Yolunda, taşı ile toprağı ile güzeli görmek. 3- Kendinden
öteyi gerçek diye bilmek. Yanılmayın, olaylarda yorum yok, bilgide değil.
Sebebi yaratan O’dur, kuşları gözeten de O. Yol bizim, bizden her soranın;
söz bizim, bizim ile sohbete oturanın; gönül bizim, bizim ile
BİR’liği kuranın. Ata yol versen, ahıra gider; sürüye yol versen,
ağıla gider; çobana ‘Var…’ desen, davarı güder; her yaratılan,
yaratıldığı hal ile varlığını sürer. Öyle ise, kulluk mertebesine
ermenin kutluluğunu bilginizden asla çıkarmayalım. Ömrünüzde
kaldığınız müddetçe kul olmanın mutluluğunu duyalım.
ALLAH’ıma emanet olunuz.
ALLAH’a ısmarladık.
10 ÖZ’ünü bulman için, kulluk hizmetini bitirmen
gerekir. Hizmette kusur eden, BÜTÜN’ü bölümde bırakandır. YÜCE ALLAH’ım, ‘Kul
hakkı ile gelme.’ der. BÜTÜN’ü tamamlamakta geç kalırsan, kul hakkı seni ezer.
Çünkü, cümle yaratılmışın tek gayesi vardır: BÜTÜN’de BİR’liği
bulmak, O’na varmak. Noksan isen, ‘Yapıya hizmetten uzaksın.’ derim. Hizmette
gaye, birbirine ışık vermektir. Işığı bütünlemektir. Tek
başına yanan kandil, dehlize konan muma benzer; ne gelene ne geçene
ışık tutar, kendi kendine yanar biter. (Yukarıdaki satırların birinde ‘Yapıya uymazsa, kandili yanmasın.’
demiştiniz. Bunu beddua olarak mı söylediniz?) Beddua
anlamında değil, niyaz anlamında verdik. Kandili çoklukta yansın, o da
hizmet kervanına katılsın. Yerden göğe geçerlidir. Her satırda anılır,
gelen geçene verilir. Silinen, daha önce bölünendir. Bağlamayı deneyen,
beklemekten usanmaz.
ALLAH’a ısmarladık.
LÂİLÂHE İLLALLAH MUHAMMEDÜR
RESULULLAH