1 Mayıs 1983 Buca-İzmir

1-  1 Mayıs 1983 tarihli hürriyet gazetesinin ön sahifesi bütünüyle, yeşil renkte bulutumsu bir gök cisminden uçan daire şeklinde söz etmektedir. 28 Ekim 1981 tarihinde, İzmit-Gölcük semalarında, çekirdek kısmında mavi renkli bir hilal şekli olan yeşil görüntünün renkli büyütülmüş fotoğrafları aylarca gizli olarak incelenmiş, bu gün basına verilmiştir. Bunun ne olduğu YÜCE ALEM’e sorulur.

2- 18 Nisan 1983 tarihli gazete haberlerinde, Sovyet kadın kozmonot Savitskaya’nın uzayda Sovyet erkek kozmonotları ile kapsülde cinsel birleşme sonucu hamile kalmadığı yayınlanmıştır. Buna değgin olarak ve 13 Aralık 1981 tarihli sözlü bildiride, ruhun ilk basamağının dünya olduğu bilgisinden yararlanarak; dünya ve atmosferin dışında insanoğlunun asla çoğalamayacağı yorumları yapılmıştır.

MEVLÂNA’yım ben!

1 AŞKI’na düştüğümüz günden; gönlüden alıştığım, güzel ile buluştuğum, her biriniz ile ayrı-ayrı söyleştiğim bilinir. Her kelime dilenen halde bölünür. Sayfalar döndükçe, günü güne yandıkça; ‘ALLAH’ım!’ deriz alırız, ADI’nda kainatı buluruz. ‘Gelelim, buluşalım, hep beraber oluşalım.’ dedik, cümlenizi selamladık.

2 “Ne geçenden sorgu, ne olana yargı cümlenizden gelmesin, noktada dahi hata aranmasın! Güleceğiz birlikte, olacağız zorlukta, bulacağız gürlükte. Yorum, düzene aykırı geldiğinde yerini bulmaz; kul dilerse, yorumda kendini görmez. Unutulmasın; her ata eğer vurulmaz!” dedi, YUNUS’um söze geldi:

3 “ ‘Atları saydım, itleri savdım.’ diyene de ki: ‘At ile it yan yana olmasa da olur.’ İt, kendini sürünün yanında bulur, çünkü orada gereklidir. Sürünün yanında at gereksizdir, her yaratılanın bir yeri vardır, her bedende bir deri vardır. Sana benzemeyen, yaratılmamış mıdır?” dedi, YUNUS’um selamladı, yürüdü.

4 Her rengi sorsalar, ağacın rengine uysalar, arınanı  bulurlardı.’ diyelim, sohbette O’nun adına gönlümüzü BİR’leyelim. ‘Ayağıma taş geldi, yürüyemedim; aldığım yük ağır geldi, sürüyemedim.’ diyenin sözünde yalnızlık kokusu vardır! Yolunu açacak DOST bulamadı isen, elbet yalnızsın! Yüküne yardımcı arkadaş bulamadı isen, ‘Gönül kapını örtmüşsün…’ derim.

5 “Her kulu ile DOST’luk sohbeti kurarım.” dedi, HACI BAYRAM söze geldi:

6 “Kapalı olmayan her kapı, gelen ile sevinir, seven ile övünür; gayrete, bilen bürünür.”

MEVLÂNA’yım! 

7 Bulutun rengi sorulur, ‘Yeşil, neden?’ diye yorulur. Oluşan, gerçeği belletir, bileni söyletir. Alacağın habere uyacak mısın, yoksa ne derlerse duyacak mısın? Yeşil rengi verdik, meleği diye bildirdik. Ondan gelen gölgedir. Müjde alınacağını daha önce bildirdik! Görüldüğü yerde, anıldığı anda, sayıldığı kadar. Hakikate aykırı değil, ne var ki, yoruma verildiği gibi de değil. (Gazetedeki haberle mi ilgili?) EYVALLAH! (Benzettiğimiz ay yıldız, bir müjde midir?) Uyuma davettir, davete icabettir. (O zaman, görülen nedir?) DOST, davete icabet ederse, bedene değil nedene bürünür, bulut diye görünür, rengine sarınır, her kulu bilirse, arınır. Alınan resim, gününü vermiştir. ‘Ayaktayız, niyaz ediniz, cümleniz işareti alınız!’ dedik. Verdik saydık, beraberce gördük. O günkü cumayı, kainat ile kutladık. (Nisan 1983 içinde bir Cuma, öğle ezanı dolaylarında niyaz edilmesi istenmişti…) Alan ile verenin, şüphesini silenin elinde, gönül fermanı kalır. ‘DOST olalım, DOST kalalım.’ derlerse, diyelim ki: ‘Dostluk söyleşte değil, ÖZ’dedir!’ Ne aldın ne verdin? Ceset ile ruhu nasıl birledin? Nefsini nasıl körledin? ‘Ceset bende!’ dersen, ruhun kimdedir? ‘Sana bana!’ dersen, sözün kindedir! Ne orda ne burda kaldım, ne ceset ile ruhu birbirine kardım. Biri söz, biri ÖZ, her adım göz; ruh ÖZ; beden söz. Akıl, bilmece; mantık gütmece. ‘Akıl nasıl bilmece olur?’ denir. Bildiğin, sadece sana açılandır. Bilmediğini beklersin; ‘Öyle mi? Böyle mi?’ diye yorumlarsın. Kesin bilmediğin bilmece değil midir?

8 “Doğan ile buluştuk, doyan ile söyleştik.” dedi, PİR SULTAN ABDAL söze geldi:

9 “Ağır aldım her taşı, ‘Yetersiz…’ dedim her başı, ‘Geçersiz…’ dedim uçan kuşu. Yedim içtim, yolda koştum. Düşündüm ki; ne ağır taşı yüklenmek, ne kulu bilir bilmez beklenmek, ne uçan kuş ile yollanmak kulun görevi değildir! Kul BİR’liğe-ER’liğe O’nun ADI’na bürünmezse, O’nun hali ile görünmezse; ne yoldadır, ne GÜL’de! ‘ALLAH’ım!’ dedim, canıma oku taktım, yayı gerdim, cesedi serdim. Dediler ki: ‘Bildiğini okudu, bilmeyen ile birbirine dokudu. Hasret kalsa, kainatı dolanacak.’ Açan her çiçek, O’nun rengine bürünür, O’nun kokusunu sürünür, O’nun yeşiline sarınır; yaprağından alır, kökünden bilir! ‘Öyle ise; çiçek de mi olamam, suyunu mu bulamam?’ dedim, her zerrenin verdiği emre uydum. Her biriniz aldığınız emre uyarsınız, nasıl olur inkara düşersiniz. Ben, ‘Güzel… Çirkin…’ demeden uydu isem, sen de uyacaksın! O’ndan gelen sesi zerrenden bileceksin aykırı gelse bile, öylece düzende huzura varacaksın! Gölgeler silindi, verilen güzel ile gün müjdelendi. Her an niyazınıza eklenen müjdeleri bekleyiniz! Yorumda, özel genel, DOST vergisine isim koymayınız! Ben, senin ile bütünüm! Sen; eşin ile evladın ile, komşun ile, şehrin ile, vatanın ile, kainat ile bütünsün! Bütünden kendini soyutlarsan, yaratılmışlığa isyandasın! Kavuşmayı, önce yakınların ile, sonra O’nun ile düşün! Zincirden kendini ayırma!” dedi, PİR SULTAN ABDAL selamladı yürüdü.

10 “Sevdim övdüm, gerçek diye gördüm, olumsuzu yere serdim.” dedi, KAYGUSUZ söze geldi:

11 “Dört bir yanın örülü, bilen bilmeyen sarılı; ‘Neden? Niye?’ demeden bekleşir, ‘DOST olsa…’ diye söyleşir. DOST, sendedir senin ile; DOST bendedir O’nun ile! Düne güne bakalım, yarına gönlümüzü açalım; öylece bilinen yoldan geçelim. ‘Hatalarımız…’ dedik, her günümüze yandık, doğruyu öylece bulduk.” dedi, KAYGUSUZ cümlenizi selamladı, yürüdü. 

12 “Bağladım ayağı, bekledim kayağı. Kar yağdı kayacağım, güzel güne doyacağım. Beyler, hatunlar! DOST diye bilelim her kulunu, DOST diye söyleyelim her yolunu! Uzun olsun, yeter ki her kulu HAKK’ı bulsun!” dedi, HAMZA DOST cümlenize RESULÜ’nün selamını getirdi:

13 “ÖZ’de gözde O! Sözde sazda O! Kışta yazda O! Veren O! Alan O! Neyin sahibi oluşurlar, hangi bedestende buluşurlar, kaç metre fistan alışırlar?! Sadece selam alışsınlar, selam ile oluşsunlar, AŞKI ile doluşsunlar! Silsinler gölgeyi, bulsunlar katkıyı. Desinler ki: ‘O gündeyiz ki, RAHMETİ yağarken ÖZ’ü bulalım, ÖZ’ümüzde kalalım!’ Selam O’ndadır, kim olursa olsun, O’nun ile BİR’liğedir! Selam sözden değil, ÖZ’den olsun! Her kulu, karşısındakinin hatasını silsin; desin ki: ‘Zerresindeki emre uyar, ola ki nefsi ile yanlış duyar…’ Geçicidir. Her kulu göçücüdür. (Öyle ise, kulun katkısı da olur zerrelere?) O’ndan gelen O’na döner; bilen bilmeyen O’na yanar. Cümlenize selam olsun.” Dedi, HAMZA DOST selamladı yürüdü.

14 Gönüller açmaya gerçek bilincidir.’ diyene de ki: ‘Gerçeğin direncidir.’ Teraziye koyduğun bilgi gerçek ise, ağırlığını verir; kulu hatada olsa da, gerçeğin direnci doğruyu buldurur. Şüpheniz olmasın! (Gerçek bilginin farkına nasıl varacağız?) Bağladığın düğüm çözülürse gerçek, çözülmezse yanlış yorumdur. Aydan söz edene daha önce verdik, ‘Taş toprak bile yetersiz…’ dedik. ‘Arayalım bulalım, dünyayı zengin yapalım!’ denildi. Dünyanın maddesi dünyaya, Ayın maddesi Aya gereklidir!  Ne onu buraya, ne bunu oraya tabedemezsin. Edilmez, el ile tutulmaz! Gerçek değil midir Ay? Gerçektir amma, senin gerçeğin değil! Sana sadece söz ile saz ile verir, ÖZ’ü kendinde kalır! ‘Geldiğin günden verirsin; kimini oldurursun, kimini daldırırsın, kimine buldurursun.’ dediler. Alan da, dalan da, dolan da sadece kendi gerçeğine uyandır. Yorum da öyledir. Her kulu, kendi bildiğince yorumlar!

ALLAH’ıma emanet olunuz.

ALLAH’a ısmarladık.

LÂİLÂHE İLLALLAH MUHAMMEDÜR RESULULLAH