21 Nisan 1983

MEVLÂNA’yım ben!

1 Koşuya atılan her tay, yolunu vereni bilir, dilenen yerde durur. Cümlenize selam olsun, kayıtta verilen, düzende görülen her kulu niyazına uysun.

2 “Geldik bulduk yüzünü, ‘Söyle…’ dedik sözünü, yere koyduk dizini. Alacağız, göreceğiz, dileyene vereceğiz.” dedi, YUNUS’um söze geldi:

3 “Altın aldın eline, ‘Derya…’ dedim diline, diken batmaz dizine. Söz bizden, göz YÜCE’den; ‘Ayır ALLAH’ım geceden!’ Günde açık sözümüz var, yerde yarım sözümüz var. Aldığını bilecek, düzene uydurup gelecek.” dedi, YUNUS’um selamladı yürüdü.

4 “Gökte Ay yıldız olur, Güneş hepsini bulur, bağlanan düğüm açılır. Düğümlenen iplik, gözden geçen yorumdur.” dedi, MERKEZ’im söze geldi:

5 “LOKMAN ile söyleştik, DOST KAPISI’nda bekleştik; açan açılan ile, yeniye sözleştik. Düğümü çözeceğiz, düğüne gideceğiz; kapı açık kalırsa, her gelene güleceğiz.” dedi, MERKEZ’im geçici olanı bildirdi: “Üç öğünde bal yesin, baldan gelecek şifayı bilesin, kapında bekleyeni göresin. Ona de ki: ‘Yaprağı saydım, niyetini soydum.’ Gönlünde olan, ALLAH’ımdan gelendir. Her söz, bağlı olduğu yerde noktalanır.” dedi, MERKEZ’im selamladı yürüdü. “Aç kapını gelsinler, ‘ALLAH!’ deyip sevinsinler; O’ndan geleni bilsinler, O’nun ile olsunlar.” dedi. 

6 MEVLÂNA sözünü cümlenize bağladı. Her dört duvar, bir olayı noktalar. Günde ağlayan, gelende gülecek, elinde dilediği kalacak. Yanında olana… Ayağına geleni, aydın günü bileni bağışla; de ki: ‘ALLAH’ım, gözünü sözünü kuldan ayırmaz, kulunu kuluna kayırmaz!’ Öyle olsun, olan ile eğilsin. Yaprak elinde ise, dilinde GÜL’ü kalsın, gönlüne cümlesi girsin. Seveceğin her zerrede, büyüyen vardır! Bulutu seversen, düşün ki gelen rahmettir; deme ‘Çamur, zahmettir!’ Eğri doğruya hükmetmez, ALLAH’ım asla izin vermez.

7 “Soğuk, geçerli olduğu günde yeterlidir, Güneş’e asla dayanmaz. ALLAH’ım düzenini bilgisince yazar. Dağlar yerini değiştirebilseydi, denizler taşardı. Nehirler tersine aksaydı, kainat şaşardı. Her zerre, asla yerini bilinçsiz değiştirmez, değiştiremez! Onun için ‘Olursa? Olmazsa?’ diye kayguya düşmeyelim! ALLAH’ım ne YAZDI ise şaşmayalım! Diyelim ki: ‘O sever, sevgisince yazar, seven sevgisince taşar…’ sevginiz dahi ölçüde kalsın; ne şaşalım, ne taşalım, HAK ADI’na koşalım-koşalım!” dedi, PİR SULTAN ABDAL söze geldi.

8 ‘Demde güzeli buldum, güzel ile hemhal oldum.’ diyene, HACI BAYRAM selam ile geldi. “Öğüt verdim söz ile, ‘Güzel!’ dedim söz ile; kainata bakasın, sen bendeki göz ile!” dedi; her olayda uyum ile kaldığını, sükun ile bulduğunu söyledi. “At alanın, it bilenin elindedir. Ayağına her adımda taş gelse de, bilesin ki HACI BAYRAM yanındadır. Ezilene lokma ver, toplansın; dağılana elini ver, katlansın. Yanındayız; asla şüpheye düşme! Ne derlerse desinler, hiçbir sözü deşme!” dedi, HACI BAYRAM gönülden geleni kutladı, selamladı yürüdü.

9 ‘Az yersen çok verir.’ diyene de ki: ‘Dilediğine verir, yediğime değil!’ Her yaprak sözünü açar, her kulu o köprüyü geçer, kendi kendini öylece seçer. ALLAH’ım ÖZ’de olanı bildirsin, buldursun, bilgimiz üstünden örtüyü kaldırsın. Sana. Açık gelen her sözde, HAKK’ın İZNİ vardır. Dört yolda dursan, ‘Yolum hangisi?’ desen, bağladığı yöne gidersin. Açılan kapı odur! Yöneldiğin halde, en güzeline talip oldun. Geçitte bile bile RAHMETİ’ni buldun. Elinde olan ile kalasın, gelecek senindir bilesin. Her yol BİR’e götürür, elbet, her kul gönlünde GÜL’ü götürür; O’nun huzurunda, nefsinde olanı bitirir. Açılacak olan düğümde, LOKMAN’ın hizmeti vardır. 

MEVLÂNA’yım!

10 Yolumuz, cümleniz ile, gönlümüz cümleniz ile. Her bilen, bilmeyene versin! Versin ki, dilediğine beslensin! Aldığını vermezsen, DOST KAPISI’na durmazsın, dilediğin mekana varmazsın! Boşaltmazsan destiyi, nerde bulursun desteyi? Açtığın her kapı, gönlüne göredir. Dost diye açarsan dosttur, düşman diye kaçarsan düşmandır! Bilgini HAK ile besle ki, düşmanlar dost olsun, dostların dost kalsın! Cümlenize selam olsun. ‘Bana niyaz!’ diyen kulu, FATIMA ile selamlaşsın.

ALLAH’ıma emanet olunuz.

ALLAH’a ısmarladık.

LÂİLÂHE İLLALLAH MUHAMMEDÜR RESULULLAH

(Resim verilir: YUNUS EMRE)

11 Açtık geçtik yüzünü, HAK’tan bildik sözünü; ‘YUNUS…’ dedik peyledik, cümlenize eyledik.