17 Mayıs 1983

MEVLÂNA’yım ben!

1 Kapılar açık bize, selamla geldik size, HAK YOLU’nda başlayalım söze. ‘Geldim!’ diyenin nefesinde, ‘Bildim!’ diyenin kafesinde, O’nun YAZISI vardır. Beden. Kendi kendime sorsam, her olayı hayıra yorsam, yazıya uyduğumdandır. Her sözün, bilmece olduğunu düşünmeyin!

2 “Hurmayı yedi isek, ayak ile geldi isek, bilin ki HAKK’ın RAHMETİ’ndendir.” dedi, YUNUS’um söze geldi:

3 “Bal alsam petekten, arı bana sormaz mı? Aşarsam yüce dağı, ayak beni yormaz mı? Attığım her adıma, ALLAH’ım sevap yazmaz mı? O’nun ile olduğum, cümleyi O’ndan bildiğim günde; ‘Bilmece?..’ dediğimi sildim, ‘Yorumsuzluk.’ dedim güldüm.” dedi, YUNUS’um selamladı yürüdü.

4 “Bağla eli düzenli, dar gelse gelmese.” dedi, KAYGUSUZ sözü aldı:

5 “Ne ipek, ne çarşafla, pamuk sargıyla değil. Dumanı sil önce! Beden ile değil, neden ile düştün. ‘Elden kaydı…’ demeyesin! Destek diye bastığın, sert geldi yastığın. Ne öyle, ne böyle, olmasın asla gaile. ‘Ne sefer, ne seher, cevap vermedi!’ dersin; gönlünde olan ile aklına geleni, pişmeden yersin. Ne denirse denilsin, bil ki sevilen sensin. Gölgeyi silecek, perdeyi bölecek, elbet gelecek.” OMAR der ki: “ Ne ince dokudum, ne seferden sehere okudum. Bilen ile bilmeyenden aldığımı, güzel olur diye bekledim. Beklediğin günden yaydığın güne kadar sayıyı bulacaksın, sözümüz HAK’tır bileceksin. Diyeceksin ki: ‘Ne ağrı, ne çağrı; O’ndan geleni bozamaz; kendini yerden gökten yukarı görenin dumanını silemez! ALLAH’ıma emanet olunuz.” dedi, OMAR selamladı yürüdü. “Doğuşa el verdiysek, satır-satır verdiysek; bilenin halindendir, soranın yolundandır.” dedi, KAYGUSUZ dağda bağda gönlünü her dala koydu.

6 “Çiçekler açtı dedik, bilenler geçti dedik.” Her sevene dilediği şerbeti sundu, RABİA yoldan aldığını güzele sordu:

7 “Güzelliğin bellidir, saçım her teline bağlıdır, kimi bağlı kimi dağlıdır. Ne var ki, cümlesinin hali bellidir. Aradım su içeyim, sordum yoldan geçeyim. Dediler ki: ‘Yol senin, sular senin, gönlündeki bağlar senin!’ Ne aldın, nerde durdun, nerden aldığın kime sordun? Elbet bilen verecek, YARATAN’ın görecek.” dedi, RABİA SULTAN yürüdü, selamını cümlenize iletti.

8 “Her akan suya baktım, köprüye kement attım. Ağacın her dalına, kulunun her haline, ‘O’nundur! O’ndandır!’ dedim; sevgimi sakınmadım, ‘Ne oldu?’ deyip bakınmadım.” dedi, HACI BAYRAM söze geldi: 

9 “Destek dileyen DOST arayandır, beklediğin her günde kendini gönülden oyalayandır. Ağır gelmedi desti, akan su durmadı, ağacın yel ile yıkılmadı. ‘Her satıra nokta koysam!’ dedi, günde kimse kaygu almadı.” dedi, HACI BAYRAM dört yönden aldığını, seni bende bildiğini, demde kayguyu silmen gerektiğini, açılan her kapıya gelmende boşluk gördüğünü söyledi. “O’nun KAPISI BİR’dir, BİR’liğe götürür. BİR’den geldi isek, BİR’de bitirir. Soylu gelir soysuz arar, her kulu alabildiğine sorar. Güne bağlı kalmadan, yönü hataya yormadan bekle! Yapıya düşse bile kasaya el atacak, her aldığını ‘Nasibim!’ diyecek tutacak. Buğday tanesini sayasın, ‘Nasibim!’ diyesin, kesene koyasın.” dedi, niyazını senin ile başladı senin ile sürdürdü.

10 “Her nefes, benden sana selam getirir!” dedi, BEHLÜL’üm söze geldi:

11 “AKDEVE’ye binelim, dilenen şarabı gelene gülene sunalım. ‘Ağlara balık gelse…’ diyene soralım; etine mi, yatına mı, aldığımız sathına mı? Elbet alacağız, gönül verdik dolacağız; GÜL’üne talib olduk, seferde dolanacağız. Konuk gelen ile, konuyu bilse bilmese açacağız, her taşı aşacağız; DOST olduk kalede kaldık, dağılanı toplayacağız. Her PİR’in, BİR’den gelen BİR’liği, kendine adını veren kalesi vardır. Kaygusun alıştığı, dostluğumuzun oluştuğu; YAR diyendedir, ölçüsü gönüldedir. Bağlandığın için, ‘Ne ora, ne bura, bilgimde kalmasın kara.’ dersin. Ayağıma giyeceğim, BEHLÜL denildi isem kalemi bulacağım. Elbet geleceksin! Derman dilenen her olayda, FERMAN YÜCE’den dedik. Kemerde bağlı kalan her düğüm, açılandandır. Geçilmeyecek eşik yoktur, yolunda ise. Yapıya geldi isem, adımı aldı isem; eşikten beşikten değil, kaşıktandır. Nasibini dağıtan demektir… Bilmez misin, her lokmanda, yiyebilenin çokluğuna niyazdasın? Yoksulun yokluğu elbet niyaza gelmez, kainat eşitte kalmaz. Gayret, sende boşa değildir!” dedi, her kaşığında nefesi olduğunu bildirdi, selamladı yürüdü.

12 “MEVLÂNA DOST’un, çimenler postun oldu. Kapılar kapanmadı kaldı, eğilen kulu menekşenin rengine daldı.” dedi, EYYÜB’üm selam ile geldi:

13 “Yeşilden mordan nasibin gürdür, toz olsa bile aklayacak paklayacak kardır. Denilmesin: ‘Olumsuza uymak zordur!’ Geldik deyip güleceğiz, bilene bilmeyene selam verip geçeceğiz. ‘Mutluluğuma!’ demedin, her sözde ‘Mutluluğuna!’ diye selam verdin. Kendini sildin, kapıda olana güldün. Sağ eline sormadın, sol elini vurmadın. Elbet olacaksın, olduğun halde kalacaksın, gülen ile güzeli bulacaksın.” dedi, EYYÜB’üm selamladı yürüdü.

14 Dağlar bağlar şenlendi, ocakta aşımız demlendi, gelen ile bulan canlandı. 

ALLAH’ıma emanet olunuz. 

ALLAH’a ısmarladık.

LÂİLÂHE İLLALLAH MUHAMMEDÜR RESULULLAH