19 Mayıs 1983

MEVLÂNA’yım ben!  

1 Kapalı olmasın kapılar, hatada kalmasın yapılar. El olmaz, GÜL’e gelmez, gönülde kaygu oldukça. Cümlenize selam olsun.

2 Suyun yüzü dalgalı ise de; aslından alacağın, şüpheyi sileceğin daha önce verildi.  Karşımızda olana! ‘İki ucu toplansa, dört bir yanı katlansa…’ denilen olayda, düğüm atmadan düşünmek gereklidir. Az verirsen yerinir, çok verirsen gerinir. Olumsuza gönül koyma, elbet en güzeli bulunur. Çevreye düğüm atsam, atlıya kement satsam, diyeceği açıktır; ‘At ile dalaşmam, DOST verirse karışmam!’ Her kulun savaşı, kendi bilgisindedir. Her öğüt, alan ile değer kazanır. DOST diye bildiğin her varolan, istemese de DOST kalmaya mecburdur! ‘Dağılan, nerde toplanır?’ deme! Her açılan bohça gün gelir katlanır, yarın yarından sonra… ERLİK’te, sefer değil, seher gerçeği gösterir. Seher: aydın güne açılan, bilgiye soyunan kişinin yorumudur! MEYDAN, cümleye açıktır!

3 “ ‘Bağda üzüm aradım, güzel saçın taradım.’ dediler, gönülde olanı sergilediler. Uyduğum gün, duyduğum üç ses oldu; üç ses de, gönülde oluşana uydu.” dedi, YUNUS’um söze geldi:

4 “Davar sürdüm gütmeye, ‘Çoban mısın?’ dediler, ‘Yabanım!’ dedim. Dağda, yolun gidişine rehber verdiler. Gide-gide buldum, ardıma döndüm baktım ki; ne dağın yücesi, ne günün gecesi benden beni almadı, benden zerre salmadı, bilgimde kara kalmadı. Kimin sürüsü kime yol verir, YUNUS kimden kimi alır? Dağdan dağa aştıkça, senden benden kaçtıkça; elbet, oluşana doluşana nokta koyamaz! Saymayı denediğim her zerrede yersiz olanı aradım, aramakla yolumu uzattım. Dediysem ‘Vermez’; dediler, ‘Güneş yemeden koruk tatlanmaz!’ diye bildirdiler. Yolun DOST ile buluşturduğu, bilgi ile oluşanı karıştırdığı denilen; gayrete geldi isem, akan selden esen yelden değil elbet! Dolu bardak taşacak, yolu aldı aşacak, HACI BAYRAM koşacak!” dedi, YUNUS’um selamladı yürüdü.

5 “ ‘Dayandığım her daldan adını soracağım, bildiğim yola öyle varacağım!’ diyene de ki: ‘Yol, senin bildiğin değil TANRI’nın verdiğidir!’ ” dedi, HACI BAYRAM sözü aldı:

6 “Dört duvar örtendendir, eğer çatısı var ise. Dağılana yönelen her kulu, eğilenden olursa; gölgeyi siler, her buğday tanesinde bilgisini böler. ‘Nasıl?’ denilir. Noktaya sığdırdığın kainat buğdaya dahi yön verir, yapıyı bilecek olana gün gelir. DOST diyelim, her zerreyi bilelim! ‘Taneyi attı isem, aşacağım eşikten beklediğim nedir?’ diyelim, kendi kendimize beklediğimizi soralım. Seyre daldığımız her olayda, sadece HAKK’ın EMRİ olduğunu bilelim. Diyelim ki; ‘Azda da, çokta da O’nun EMRİ’nde kalalım, sadece EMRETTİĞİ’ni dileyelim!’ ” dedi HACI BAYRAM, üç öğünde diline tesbih olan niyazı RESULÜ ile paylaşalım! “Niyazın NAS SURESİ olsun! Serden geleni unut, nardan aldığını ‘ALLAH’ımın YAZISI!’ de. Od. DOST sandığın her varolanın, DOST olduğuna inan! Öyle inan ki, ona ‘Ben HAK ADI’na inandım!’ diyesin.” dedi, HACI BAYRAM selamladı yürüdü.

7 “Balını alırsan arının, soyun(l)an arıdan bulursun zehrini. Kendine verdiğine değil cümleye kardığına inandı isen, sen de ona yardımcı olasın ki paylaştığına sevinsin.” dedi, PİR SULTAN ABDAL söze geldi:

8 “Arıcı isem balı benimdir, çalıcı isem zehrine taliptir; yol budur! DOST isen DOST bulursun, kastına düşersen yolda kalırsın. Dar dedim boğazı, koyun verdiler. Tarlamı sürdüler, hem de ektiler, önüme bir yığın buğday döktüler, sonra da kulağım büktüler; ‘Dağıtırsan gine aç kalırsın, bir dilim ekmeğe muhtaç kalırsın!’ dedim ki: ‘Ne ekin, ne dökün, ne de kulağım bükün! Lokmam tek olsa da paylaşacağım, huysuz da gelse uylaşacağım!’ Ben gönlüm ile savaştayım, DOST ile değil; yerden göğe barıştayım, post için değil!” dedi, PİR SULTAN ABDAL yürüdü, selamını cümlenize iletti.

9 “Her satır bilenedir, benim deyip alanadır, AŞK’ı ile dolanadır. Gönül beşikte ise, bilgin eşiktedir. Damarda kan var ise, sevginiz candadır.” dedi, KAYGUSUZ söze geldi:

10 “Gölden uzak kalmadım, deryaya selam salmadım, çünkü deryadan adımımı almadım. Her kuş kanadını bilmeden çırpsa; döne-döne çarpışırlar, kana-kana yarışırlardı. Düzene öyle uyarlar ki; dağılmadan gezerler, mevsimini sezerler, kondukları her dalda bir bütünü gözlerler.” dedi, KAYGUSUZ cümlenizi selamladı yürüdü.

11 “Akan ile bakan bir oldu mu, derya da, göl de bütünde kalır. Gönlünü bağlarsan, cümlesinde kalırsın. Gölde balık avlayan; senden mi, benden mi? Elbet O’ndandır! Her zerre bilgine bilgi katar, bilgin elinden tutar; derman dileyen her kulu, bilgisini satar. ‘Ne demek?’ dendi: Şikayet, bilinmeyene denktir! Her bilen bilgisini verirse, dostlukta ahenktir. Şikayet, satılan; bilgi, temele atılandır. Şikayet ettikçe; derdini atarsın, bilenden şifa alırsın. Alış veriştir. Demde oluşanı paylaştı isek, DOST’luk alış verişidir. Bilgi verdi isem, sevap aldım. Bilgiye talib oldu isen, sevabı paylaşmış oluruz.” YAHYA söze GÜL gönlünde geldi, “Her soyluda, güzellik var!” dedi. “Soğuk olmazsa, sıcaktan beklemezsin, dağılanı toplamazsın. Birbirine eşitler, düzene göre çeşitler.” dedi, YAHYA EFENDİ yürüdü.

12 ALLAH’ıma emanet olunuz, HAMZA DOST ile selam alınız. Yanınızda olanın, ağam paşam dediğin. Her gönülde aldığın gibi, sofrana koyduğun kadar… Karşımızda olanın YUNUS ile söyleştiği bilinir, demde sorulana MERKEZ’im cevab verir. Üstüne aldığın her görevde, desteyi dağıtmadan eğit!

ALLAH’ıma emanet olunuz!

ALLAH’a ısmarladık.

LÂİLÂHE İLLALLAH MUHAMMEDÜR RESULULLAH