24 Mayıs 1983

MEVLÂNA’yım ben!  

1 Koşuya gelen bilir, her arayan bulur. Cümlenize selam olsun, aldığımız nefesler dünyada kalsın. 

2 “Cama gözün dayarsan, masaya örtü koyarsan; ‘Güzele adım attım!’ dersin, aldığını seve-seve yersin.” dedi, YUNUS’um söze geldi:

3 “Her alan bilir, gölgede Güneş’ten yanan kalır. Açacağım perdeyi, geçeceğim gerçeği. Diyeceğim ki: ‘Güzele talip olmaktan değil, nefesime galib gelmekten gönendim!’ ‘Doydum, ADI’na doydum!’ dersem, benden sana bilgi gelir. Değişene talib isen, oluşanı düşün! Hiçbir el, öbüründen üstün değildir! Ayrıya geleni, ALLAH’ım vermez! Ayrıda görülüyor ise, hatayı kendinde ara! Düz ovaya çalı çırpı ekersen, yüce dağda keten kenevir bükersen, deryaya kova-kova su dökersen; ‘Düzenin hatası!’ diyemezsin, DOST KAPISI’nda tatlı aşı yiyemezsin! DOST’un diyeceği, verginden her kulun güleceğidir. MEYDAN’da senden benden gayrısı olmaz, cümlenin, BİR’likten gelişinden kaygusu kalmaz!” dedi, YUNUS’um selamladı yürüdü.

4 “Aldığım her mendile ADI’nı yazdım; eli ele olana, ‘Selam!’ diye gelene, ‘Soğuktan sakınsın!’ dedim. Aldığı kadar verdi, her damladan HAKK’ın RAHMETİ’ni sordu.” dedi, SARI ANA selam ile geldi: 

5 “Çevreye dağılmadan, kuluna eğilmeden düzen kuralım; DOST KAPISI kapanmaz, kapatanın kapısını kıralım! ‘Aç gezen, DOST aramaz!’ diyene de ki: ‘DOST, aç ile tok ile beraberdir!’ Gönülden bağladığın, satır-satır okuduğun, günü gelende dokuduğun olacak.” dedi, SARI ANA selamladı yürüdü.

6 “Öğüt verdim ozana, kağıt verdim yazana, ‘ALLAH!’ dedim bozana. DÖRT KAPI’ya durursan, her birine vurursan, gelene uyacaksın!” dedi, MERKEZ’im söze geldi:

7 “Her çaldığın kapıdan alacağın söz BİR’dir, birinden öbürüne giderken aldığın hiçbir sözü unutma! Bir sonra aldığın, bir evvelkini silmez; DÖRT KAPI, asla birbirini bölmez!” dedi, MERKEZ’im selamladı yürüdü.

8 “Ocak başında dursam, eğilene bir vursam; yapısına uyacak, aldığına doyacak.” dedi, BEHLÜL’üm söze geldi:

9 “Her ocak kaynayacak tencere bekler, kul aşı içine ekler. Canlardan can alanlar, canlardan can verenler, benden senden öte değil; ALLAH’ım, bildiğinden güzeldir, katı değil; beden sana emanettir, ruh asla değil! Gölgede kalan mı güzel, kainata dalan mı, yoksa HAKİKAT ALEMİ’nde güzelden güzele doyan mı? ÖZ ile verdiğini, ÖZ’den alan O’dur ebedi; ne var ki, sözü silen de O’dur; bedendeki katıyı alan da, arttıran da O’dur!” dedi, BEHLÜL’üm her damladan oluşanı sordu.

(Resim verilir: SARI ANA yavrusu ile)

10 “Yazdık çizdik konuyu, sildik olumsuz kanıyı. YUNUS’a söz veren de, BEHLÜL’e yol gösteren de, cümle ile sohbeti kuran da; O’ndan! Bilen, O’nun ile oluşandır; söz edilen, yeni ile gelişendir.” dedi, BEHLÜL’üm resimden sorana; “SARI ANA yavrusu ile… Yavruyu doğuran değil, doyurandır ana! Her dileyen yavrusu olur; kimine oğul, kimine oğulcuk der.” dedi, BEHLÜL’üm selamı selamladı.

11 “YEMEN’den geldik söze, durmadık sorduk size. Olacağız, düzlükte bulacağız. Cümlenizi aradık, gönülleri taradık, sohbet topluca kuracağız. ‘Geldi! Gelmedi!’ denilmesin, YEMEN’den verilen her söze nokta koyulsun. HACI BAYRAM’dan aldığınız selam ile, HOCA BEKTAŞ’a verdiğiniz selam ayrı değildir! Değirmenden verdiği buğdayı ayrı almazsın elbet, un olur sana öyle gelir. ‘Olandan mı? Bilenden mi?’ demeyin, her kelimenin bilginize anahtar olduğunu düşünün! Boşuna yağmayan yağmur, boşuna verilmeyen her satır; gün gelir tarlada yeşeren bitki gibi, bilgin de yeşeren düzenli algıyı gösterir. Çalışmak değil, alışmak ve oluşmak gereklidir. Biliyorum diyen her kulu, sadece kendisini sınasın! ‘Bilgi kimden?’ denilir; daha önce dedik, YEMEN’den! Teraziye koyduğun her bilgide, ağırlığı olana çevir! Yerden göğe dolsan, yapıya kapı kalsan, gine alacaklısın. Olumsuzluğu sildik, her olayda güzeli bulduk.” dedi, HAMZA DOST söze geldi:

12 “ ‘Kuşlar gibi olamam, ince dala konamam!’ denirse de; ‘Yoğun alıştığın, kendin ile buluştuğun günde, ince dala bile gerek yok!’ dediğimi unutma! Dal ne kadar ince olursa olsun, maddedir. Maddeyi geçti isek, manayı seçti isek; ne dal gereklidir, ne gövde; kulu en güzel çağda… Verimine yardımdayız!” dedi, HAMZA DOST yürüdü.

13 “Kim ile olduk, kim ile kaldık, kimden kimi bulduk?.” dedi, RABİA söze geldi: 

14 “Altın tabak aşına, gümüş tabak başına, oturalım yolun taşına. O yana, bu yana, uyduk güzel oyuna. Seni beni sarsınlar, sofranızı kursunlar, ‘DOST KAPISI!’ desinler, azdan çoktan yesinler.” dedi, RABİA selamladı.

15 “Tepsiye talib oldun, hep sinde günü sordun, yünden çile doldurdun; düğüm-düğüm olandan, yaprağa renk verenden, kaderini okudun. Okumak yeterli değil, dokumak gerektir! Yumuşak düzen bulalım, her düğüm çözülür bilelim. Çünkü elimiz dilimiz gönlümüz, bilendendir!” dedi, EYYÜB’üm selamladı.

16 “Güçlüğü yeneceğiz, olaylara güleceğiz; ‘Gitsin, gelsin, bulsun, bilsin!’ diyeceğiz; her adımda, selam alacağız vereceğiz!” dedi, BAYRAM gölgeden Güneş’i verdi: “Sağdan geleni soldan alacağız, her seferde doğan Güneş’e seheri soracağız; ‘Senden mi? Sana mı?’ diye, ‘Yoksa, cümleniz O’na mı?’ Her günüm ayan beyan, her günüm yol üstünde yayan, her günüm aş ile tok ile dayan; senden benden silinip, O’ndan olan… İşte, doğan Güneş, her kulunda O’dur! Ne senden esirger, ne benden sakınır, ne çok alandan yakınır.” dedi, HACI BAYRAM selamladı yürüdü.

17 “Bastığım yer çamur değil, çünkü düzeni buldum, hizmetine talib oldum; bilinmeyene sordum, bilineni sardım.” dedi, KAYGUSUZ her adıma sahip oldu. “ Hizmete sahip olmak, adımına sahip olmaktır! Gerçeğe nokta koyarsan, YAZILAN’a uymuş olursun, cümle kayguyu silmiş olursun. ALLAH’ım RAZI olsun.” dedi, KAYGUSUZ selamladı. 

18 Az güldük, çok verdik. Çok gülelim, çok bilelim, O’nun ile O’nu bulalım, kahırdan uzak kalalım. Diyelim ki: ‘Kahır; güzeli siler, ömrünü böler! O ne DEDİ’yse olacaktır, elbet bilen bulacaktır!’ El ele olduk, her güzele uyduk. Selamladık zerreleri, selam alacağız, aldığımız her selam ile selameti bulacağız! 

ALLAH’ıma emanet olunuz.

ALLAH’a ısmarladık.

LÂİLÂHE İLLALLAH MUHAMMEDÜR RESULULLAH