31 Mayıs 1983

MEVLÂNA’yım ben!

1 Ne kusurdan söz ettik, ne yapıdan gayrıya göz attık, her dileyene ocağına vardık aşına tuz kattık. Selam olsun, her bilen bilmeyenle kendini bulsun.

2 “Geçtiğin yolda bulduğun, adım-adım olduğundur. Doğurana el versem, gününde gönüle girsem.” dedi, MERYEM sözü aldı:

3 “Soyunduk söze ÖZ’e, yorumda dedik düze. Güleceğiz bileceğiz, sözümüz var geleceğiz. Ay doğduysa, gece aydın olur, kulun gönlü huzur bulur. Gölgeler silinsin, seherde güne bakılır bilinsin.” dedi, MERYEM TOKTAY’ın selamını cümlenize iletti. “Yapıya uyan gelir; çağırdık, duyan bulur. Yumuşak dedik geldik, meyvenin tadına sevdik sevindik, zorda olanı kolaya çağırdık. Ganimet, yerini bilene verilir; paylaşan, kendinden aldığını değil, kendinden verdiğine sevinir.” dedi, MERYEM selamladı yürüdü.

4 “Esen yelden haber sordum, fırtınayı kötüye yordum; yerden gökten beklemeden, sözü sohbete eklemeden… Aradım gördüm ki; ne yelden cevab gelir, ne fırtına olmayanı haber verir. Her olayın düzeni vardır, düzenin de YAZAN’ı… Ne öylesi, ne böylesi, bitti gönül kavgası.” dedi, KAYGUSUZ söze geldi:

5 “Suya bakarsan yüzünü göreceksin, öylece NURU’na ereceksin. Varsın taşlar yığılı dursun, gönülde eğitim kendine kalsın. Aldığın her damla sende bende oluşur, her güzel gölgeleri silerse buluşur.” dedi, KAYGUSUZ YUNUS ile söyleşti: “Düşün bir kaşık aşı, nasıl bitirir taşı. Acı ile, tatlı ile, ekşi ile, tuzlu ile bileşir bütünleşir. Bir tek kapta bulursun, tadına varamazsın, yemezsen duramazsın. Her birine söz ettik, YUNUS MEVLANA dedik her satıra göz attık, demde oluşan halde cümlenize katıldık. Kaşığımız sofra oldu, cümlemiz adınıza geldi. Sunulandan aldınız, ‘ALLAH’ım ne güzel!’ dediniz. ‘Nerde? Nasıl?’ denilir. (Rüya?) Evet! Oylarınız sevgililer ile… Sevgililer, elbet cümlenin…” dedi, YUNUS ile KAYGUSUZ açık olan her düğümü bağladı. “Ne ayrıdayız, ne sizlerden gayrıdayız; yüzünüzde peçe varsa, elbet biz de kaygudayız. (Peçe nedir?) Şüphe! Senden benden gelişmez, şüphe bizlerde buluşmaz!” dediler, yürüdüler.

6 “ ‘Yere düştü desteğim, ağır geldi kösteğim!’ diyene, de ki: ‘HAKK’a dayandı isem; ne desteğim düşer, ne kösteğim taşar!’ Kul, aldığına şaşar.” dedi, BEHLÜL’üm söze geldi:

7 “ ‘Değirmen taşı mısın, dertlilerin başı mısın? Aldım verdim, her sorguda seni buldum!’ dersen de; kayalardan atlasan da, bildiğini katlasan da; olacaksın bulacaksın, olduğun gibi kalacaksın, yapının emrine uyacaksın! Aynı gün birbirini kovalamaz, her an bile birbirine uymaz; gölde avlanan balık deryadan söz getirmez, getirse bile verdiğini bitirmez!” dedi, BEHLÜL’üm her sözünün ÖZ’ünde, senin ile oluşturduğu yapında, uyum sağlanan akımı buluşturduğunu söyledi, selamladı yürüdü.

8 “Çağırdın mı bileni, ayırdın mı geleni, satır-satır okunanı?” dedi, PİR SULTAN ABDAL söze girdi: 

9 “Elbet geldim çağrıya, dağlar bana yol verdi. Eğildim dar geçitte, yollar bana su verdi. Yoksul dediler güldüler, ağaçlar meyve verdi. Bilse bilmese, gönülden aldığına yansa, elbet o kulu erdi. Kayık aldımsa, suya öyle daldımsa; gölden beklenenden değil, göle eklenendendir.” dedi, PİR SULTAN ABDAL selamladı yürüdü.

10 Ayrana göz attığı günde sütü arayan, elbet alıştığı hale uyar. ‘Sağır oldum sözüm yok, dünya yetti gözüm yok!’ diyene, HACI BAYRAM selamını iletti, ALLAH’ıma gönlünü kul etti, her dileyene postunu yol etti. Dedi ki: “Ne dünya yeter, ne sevgi biter, her yuvanın ocağı tüter. Sevindik sevineceğiz, kuluyuz övüneceğiz, kaygu dersek dövüneceğiz; her zerreden selam aldık, sevginizi yayınlayacağız.” dedi, HACI BAYRAM oluşanı buluşanı kutladı, selamladı yürüdü. 

11 “Dert ararsan çok gelir, sanma ALLAH’ım yük verir. Sen senden ayrı kalma, seni beni ayrı bulma! Seni beni sileceğiz, O’nun ile kalacağız.” dedi, RABİA söze geldi:

12 “Her kaya eriyecek sevgin sende oldukça, bataklar kuruyacak aşkın cümleye yayıldıkça. Aydın olsun gönüller, bin defa yayılsın övgüler, bitsin artık kavgalar. ‘Ne kavgası?’ dediler; senden benden yorumu.” dedi, RABİA her nefeste ‘YA RABBİ!’ denilsin diye niyaza durdu. “Geçirdik konuları, alacağız niyaz ile kokuları.” dedi, RABİA selamladı yürüdü.

13 “Bastığın her adımda O’nun ile oluştun, O’nun AŞKI ile buluştun, seyre geldin, sevgidir diye konuştun. O günde gördüğüne gelen günde katılacaksın, görevinde bildiğine değil bilmediğine atılacaksın. Alan, sözü sazı bilir, kışı geçti yazı bulur. Her gönülde yası sildi sevgi ile saray kurdu, gerçeğe öyle girdi. DOST HAMZA sayfayı verir, RESULÜ ile bulduğuna, yemin ile erdiğine HAMZA DOST şahittir! Danıştık YAZAN’a, gönüllerde gezene. Dediler ki: ‘Görev zorlu da olsa başarır, her zorun mükafatı büyüktür. Asla şüpheye düşülmesin! ‘Görülür ki görev zorludur, kolaylayıcı çoktur, görüntü kula zor gelir. Çevreden değil devredendir görevin, yerden gelmez. Çevre, yakın görüntüdür; devre, noktadan noktaya…” dedi, HAMZA DOST her an yanında olduğunu bildirdi. “Sen, ‘Ne kolaymış?!.’ diyeceksin, her anında ermiş meyve yiyeceksin.” dedi, selamladı yürüdü.

14 Her birimiz, sizler gibi göreve soyunduk. Dedik ki: ‘Bilenden isek, bildiğiniz hale uyacağız, sevilmeyeni sileceğiz!’ Aldığınız her satırı döne-döne okuyunuz, kendi bilginiz ile dokuyunuz! Göreceksiniz ki, noktadan noktaya devreye uymuşsunuz. ‘Devreye getiren kim?’ denilir; zerrende halkalar sayılır, ayrı-ayrı demezseniz bütünde arayın, YÜCE ALLAH’ımın EMRİ’ni tarayın! ALLAH, MUHAMMED ve cümle ERENLER verdiler verecekler, her dileyene devreyi bulduracaklar. ALLAH’ım, sebepsiz bir satır YAZMAZ!!! O’nun EMRİ ile geldi isek, DEDİĞİNİ verdi isek; görevde katkılarınızdandır. Ne azdan, ne çoktan yakınmayın, ‘Neden?’ diye bakınmayın!

(Resim verilir: HAMZA DOST)

15 ‘Selam!’ dedi, HAMZA DOST resmini verdi. 

ALLAH’ıma emanet olunuz.

ALLAH’a ısmarladık.

LÂİLÂHE İLLALLAH MUHAMMEDÜR RESULULLAH