17 Haziran 1983
MEVLÂNA’yım ben!
1 Kendi kendime sordum, AŞKI’nda huzuru gördüm,
sorgumda korkumu sildim. Dedim ki: ‘SEN’den aldım, SENİ sordum, kendimde
SENİ buldum. Ben benliği sildim, ÖZ’de olduğum gibi kaldım.’
Cümlenize selam olsun, hayır denen her günde RESULÜ sizlerle niyazını beslesin.
DOST olduk DOST’a geldik, her satırda saygıda kaldık; O’nun ile O’na, niyaz ile
vardık.
2 “Ay yıldız gökte iken, günün yorumu kalmaz. Her kulu,
kendini bilmeden bulmaz!” dedi, YUNUS’um söze geldi:
3 “Sofra açtım düzene, ‘Nasip!’ dedim yazana, ağaç versem
kazana, diyecek ki ‘Dostumsun!’ Örtü versem eline, sözü versem diline; dökme
suya benzeyecek, değirmen nasıl işleyecek? Az attım toprağa
tohumu, dedim ‘Zor gelir, çoğun bakımı!’ ‘Dünyada, alamadım veremedim!’
diyenin çekimi; HAK’tan mı, yoksa gönüldeki örtüden mi?” dedi, YUNUS’um
selamladı yürüdü.
4 Aydın olsun gönüller, gelip geçse ömürler; ne senden
sorarlardı, ne sorguda yargılarlardı. OMAR der ki: “Giydiğine hizmet,
giydirenden himmettir. Kendine hürmet, YAZAN’a kıymettir. Değirmene su
geldi ise, değirmenci güler. Değirmenci güldü ise, halkın yüzü güler.
Ne HAK uzaktır, ne halk… ‘Yoğun geldi, sözümüz güne kaldı…’ dersiniz,
saymayı bilirseniz kayguyu silersiniz. Her ağaç, aldığını verir, her
çiçek, VEREN’i görür. Her nefis, doğduğu yerde ölür. Çünkü insan,
kendini insan yapanı er geç bulur.” dedi, OMAR selamladı yürüdü.
5 “Parlayan her yıldız ÖZ’e sayılır, gözle
soyulur. Kayıtta var ise, her adımda sarılır. Deriden geçmeyen, denizden uzak
kalmaz. Meyhaneye gitmeyen, cemaate uymaz; gayretten değil, hikmettendir.
Çokluğu paylaş ki, TEKLİK’e talip olabilesin. Çoklukta bulmadı
isen, asla TEKLİK’ten söze hakkın yoktur!” dedi, ALİ söze geldi:
6 “Ayları bilirsen, on birde biri ile
olabilirsin. Haftalara uydu isen, yılları görebilirsin. On birde bir, senin
benim değil cümlenindir. Öyle ise, cümle ile BİR olmayan, O’ndan
değildir! Her devirde O’nu bilelim, bilelim ki yeni gelecek devreye
kalmayalım. Asayiş, her kulun kendi yasası değildir. Kainatın Kanunu
kulu bağlar, uymayan elbet ağlar. Ağlasa ağlamasa, gelecek
devreyi bekler. ‘Nasıl?’ denilir. Kuyuya bağlanan dönme dolapta, devrinde
dolmayan kova, dönüşü bekler; dolar amma gecikir. ‘Ya kova delik ise?’
denilir; o zaman ehil elde tamir gereklidir! Oyalı yemeni başta, dilenen
yazı taşta; alırsa havada yol, yolculuk kuşta… ‘Sabır!’ diyelim söze,
DOST ile alıştık güze. YARATAN, günde verir, günü günde öğretir;
yosun olsa denizde, birbirine gösterir. Selam getirdim size, selam ile girdim
söze. Katı gelen her düze; oturalım zor gelmesin; katılalım, kar gelmesin;
YAHYA misali hizmette dara düşmesin!” dedi, ALİ RESULÜ’nün Selamını,
günün en güzelinde getirdi. “Düzden soruverenler, olayları seriverenler;
aldıkları ile verdiklerini teraziye koysunlar… ‘Hazırım!’ derlerse, görgüde
kalan her zerreyi katkısız bulsunlar. Ne elesinler, ne elensinler, ne
dolasınlar, ne dolansınlar… ‘Hazırım!’ demek için; her zerrende nefis
kırıntısını silmen, kendin ile kainattaki her zerreyi bilmen gereklidir.
MİRAC’ında RESULÜ’ne, hazırlığı hakkında sorulduğunda; ‘Gayretteyim
ALLAH’ım!’ denilmiştir. Hayrete gelmeden, gayret olmaz!” dedi, ALİ
cümlenize RESULÜ’nün halinden bulmanızı niyaz etti.
7 “Dağlar gelse eğilse, yollar gözümde bükülse,
RAHMET buram-buram dökülse; alabilirsen senindir! ALLAH’ım, nasibini her an
gönderir; RAHMETİ asla kesilmez. Değişen, sende olan
çelişendir. Verdiğin kafes SENİN, sorduğun nefes
SENİN, SEN’den nem kaldı benim?” dedi, PİR SULTAN ABDAL söze geldi:
8 “Kafes SENİN, nefes SENİN, heves benim mi?
Gönül SENİN, güzel SENİN, çirkin benim mi? Ne yarattı isen SEN’den,
sadece ÖZ’ümde olan bilgi benden. Doğuş odur; ÖZ’ümde olan bilgiyi
bulmak. Bulduğum an SEN’den geleni, SEN’de kalanı; ÖZ ile gözde
düğümleneni bilmek bana aittir.” dedi, PİR SULTAN ABDAL her
öğütle bir nefese talip oldu.
9 YAHYA adını verdik, HAZRETİ YAHYA’yı gönülden andık.
Bizden uzakta olduğunu sandık, el ele bulduk, dört kapıda BİR’likte
kaldık.
10 “Azdan çoktan sordular, kement atıp karara
vardılar. Anadan babadan, müyesser olan OBA’dan, benim adıma izin aldılar.
Beni, MERYEM ile sahraya saldılar. Dediler ki: ‘Rehber olasın, TOKTAY’a elini
veresin, oluşumunu niyaz ile göresin!’ Gördük bildik, yerine vardırdık;
alacağı öğütte, her dileyeni sardırdık.” dedi, HAZRETİ YAHYA
selamladı yürüdü.
11 “YEMEN’den geldik size, RABB’imin
İZNİ ile girdik söze. Böceğin sardığı koza, elde iplik
olacak, sırta ipek gelecek. Değirmene geldin mi, buğdayı verip ununu
aldın mı, gerekli olanı verip kendin unsuz kaldın mı?” dedi, RABİA “Umutsuzluk, imanın sakatlandığı an…” olduğunu söyledi. “
Bitirdiğim hizmete yeniden ayak versem, yeni-yeni Dostlar ile sofranızı
süslesem; kayıpta mı olurum, kayıttan mı kalırım? Güzeldir güzel günler,
güzeldir cümle kullar, bizedir bütün yollar. RESULÜ ile olduk, ALLAH ADI’na
yandık. Alev idik kor olduk, gözcü idik kör olduk, körlükte kulluğu
bulduk. ‘Nasibim ALLAH’ım!’ dedik, nasibine şükrettik.”
12 Cümlenize selam olsun, RABİA ile
cümlemiz günün güzelliğine sevindik. Dedik ki: ‘On birde bir olmasa,
günler çabuk dolmasa, kullar uydukları günden başka bulmasa; anda orda,
anda burda olurlardı.
ALLAH’ıma emanet olunuz.
ALLAH’a ısmarladık.
LÂİLÂHE İLLALLAH MUHAMMEDÜR
RESULULLAH