21 Haziran 1983

MEVLÂNA’yım ben!

1 ‘Hazır olduk!’ diyerek cümlemiz geldik söze, gönül hatır severek gölgeyi sildik size. Selam olsun, GÜZEL’i her kulu gönlünde bulsun.

2 “Attım adım sayarak, elma yedim soyarak, karda buzda kayarak…” dedi, YUNUS’um geldi:

3 “Ettim yemin, tuttum zemin. Ne oyunda kaldım, ne zorlukta buldum. Zayıf gelene sordum: ‘Aşından mı, taşından mı, yoksa aksi başından mı?’ Olacak gülecek, her kulu niyazda kalacak.” dedi, YUNUS’um selamladı yürüdü.

4 “Bağlarsam atı, beklersem katı; ya düzene girecek, ya gönlünü dürecek.” dedi, PİR SULTAN ABDAL söze geldi:

5 “Lambayı yaktı isen, gecedendir; gönlünü açtı isen, YÜCE’dendir. Ne senin elin, ne benim dilim, Dost gelene kaygu vermez! Kayguyu, HAKK’ı bilen sergiye koymaz! Yağdan baldan bekleyenler; zeytine ekmek verdi mi, peteği yerinde serdi mi? Alacaksın vereceksin, GÜZEL’i öyle göreceksin. Bağa girdim düzen ile, üzüm derdim YAZAN ile, komşu sordum gezen ile… Manaya gönül verene, gönlünde sevgi dürene; oyun ile değil, eğin ile çalışana… Maniyi yerinde bilen, her derde gününde giren… Yamada Dost ararsın, yamaçta post serersin. Gününde güzel gelen, geleceğe ışık verendir. Bende olana değil, senden gelene yol alasın. Her hatalıyı; önce eğin ile sonra öğün ile yoklayasın! Göreceksin, dumansız güne ereceksin.” dedi, PİR SULTAN ABDAL cümlenizi selamladı yürüdü.

6 “Gönülden akışanı, kainatta yakışanı, seni sen ile bulabilirsin! Muayyen günün gelişi arayana verilecek, gönüllerde her olanla duman O günde silinecek!” dedi, ALİ söze geldi:

7 “Gölgeden aşacağız, aştığımız her adımda GÜZEL’e ulaşacağız; dağdan dağa ses versek, düzde buluşacağız; RESULÜ’nün Selamı’na cümlemiz kavuşacağız.” dedi, ALİ cümlenize üç öğüt iletti: “ 1- O günü vereceğiz, O’nun ile olunuz! 2- O günde, gönüldeki BİR’i bulunuz! 3- Her bir sözü, HAK KANTARI’na vurunuz!” dedi, selam ile geldi, selam ile yürüdü. O GÜN’den maksat: KADR!

8 “Ağaca bağladığım tayı aldım, kuzuyu meraya saldım.” dedi, HACI BAYRAM söze geldi:

9 “Baktığın an göreceksin, lokmanı dileyene vereceksin. Tarlanı dilendiği halde süreceksin. Bakmadığın kapıya, ‘Yolum!’ diye girecek, DOST halini soracaksın; damda kuru ot varsa davara vereceksin. Duvara döndüğünde sırtını dayarsan, ‘Şükür ALLAH’ım!’ diyesin. ‘Dağlar bilgi alamaz, taşlar sözü bilemez, her kulu bilse olamaz!’ derlerse de ki: ‘Gönlünde ÖZ’ü vardır, dilinde sözü, cümlede bildi isen kozu…’ Kement sende ise danışmadan alamazsın, doğuştan geleni bir kalemde silemezsin. Öyle ise, oluşa EYVALLAH diyelim, her öğüne tatlı aşı verelim. ‘Düğüm aldım çözeyim mi, kader bildim çizeyim mi?’ dersin, çözenden olana EYVALLAH diyelim. Çizene, ‘ALLAH’ımdandır sadece, kaygunu sil!’ deriz.”

10 “Döne-döne geldik size, aldık verdik girdik söze. Üç öğünde bir olduk, gönül yandı kor olduk.” dedi, KAYGUSUZ söze geldi: 

11 “Komşuya söz atmayız, gönülden alıp posta yatmayız. DOST olduk DOST geldik, her sevenle gönül serdik.”  

12 MEVLÂNA’yım söze girdim, her sözü bilen ile derdim. Bağlanan her düğümü, ALLAH diye çözeceksin, bilgisini açanı ayrıya çizeceksin. Her öğünde aldığını, ‘Şükür ALLAH!’ dediğini, her kum tanesi beller.

13 “Ayağında olanı unut!” dedi, PİR SULTAN ABDAL yeniden söze geldi: “ Görünce olacaksın, güzel halde diyeceksin. Saya-saya beklediğin, ALLAH ADI’na sakladığın, gün gelende sana selam verecek. Yaprağı saydı isen, ne mutlu sana derim, YAHYA’nın selamına gönülden katılırım.”  

14 “Güneşe döndük yüzümüz, HAKK’a açtık gözümüz, muteberdir sözümüz. Ne eğriye yöneldik, ne doğrudan ayrı kaldık. Can misali dökülmeyen yaprak olduk, her daim yeşil kaldık.” dedi, YAHYA selamın gönülden gönüle aktardı.

15 “Boş gelmesin kazanlar, boş durmasın kızanlar, uzak kalsın yozanlar.” dedi, BEHLÜL’üm selamını cümlenize iletti

16 “Arındık sarındık, ‘ALLAH!’ dedik korunduk, cümle ile BİR olduk; ‘EMİR ALLAH’tan!’ dedik, söze öyle girdik.” dedi, RABİA SULTAN selam ile geldi:

17 “Su başında bekledim, her selama HAK ADI’nı ekledim, dumanı DOST KAPISI’na sakladım. DOST, haliniz bilendendir; DOST, dumanı silendendir. Aldık olduk, güzeli öyle bulduk.” dedi, RABİA SULTAN selamladı yürüdü. 

18 ‘ALLAH’ım, SEN’in ile SANA varalım, SEN’in KAPIN’da ADIN ile duralım, açacağın günü bekleyelim.’

(Resim verilir: RABİA SULTAN)

19 Dilediğin halde, dilediğin yolda, yürüdüğün günde dayandığını bileceksin, ‘RABİA SULTAN’ diyeceksin. Er de olsa, geç de kalsa, ne nokta yerinden oynar, ne ocak yanmadan tencere kaynar. Selam olsun, RABİA’nın selamı sizlere gelsin.

ALLAH’ıma emanet olunuz.

ALLAH’a ısmarladık.

LÂİLÂHE İLLALLAH MUHAMMEDÜR RESULULLAH