|
29 Eylül 1983 MEVLÂNA’yım ben! 1 Koyduk yolumuza, girdik kolunuza, selam verdik cümlenize.
Kapılar açık kalsın, dileyen her kulu gelsin, DOST KAPISI’nda desin, gönülde
olan ile kanda olanı ayırsın! 2 “Sürü aldık yolunuza, kuvvet dedik kolunuza. Yerden
gökten gelenin, her yaprakta görenin; yapısında bulduk, kapısında kaldık.”
dedi, YUNUS’um selam ile söze geldi: 3 “Her adımda sayarız, kimden kimi sorarız, cümlenizi
sararız. RABB’im verdi güzeli, DEDİ “AĞAÇ DÖKER GAZELİ.” Bir
yaprak bin yaprağı besleyendir, bin yaprak bahçenizi süsleyendir.
Bağlar düzene girsin, Dostlar seveni bilsin, her kulu birbirine gülsün!”
dedi, YUNUS’um selamladı yürüdü. 4 “BAYRAM’dan selam aldım, -HACI BAYRAM-, sohbette sözü
buldum. Dalmadan su dibine, kulunun girdin gönlüne. Dedim; ayıkla taşı,
açılsın güzel başı. Gerçeğin olduğu yerde, masal geçerli
değildir. Karıncada düzen vardır, gezen değil. DOST diyende seçen
vardır, geçen değil. Dumanı yapıya uygun görmedik, gölgeyi yeter diye
silmedik.” dedi, HACI BAYRAM selamladı yürüdü. 5 “Göründüğü yerde gölgesini silendeniz,
bilindiği yerde kayguya cenk verendeniz.” dedi, PİR SULTAN ABDAL söze
geldi: 6 “Oyuk bulduk ağaçta arılar kovan
kurmuş, çalışmaya bilgisince alışmış. Balı almışsa
kulu; yorumu senden benden midir, vergisini bilenden midir? Kulu yiyecek, arıyı
bilecek. YUNUS’a yol soranın!.. bakmayı denediğin her düzen, senden
sorulsa sorulmasa; bilginde kalacaktır, arayan sende bulacaktır.
‘Değirmene gideyim, yolda DOST’u göreyim!..’ dersin, her lokmanı O’nun
ADI’na yersin. Elden ele alışırız, biz sofrada buluşuruz.” dedi,
PİR SULTAN ABDAL yürüdü. 7 “Suyun aktığına yol alırsan, deryayı
bulursun; yumuşak kul olursan, yorumda kalırsın.” dedi, YESEVİ söze
geldi: 8 “‘Yerden alacağım, adım-adım
gideceğim!..’ diyene, karşımızda olana, eğitmene!.. Konuk
değilsin, kanıtta yer vardır, açtığın kapıda sır vardır. Gönlünde
olana gönülden katıldık. Ne var ki düzende zor vardır, olduğun gibi
kalasın, senin için kar vardır. Aynaya bakacağız, kandili yakacağız,
kim dilerse elinden tutacağız.” dedi, YESEVİ selamladı yürüdü. 9 “Gümüş altın benzeyecek, DOST yolunu
bezeyecek.” dedi, HAMZA DOST selam ile geldi: 10 “Hatırladık O günü, sevginize koyduk bu günü.
Kuşakta darlık kalmadı, düzende zorluk bulmadı, inandığı DOST’tan
ayrıya yer vermedi, aldığı görevden asla ürkmedi. Her yolun bağı
birdir birleyeceksin, akan su misali gürleyeceksin! Her günün
doğuşunda kendine yönel, de ki: ‘SEN’i beni ayırmadan aradım, yoldan
GÜL’den taradım. Ben SEN’den, SEN bende, ÖZ’ümü buldum, şükür ALLAH’ım
doldum!’ ” dedi, HAMZA DOST selamını her seher getirdi. “Dayandık ALLAH’ıma,
soyunduk nefsimizden. Yapıda BİR’liğe erdik, kapıda erliğe
durduk. Selam olsun, selamını getirdik RESULÜ’nden. Her yaprak dize gelsin.”
dedi, HAMZA DOST yürüdü. 11 “Yol aldık kula-kula, sofra kurduk yağa
bala. Her lokma sayılırmış, meyveler soyulurmuş. Yedik içtik
şükrettik, nasibe inandık.” dedi, KAYGUSUZ söze geldi: 12 “Hepimiz bir-bir geldik, hepimiz sırda
kaldık. Açalım perdeleri, dürtelim zorbaları. Kama ile ok ile değil elbet,
DOST diye-diye.” dedi, SARI SALTUK söze geldi: 13 “Kement attığın olaya, düzen vereni düşün!
Yoğun gelişen olayda, ağır çalışana söz etme!
Karşımızda olana!.. Kendinde aradığın, yorumda katıldığındır.
Bahçendeki çiçek misali, yolundakine de su ver!” MERYEM söze girdi, SALTUK ile
sözü birledi: “Eğilene, VARLIK’tan; dikilene zorluktan gerçeği
buldur, ham meyveyi Güneşte oldur, gidemem diyeni durdur. Zorlarsan
yorulursun, kahır ile karılırsın. Sözünü, ocakta susuz tencereye döktüğün
su gibi söyleme, beklet öyle söyle! ‘Karşımdaki?..’ dersin;
karşındaki kızgın tencere ise, ani su dökme!.. Ocağı yakacağız,
tencereyi su ile bırakacağız. Tencereyi ocağa susuz bırakırsan, elbet
kızar.” dedi, SARI SALTUK selamladı, MERYEM sözüne devam etti: “AYRAN VEREN’e
uğradık, DOST KAPISI’ndan selam getirdik: ‘Hekim ile oluşuruz, ara-ara
buluşuruz!’ dedi, selamladı. MERYEM, yolunda olan her kulunun
yardımındadır. Gülelim bilelim, sevelim sevilelim! Bilginin de, sevginin de
ÖZ’ü vardır!” dedi, MERYEM selamladı yürüdü. 14 Sarı mendil elinde, sevgi dolu gönlünde; ne
birinde, ne öbüründe, demezsin yatar kabrinde. Gelir gider, gezer döner,
AŞK’ı ile yanar. SARI ANA denir anılır. “Bağladık mendili,
yağladık kandili, zorladık DOST KAPISI’nı, olsa olmasa bulduk yapısını.
Gayrette görgünün yeri vardır, deme ‘Açılan kapıdandır!..’ Yoğurt yesin!
Az değil!.. Dinler(n)sin, açılacak görevde yerini alsın. Şahit
olacak, sabit kalacak, aldığı ile verdiğini bağlayacak,
eklediği yamada ÖZ’ünü görecek.” dedi, SARI ANA selamladı yürüdü. 15 “Ne fistan adını verir, ne bostan mideni
doldurur.” dedi, YUNUS’um yeniden söze girdi. 16 “Yayık aldık ağaçtan, ayran içtik
bakraçtan. Kucak açarız, kaygudan kaçarız, el dil gönül birliğine talib
çıkarız. Böcek gelse elimize, ayrı verse dilimize, taşı koysa yolumuza; asla
‘Neden?’ demeyiz, düzene aykırı saymayız!” dedi, YUNUS’um selamladı yürüdü. 17 “Yıldızları sayamayız, mehtap varsa
güzelliğe doyamayız, Güneşi gölgesiz seyredemeyiz.” dedi, RABİA
SULTAN söze geldi: 18 “Bayram ona, seyran ona, yolcu bildiği
hali anlatır ona. Sevgisiz kalmaz, kahırda bulayım demez. Her olayı
bildiğince süzer, öylece gerçeği sezer.” dedi, RABİA selamladı
yürüdü. 19 NUMAN der ki: “Ayağından
ezilmez karınca, gölgeyi bildiğin kararınca. Ne ayırırsın, ne de ayrı
geleni kayırırsın. ALLAH’ım RAZI olsun, yolunuzda, gönlünüzde.” dedi, NUMAN
selamladı yürüdü. ALLAH’a ısmarladık LÂİLÂHE
İLLALLAH MUHAMMEDÜR RESULULLAH (Resim verilir: SARI SALTUK)
|