4 Ekim 1983

MEVLÂNA’yım ben!

1 Koşuya yola çıktık, gelecek hale baktık, güzelde karar kıldık. Cümlenize selam olsun, meyvesini beklediğiniz ağaçlar dolsun, her dileyenin aklında RESULÜ kalsın!

2 “Söz alsam dile gelsem, güzelde seni görsem. ‘Ömrümde vergimi sürsem!’ diyene! Olumlu her halde, verimli her gülde; elbet ALLAH’ımın İZNİ vardır. Bağlar üzüm verecek, kulu yoldan gelecek, doğruda olan ile yapıyı bulana selam verecek.” dedi, YUNUS’um söze geldi:

3 “ ‘Dağı aşsam bulamam, ben ovada kalamam; demde yolum verilse, bir vakitte duramam!’ denilmesin, ham meyve yenilmesin! Yol açıldı gidilecek, sürü geldi güdülecek; saf-saf durdu arınacak, yazıya gelende en güzele sarınacak.” dedi, YUNUS’um “Kayguyu siliniz.” diye sorguya verdi. “LOKMAN’dan aldı isek, kayguyu sildi isek, selamımızı iletiriz.” dedi, yürüdü. 

4 “Mümin olan bilir, seyre dalan görür, muhabbet her kuluna geçerlidir. Beklediğiniz gelecek, değirmende bulacak!” Anda selama durdu, somunu verdi, HAYDAR diye selamladı, DOST YAPISI’nın kapıcısı SOMUNCU söze geldi; sordu günün güzelini, yerden göğe hoşnut olana. "Yorumsuz kalacağız, DOST KAPISI bulacağız; ‘Lokmam yetti!’ diyene, el ele gelip duracağız. ADI’na geldik, ÖZ’ünde bulduk, alacağı yapıya gerçeği getirdik. Yazdan kışa yuvasına gelen, gelişte suya gark olan, kendini deryadan ayırmasın, bildiği yapıdan alacağını bilsin! Adı özden gelene! Kendini aşamadığı günde, YARDIMCI olanı düşünsün! ‘Yorganıma sahip çıkayım!’ diyene! ‘Deryaya göz attım, sofradaki aşa tuz kattım!’ desin, gönlünü açık tutsun, konuda gerçeğin verildiğini bilsin; SOMUNCU ile el ele yapısına aldığını kapısında bulsun!” dedi, SOMUNCU selamladı yürüdü.

5 “VEYSEL ile anıldık, bir sofraya konulduk, her damlada buluştuk, alacağına güleceğini ekledik, bulut geçsin dedik bekledik, dağılanı katladık. Ekilen biçilecek, boşluk asla yoktur! Her düzen, bekleyen ile BİR’liğe erişir.” dedi, VEYSEL selamladı yürüdü.

6 “Kat-kat oldu her cümle gönül verdi yoluna, LOKMAN girdi koluna. Deryaya uzak kalsın, nefesi kolay alsın. Yerden değil geçici, her nefeste uçucu. Geldin yönde buluştun, evlat ile oluştun. Sıcak soğuk almasın!” dedi, LOKMAN seferden yolunu çevirdi, DOST SOHBETİ’ne geldi: “ ‘Açılacak kapıda anda geçilecek!’ diyene de ki, ‘Yorumdan uzak kalalım, her öğünde sarımsak yiyelim; dilersek ezelim, dilersek çizelim!’ Yapıdan değil, geçici. Manaya yöneldiği, maddede bunaldığı günden oluşacak, dilediği halde buluşacak, her seferde gelecek.” dedi, LOKMAN selamını iletti yürüdü. 

7 “Dönerse yanacağım, kanarsa dolacağım, her gönülde bulacağım.” dedi, HAMZA DOST selam ile geldi:

8 “Varolan, VARLIĞI’na; güzel gelen, darlığına çizgi çeker; güçlü olmayan duvar çöker! ALLAH’ım kuluna, yapısının gücünce dayanır! Bildiğin hal, güçlü oluşma, sadece ALLAH’ıma dayanışına işarettir; gerçeği açık gördü isek, açtığınız kapıdandır. Asla şüphede olmayalım, yerden gökten gelen her nefesi yersiz bulmayalım!” dedi, HAMZA DOST selamladı yürüdü.

9 “Eğri doğru kul ölçüsüdür, yağmur çamur HAKK’ın yapısıdır! Yolunu bilirsen, çamuru silersen; kulluk görevini yapmış olursun. Rahmetin zahmeti, çamura yol vermektir. Akan suyun olduğu yerde, elbet çamur vardır. Düzen senden gelir, kul güzeli akıl ile bulur.” dedi, KAYGUSUZ söze geldi:

10 “Binaya talib olsam, talebimde DOST kalsam!’ diyene! Sahurda kalktığında, sahifeye baktığında; umduğuna parmak koydun, gönülden aldığına doydun. Gönül gönülde birleşir, gönüller hep bir olduğunda korlaşır. Suya bak göreceksin, renklerden gerçeği bulacaksın. Geyik boynuzunda işaret vardır. Dağılan toplanır, birbirine eklenir, dört yönden HAK KELAMI beklenir.” dedi, KAYGUSUZ selamladı yürüdü.

11 “Dağda bağda arasam, buğday tarlasını tarasam, demde oluşan BİR’liğe sarılsam.” dedi, BAYRAM söze geldi:

12 “AKDEVE’ye bine ile, HAK YÖNÜ’ne döneni bileceğiz! Konuya talib olanın yanındayız. Seymene sözümüz gelecek! ‘Değirmen alsam, değirmenci bulamam; rüzgara sorsam, dilinden alamam; ben talib oldum O’na, asla ayrı kalamam!’ dersin. ALLAH’ımdan gelişen, gönüllerde oluşan! Elbet ayrı kalamayız, talib olduk duramayız.” dedi, BAYRAM sözü Seymene bağladı: “Dağlar taşlar arada değil, bağınız kuruldu ise uçan kuşlar havada değil; niyaza varıldı ise BİR’liğe talib olduk, ayrılık olası değil.” dedi, BAYRAM selamladı yürüdü.

13 “Kul isem O’ndan geldim, kulluğumu bildi isem O’na yöneldim. Elbet kutluyum O’nun ile, elbet mutluyum bilgim ile.” dedi, PİR SULTAN ABDAL söze girdi: 

14 “Ağaçtan ağaca ipi gerdim, gelip geçecek yolcuyu gördüm. ‘Hayır oldu olacak, kul ne hata işlese gine de doğruyu bulacak!’ diye sevindim. ‘Sağa sola dönersem, ben dönene yanarsam; yazık bana, vah!’ dedim. Gözümüzün sözümüzün hükmünde kalırsın! DOST YAPISI’na talib ol ki; gelen giden alışsın, BİR KAPI’da buluşsun. Yanında olana! ‘Uykuya dost deme, tilkiye post verme!’ dediler, günümde yolumu çizidiler. Uyku bedene geldi ise uyurum, tilkiye RABB’im akıl verdi ise bilirim; ne ayrıda kalırım, ne çobana görünürüm, ne kuzu postuna sarınırım; geldiğim günden bildiğim güne kadar, sevgisi ile barınırım.” dedi, PİR SULTAN ABDAL selamladı yürüdü.

15 “DOST SOFRASI kurana, DOST KAPISI’nda ALLAH ADI’na helva karana selam olsun! Gökler şahit oldu ise; gönüllerde oluşur, bilenlerle buluşur.” dedi, RABİA selamladı.

16 “Kapıya gerdi kilim; gelen geçen duracak, dilerse el vuracak. Selam olsun, gölgeyi silen kendini bulsun; sözden gözden dileyen, olduğu halde kalsın. Adımıza gelecek. RESULÜ’nün adı ile bilinene! günün gelişinde gecenin bitişi vardır. Güğüm dolu alacak; olduğu halde kalacak. Selam olsun!”

17 MERYEM söze geldi: “Al elma dalda sevilir, ele gelirse soyulur; darda kalan bilinir, olmayana bölünür. Çevreyi açacağız, dar yolu geçeceğiz; YAR’dan yolumuz bildik, güçlüğü çözeceğiz. Dağdan aldığın yaprağı, suda bulduğun gibi gör! Değişen değil gelişeni göreceksin, kapalı kapıda duracaksın, eğildiğin anda açılacak. Aşacağı mertebedir, eğilmek şarttır! MERYEM’den bildiğini oku gör! ALLAH’ım senden RAZI, sen de ALLAH’ımdan razı ol!” dedi, MERYEM cümlenizi selamladı yürüdü. 

ALLAH’a ısmarladık

LÂİLÂHE İLLALLAH MUHAMMEDÜR RESULULLAH