|
7 Ekim 1983 MEVLÂNA’yım ben! 1 Kumdan yol aldık size, güzel başladık söze,
ayağı vurduk düze. Cümlenize selam olsun, kapalı gelen her kapı niyazımıza
açılsın. 2 “Güller diken verse de, kullar düzene hata bulsa da;
YAZAN yerini bilir, arayan güzeli bulur. DOST KAPISI dedik geldik, cümlenizde
HAKK’ın NURU’nu gördük.” dedi, YUNUS’um söze geldi: 3 “Atı yola süreceğim, buğday tarlasına
gireceğim, sahibine soracağım; ‘RAHMET mi, zahmet mi?’ RAHMET olmasa
zahmete gerek kalmazdı, zahmet rahmetsiz bilinmezdi. Öyleyse O verecek, ben
bileceğim; O görecek, ben soracağım, böylece kulluğum ile
övüneceğim.” dedi, YUNUS’um selamladı. 4 “Eşikte adım sayma, beşikte yavru soyma!
Güzelden güzeli bulacak, kumda izini verecek. Adım-adım gidersen, ben sürüyü
güdersem; dağılanı toplarım, hoş geleni katlarım. Sen ben deyip
gezeni, olur olmaz küseni; DOST KAPISI’na getirir, postuna oturur, derdine deva
ararım.” dedi, VEYSEL KARANİ sözü aldı: 5 “Her hırka giyen PİR değildir,
ALLAH’ım İZİN verdiyse alanlar kör değildir. Ocağımız yandı
ise, güvercini kondu ise, bilen bilmeyen kandı ise, yolun güzeli
alışanadır. ‘Dört kapıyı aşındırdım, her kulunu düşündürdüm
diyenin, çaldığı her kapıya bıraktığı ayak izi şahittir; demde
gününü bilen, gelende DOST KAPISI’na duranın, MEVLÂNA yardımındadır.” dedi,
VEYSEL selamladı. 6 Yağından balından aldık, suyundan
bulduk; haramı sildik, helal olanda kaldık.’ dersin, çevrende oluşan
çemberi zerre-zerre yoklarsın. Yanımızda olana. 7 ‘Alamazsam?’ demiyelim, olamazsa gülmeyelim,
yola çıktık kalmayalım. Gerçeği aradık, yabandan gelen her konuya taradık.
Olumsuzluk bizden gelmez ,yazılanı hiç bir güç silmez! Alıştığın
varlığı dilendiği gibi görürüz, ‘Olmaz!’ diyen bölemez. 8 Gitmeye yönelene de ki; ‘Gitse gitmese sözüm
HAK’tandır, kaygu alıyorsa sorgusu çoktandır.’ Yanımızda olana. Kaybına
değil kazandığına yol alacak, gölgeyi sildi HAK NURU’nda kalacak.
‘Çözemem!?’ dediği her konuyu ‘HAY DOST’ desin çağırsın, MEVLANA ile
el ele olduğunu bilsin. Üç günde alışacak, dört yönde buluşacak,
dilediği gelişecek, ağır gelen çalışacak. ‘Dilersen, dile.’
dedik, konuyu ele dedik, ‘ Yolumuza gel, hele gönlünü birle.’ dedik. 9 MERYEM sözü sazı buldu, dala baktı bizi
buldu, “Suya varayım, testiyi doldurayım.” dedi, serde çözüm dileyene
darlığa üzüm verdi. Üzüm yerini verir, serde olanı güçlendirir. Suya el
koyana, ‘Az yiyim, az uyuyayım, çok göreyim, çok bileyim.’ diyene, darlıktan
şikayetçi olana. 10 “Yumuşak olsun yolun, güzele dönsün
halin.” dedi, MERYEM DOST KAPISI’na geleni selamladı. Karşıdan gelene. 11 YUNUS’un sözünü verdik, alacağı kapıyı
sorduk. Dediler ki; ‘Yakın olsa duracağız, uzak gelse vuracağız. Hep BİR
olduk, HAK KAPISI’na durduk; kim gelse dönmez, AŞK uğruna solmaz,
aldığı gibi bulur, asla bildiğinden kalmaz.’ ‘Geldim söz diledim, her
destede O’nu saydım.’ diyene, komşudan öğüt bekleyene. 12 “Komşunun vereceği; her kulunun
yapıda kapıda göreceğidir, bilse bilmese sevgisiyle saracağıdır.
Kayguya yer yok! ‘Üzüm yesin!’ denilir, yerden gökten demde oluşan
söylenir.” MERYEM sözü bağladı, YAHYA DOST’a götürdü, sözde özde bitirdi. 13 “Ayağına diken alan, çıkardığına sevinir;
bağlarsan elini, yerini bilen nasıl bulunur? ‘Dağılan toplanacak!’
dedik, sözün özünü verdik. ‘Adıma desinler.’ diyene sözüm. 14 Ağaya söz bağlasan, ÖZ’ünü bulur
musun; ağaca at bağlasan; dizgini olur musun? Her gezenin bir düzeni,
her olayın TEK YAZAN’ı vardır; uyarsa güzel, uymazsa dünya kula zordur.” dedi,
YAHYA selamladı. Karşımızda olana. 15 “Ayağına bağ vurma, eklenende
değil; yaprağı dökülen dalı kırma, beklenende değil; sevginde
gür ol, katlananda değil; DOST KAPISI’nı ara, sadece HAKK’a eğil!”
dedi, PİR SULTAN ABDAL sözü aldı: 16 “Derdest olduk soruda kaldık, cümlede bulduk,
selam diyene eğildik, dedik ki; ‘HAK KELAMI’dır, yazan O’nun
KALEMİ’dir. ’Oymak
olacağız, beyliği bulacağız.’ diyene, aynaya el verene. Sefer
gülene, seher bilene, nefes gidene söz verir, günde dalda olan gelende
yeşerir. Minareye boy veren kul ise, kuyuya su veren HAK’tır, bilmek
gereken gerçek. Her zerreye hükmünü veriyor isen, saygı ile eğil. Engel
görüyor isen, kayguyu önce katla, sonra güzeli ara. ‘Saya saya bitecek,
aldığını satacak.’ dersen, kendi kendini yersen; ‘Yersiz olaya kuyu
açtım.’ derim, gayreti bildiğim günde ararım.” dedi, PİR SULTAN ABDAL selamladı. 17 “AKDEVE götürecek, EYYÜB SULTAN bitirecek;
gönlümüz köprü kurdu, dumanı kaldıracak. 18 Sordum ‘Yolum nereye?’, dedi, ‘İnce
dereye.’ İnce dere genişlerde, akan sular yokuşlarda.
İneceğiz, deryaya döneceğiz. Suyunu ala-ala, serinine dala-dala,
gah o yana gah bu yana, gönlümüz dola-dola. Aldık mı HAK SÖZÜ’nü, bildik mi
kendimizde olan ÖZ’ünü; işte çaldık sazını, dedik ‘Sildik yozunu,
sevgimizde kozunu.’ Bildiğimiz, olduğumuzdur; olduğumuz,
bulduğumuzdur; oyun değil gelişimiz, HAK ADI’na verdiğimizdir.”
dedi, EYYÜB’üm selamladı. 19 “Darlığa verdik üzümü, denildi ‘Gelecek
yaza mı?’ Hem yaza, hem kışa, sorduk cümle kuşa; ‘Bildin mi yazılanı,
buldun mu çözüleni? Sanma sendendir çizileni.’ Akkuşun kanadına
yaprağı koysan düşer, ne var ki cümle kuşlar yaprağa
koşar.” dedi, MERKEZ’im sözü cümlemize verdi: 20 DOST SOFRASI’ kuranlar, benliğini
kıranlar; selam olsun sizlere, MERKEZ daldı sözlere: “Damla-damla akan suda
yolumu soranın sesi vardır, gönülden bağlanana düzende sisi vardır.
Geçecek, günde Güneş görülecek.” dedi, MERKEZ’im selamladı. ALLAH’ıma emanet olunuz. ALLAH’a ısmarladık
|