12 Ekim 1983 İstanbul

MEVLÂNA’yım ben!

1 Kayıtsız kalmadık, bigane olmadık, konuya güzel olmayanı vermedik, gönüllerde asla çirkin görmedik. Selam olsun cümlenize. Kayalar yerini verir, kulları gönlünde olanı görür, her var olan görüntüsü ile bilinir.

2 “Destek oldum gezene, yolu sordum YAZAN’a, aşı vurdum kazana. Gelen alsın, giden bitsin.” dedi, YUNUS’um söze geldi: 

3 “Meydan açık gelene, ‘Susuz kaldım!’ diyene. Ne ezilen ağlaşır, ne güzelden uzaklaşır. Ayva nardan tane aldım, üzüm yedim tadın sevdim; bal ile geleni, arı diye vereni görgünde belledim.” dedi, YUNUS’um selamladı.

4 “Aşacağız engeli, yolun gidişine; bileceğiz çobanın sürüyü güdüşüne, her kulunun bilgisini birbirine katışına. Gayreti ile geldik, selam dedik durduk, PİR SULTAN ABDAL ile çadıra vardık. DOST selamın getirdik, kaygu geldi, bitirdik. ‘Toz olur, göz kalır.’ dediler. Geçeni, yelden selden ayırdık.” dedi, PİR SULTAN ABDAL yürüdü. 

5 “MERYEM’e sorarsan elindekini, der ki ‘Vereyim gönlümdekini!’ Can ile CANAN’ı buldum, BİR’ledim; dağı taşı aştım terledim. Bilen, olduğuma şahittir; bilmiyen, dostluğumdan eksiktir. ‘Yoruldum!’ diyenle ağaç altına oturdum, yoğun gelen bilgiden diledi, kotardım. Aşacağımız köprüyü, ne ölçü ne alçı verir. Gönül her an aldığı ile BİR’liği bulur.” dedi, MERYEM selamladı.

MEVLANA’yım!

6 Yaprak sana verecek, yeniye ayak uyduracak, buzdan geçeni kaydıracak. ‘Sonsuza selam olsun!’ diyene de ki: ‘Dengeyi kuran bilsin.’

7 “Hangi ata bineyim, hangi kılıcı giyineyim; yorgun gelen savaşçıya, nasıl aşı yedireyim?” dedi, KAYGUSUZ söze geldi:

8 “Donduğum her konuda, Güneş’e döndüm. Sen de öyle olasın, ‘Atı aldım, nereye bağlayım?’ demeyesin! Yuyan gelir söz verir, dileyene saz verir, arayana göz verir. Adağına durmayan, adını aydan alana. Minnet, HAKK’a dönüşedir; mihnet, halk ile savaşadır. Senden alan bilirse, yapısında bulursa, sen de mutlu olursun.” dedi, KAYGUSUZ selamladı. 

9 “Gökler yere inecek, ERLER ata binecek, serdar yola düşecek. Manaya açılan kapılar, yolunu konuktan bildirecek.” dedi, SARI SALTUK söze geldi:

10 “Bağladık yazanı, bekledik yozanı. Altın yerini bulur, gümüş elinde kalır. Her olaya savaş diye bakarsan, her zerreyi tuzlu diye yıkarsan; dolu destiyi döker, gine çeşmeye dönersin. ERLİK’te terlemek vardır gürlemek değil, gayret vardır, zorlamak değil! Attığın her adımda naz ile yürürsün, haz ile bulursun.” dedi, SARI SALTUK selamladı.

11 “MERYEM geldi sözüne, dedi ‘Vurma ÖZ’üne, GÜL gelecek sözüne. Selam!” dedi, yürüdü.

12 “Dayanmayı bilmezsen, dağılandan olursun; eğilmeyi bilmezsen, kendini öğütürsün, göre-göre eğitirsin.” dedi, HAMZA DOST selam ile söze geldi:

13 “Söz bitmez, dinliyorsan; naz bitmez, inliyorsan; yol bitmez, önlüyorsan. Gel alalım düzeni, aldığımız yazanı. Nazdan ayrı kalalım, DOST kapısına varalım. Eşikte bir an duralım, diyelim ki: ‘Ne dünyayı sileriz, ne ömürden böleriz, HAK verdiğini biliriz, yozdan uzak kalırız!’ Sende olan, bende gelişendir. ‘ALLAH!’ diyen, dünyada çalışandır. Aldığımız her sözü öylece bilelim. Güzeli, en güzeli kendimizde bulalım.” dedi, HAMZA DOST selamladı.

14 “Parmak izi vereceğim, ayak izi göreceğim, tarlanı süreceğim.” dedi, BEHLÜL söze geldi:

15 “Bakla alsam yiyemem, ‘Ne güzelmiş.’ diyemem; kaygu sözü bağlarsa, ben yoluma gidemem. Yolun açık, yerden dilendiği gibi.”

(Resim verilir: HAZRETİ MEVLÂNA, YUNUS EMRE, GARİP)

16 Sözümüz ÖZ’ümüz BİR’dir; gönlümüz cümle ile gürdür. MEVLÂNA, YUNUS ile resim verdiler, ‘Hatun kimdir?’ diye sordular. Küçük resim MEVLÂNA.

17 ‘Alamam! Veremem!’ demiyelim, aynı sofraya oturduk, ayrı aşı yemeyelim. Güzel olan her şeyden, çirkini arayıp bulmayalım. BEHLÜL’üm her dileyene gelir; ne var ki, çağıran ile kalır.

ALLAH’ıma emanet olunuz.

ALLAH’a ısmarladık.

LÂİLÂHE İLLALLAH MUHAMMEDÜR RESULULLAH