16 Ekim 1983 İstanbul

MEVLÂNA’yım ben!

1 Yüzler yola dönerse, kuşlar dala konarsa, odun ocakta yanarsa; mümin kulu olursunuz, HAK SÖZÜ’nü bilirsiniz. Geçmedik DOST sözünden, seçmedik kul yüzünden. Sevdik sevildik, yumuşak kulu denildik.

2 “Sarı yazma bağladım, kul yolunu bekledim. Soylu soysuz diyenin; bilgisine, görgüsüne, kaygusuna, yargısına sohbetten ekledim. Doğruya eğiliriz, suyundan gelişiriz, huyu ile bilişiriz, ne aldı isek bölüşürüz.” dedi, SARI ANA selamladı.

3 “Tepede durdum baktım, görseler diye ateş yaktım. Bilenin bildiği yerde, erenin verdiği halde, külüne su döktüm.” dedi, YUNUS’um söze geldi:

4 “Teraziyi ele alsam, huyuma ölçü versem, dergahta ekmek desem; alan alır, almazsa, olmayana dağılır.” dedi, YUNUS’um selamladı.

5 “Gökte gördüğüm yıldız, sayı ile değil. Katladığım satır, ölçüde değil. Cümle kuluna dedim: ‘HAK önünde eğil!’ ” dedi, MERKEZ’im söze geldi:

6 “Kuluna eğilemem, kulluğuma yaraşmaz. Yaraşan; kulluğunu bilmek, kulu ile bilgisini bölmek, yaratıldığı gibi kalmak.” dedi, MERKEZ’im selamladı.

7 “YAHYA’yı gördü mü, men-dili verdi mi, suyuna el sürdü mü?” dediler, yoğun sohbete girdiler. ‘Gözüm sözüm sendedir, gönlüm yolum HAK’tadır, ne azda ne çoktadır. VEREN verdiğini bilir, alan aldığı ile olur.” dedi, YAHYA selamladı. 

8 “PİR SULTAN’a selam olsun. Onun ile olan bilsin, lokmasını dileyene bölsün. Alsın versin, kaygusunu silsin!” dedi, PİR SULTAN söze geldi:

9 “Sulara bastım buz gibi; gülleri gezdim, söz gibi; her ağacın gövdesinde yerler var göz gibi. ‘Ağaç beni görür mü?’ dedim, KAYGUSUZ’a sordum: ‘Elbet görür, derdin varsa alır.’ dedi, ağacı bana DOST kıldı. Dalları uzayacak, toprağı kazıyacak; meyvesi olsa olmasa, bilene hizmet verecek.” dedi, PİR SULTAN selamladı.

10 “DOST olduk geldik söze, selam getirdik size.” dedi, HAMZA DOST söze girdi:

11 “Dağlar yolum örtmez, taşlar ayağım dürtmez, elimde çıkınım var, dolu değil yere sürtmez. Sağır değilsem, sesi duyarım; aklım var ise, EMRE uyarım; olsa olmasa ne gam? ‘Güzel gün gelecek!’ der, gecede yıldızları sayarım. Sıyrıldı ise gece, bölündü ise hece; açılan düş misali, kemere yer veririm. Düşünde, hep DOST’tan vereni gördün; gününü öylece düğümsüz ördün.” dedi, HAMZA DOST selamladı.

12 “Ne doğu ne batı, gerçeği silemez! Ne güzel ne çirkin, kainatı bölemez! ‘Derdim var!’ deyip, her olaya göz kırpan, günde Güneşi bilemez.” dedi, MERYEM söze geldi:

13 “Diz-dize oturduk, dünya sözünü bitirdik. ‘Eliniz, emeğimiz!’ dedik, verilen her görevi anında yitirdik. ‘Saklanan, SAHİP’siz midir?’ denilirse, ‘Asla!’ diyelim. Bilelim ki, her yaratılan ALLAH’ımın var ettiğidir. Bilmeyen ise, nefsinin kör ettiğidir.” dedi, MERYEM selamladı. 

14 “Gözden aldığını, unutma! Söz ile bitirdiğini çevirme! Dolduğun yerde durursan; boş bırakmazsın, olduğun yerde söze söz katmazsın; sürüyü bilmeyene verip arkasından gitmezsin.” dedi, HACI BAYRAM sözü aldı:

15 “ ‘Tuzum var, suyum var, bilinmedik huyum var!’ diyenin, eteğine baktım taş dolu. Eteğini silksin, kaygusuz kalsın, dağılanı toplasın, birbirine eklesin; gölgeler öylece silinir, alınan verilen bilinir.” dedi, HACI BAYRAM selamladı.

16 “At aldım, semer vurdum, durası değil. Gerçeği kendimde aradım, dediler ‘Sırası değil!’ ‘Söz ile (s?)az ile ALLAH’ım!’ dedim, dediler: ‘Elinde gülün dikeni.’ ‘EYVALLAH!’ dedim. Gönül  yarası değil.” dedi, VEYSEL KARANİ selam ile geldi:

17 “Güller çiçek verdi ise, böcekler balım aldı ise, yolumuz GÜL’üne erdi ise; ‘ALLAH’ım!’ diyeceğiz, ADI’na katılacağız.” dedi, VEYSEL KARANİ selamladı.

18 Alalım verelim, görelim bilelim, öylece sevelim-sevelim. DOST KAPISI’na geldik, BİR’likte olalım. Hatalar nerde kaldı ise, oraya nokta koyalım. Diyelim ki: ‘ÖZ’de değil sözdedir, mevsim geldi güzdedir. HAKK’ın vergisine daldı, nazdadır.’ Cümlenize selam olsun.

ALLAH’a ısmarladık.

LÂİLÂHE İLLALLAH MUHAMMEDÜR RESULULLAH