8 Aralık 1983 

MEVLÂNA’yım ben! 

1 Karar versem gelmeye, yerimi sizlere vermeye; ne gönlümü eylerdim, ne sizlerle günümü peylerdim. HAK ADI’na geldim söze, selam olsun cümlenize.

2 “GANİ’den gelen selama yorumsuz katıldık, her söz ile güzelliğe atıldık.” dedi, YUNUS’um söze geldi:

3 “Toprağa eğildim, GÜL’den sayıldım; yaprağa yöneldim, daldan sayıldım; karıncayı denedim, yerden göğe güzellikte kaldım; günümü yerimi, bilenden sordum: ‘Az alan mı bilir, çok veren mi görür?’ ‘Yolunu soran bulur.’ dediler, aşıma tuz kattılar.

4 Dalda kuşlar olursa, kuşlar yolu bulursa, somunumuzdan alırsa; elbet yoldan geleni bilir, her hal ile gönlünde güzeli bulur.” dedi, YUNUS’um SOMUNCU’nun selamını iletti.

5 “Sergiye koydum sazı, gönülde buldum hazzı, aşına verdim tuzu.” dedi, SOMUNCU elden geleni sofranda olana ekledi, selamını bekledi.

6 “Yoğurt yersen açacak, darlığı silersen geçecek, meyve oldu düşecek. Eline al ki, yerini bulsun, kendinde olana dönsün.” dedi, SOMUNCU selamladı.

7 “Bakır tepsi sayılır, elma alsan soyulur, aşı yersen doyulur, sohbette HAKK’ın EMRİ’ne uyulur.” dedi, HACI BAYRAM söze geldi:

8 “Baktım yolun düzüne, RESULÜ’nün sözüne, oturdum FATIMA’nın dizine. El büktüm diz çöktüm; el alem demedim, çemberi bildim, öylece halimde EMRİ’ne uydum, gönlümden gelen sesi duydum. ALLAH’ım RAZI olsun, dirlikte olan her kuluna RESULÜ’nün niyazı gelsin.” dedi, HACI BAYRAM selamladı.

9 “Yolumuz DOST yoludur, halimiz kulluk.” dedi, HAMZA DOST selam ile geldi:

10 “Dirlikte olmayana, RESULÜ’nün niyazı olmaz mı?’ denilir. RESULÜ’nün niyazı her kulunadır; dirlikte olan duyar, duyan uyar. Şarkı söyleyeni, dinlersen duyarsın; gürültü edersen duyabilir misin, güzelliğini bulabilir misin? 

11 Gölgede olana de ki; ‘Sözden geleni atalım, ÖZ’den geleni tutalım, ne derse desin sevgimizi katalım.’ Sevgi; HAKK’ın BİRLİĞİ’ndendir, yaratılmış her zerrenin bilgisindendir.

12 Ne cennette gözüm, ne cehennemde sözüm, bağlıdır HAKK’a ÖZ’üm.” dedi, HAMZA DOST; düzenin güzelini bulana, gönül bahçesine bütün çiçekleri dikene selamını iletti.

13 “Dağlar söze karışmazsa, kulu kara alışmazsa; toprakta ne bulacak, buğdayı ne ile alacak?” dedi, PİR SULTAN ABDAL söze geldi:

14 “Dağdan dağa seslendim, günden geceye beslendim, beslendikçe güçlendim, gücümü RABB’imden bildim. O ‘YE!’ derse yiyeceğim, O verirse yiyeceğim, sürüyü saldı ise güdeceğim.” dedi, PİR SULTAN ABDAL selamladı.

15 “Suya daldım derinde, hava dedim serinde. Yolu aşıp gideceğim, yerden alıp vereceğim, temel attım binamı kuracağım.” dedi, KAYGUSUZ selam ile söze geldi:

16 “ ‘Sular derin, gidemezsin!’ dediler. Tahta buldum, salı kurdum, sahilden sahile vardım, niyet ile HAKK’ın DEDİĞİ’ni bildim. O’na güvendi isem, ne suyun derininden, ne havanın serininden asla korkmam; HAK SOFRASI’nı buldum, ALLAH’ımın İZNİ ile kalkmam.” dedi, KAYGUSUZ selamladı. 

17 “Üç kapıyı gösterdiler, ‘Birinde yorum, birinde sorun, öbüründe kurum var.’ dediler, dördüncü kapıyı kapalı tuttular.  ‘Ne yoruma, ne soruna, ne kuruma gönül vermedim, gerçekten uzak kalmadım.’ dedim, ‘Sohbetin öğrettiği gerçeğin kapısını açınız.’ diye niyaza durdum.” dedi, YAHYA EFENDİ selam ile geldi:

18 “ ‘Yapraktan alan bilir, gerçeği dileyen bulur.’ denildi, gerçeğin kapısı anda açıldı. ‘ALLAH’ım!’ dedim, şükre durdum. ‘SEN’i SEN’den aradım, SEN’i SEN’in kapında buldum. Başka kapıda arasa idim, çok kapılar gezerdim, çok karınca ezerdim.’

19 Her zerremiz er geç gerçeği bulacaktır, HAK SEVGİSİ ile dolacaktır, çünkü TANRI’nın MURADI böyledir. Ne var ki, çok kapı gezmeyelim, çok karınca ezmeyelim.” dedi, YAHYA EFENDİ selamladı.

20 “Fistanım yamalıdır, dizlerim yaralıdır; gelmeyi diledim de, dileyen buralıdır.” dedi, RABİA HATUN selam ile söze geldi: 

21 “Tatlı aşı yiyelim, yumuşak başı sevelim. YUYAN ile birlik olduk, bardağa su misali dolduk, çağrıya uyduk, MERYEM ile sohbete geldik. DOST sohbeti DOST KAPISI’nda olur, her kulunda verildiği hali bulur.” dedi, RABİA HATUN MERYEM ile selamladı.

22 Gönül DOST’u, ERENLER’den; HAKK’ın postu, soranlardan bilinir.

23 “Soğuktan sıcaktan beklediğini, yetenden yetmeyene eklediğini sorsalar, diyesin ki; ‘Her lokmanın bir nasiplisi vardır, bilmezsen zordur, bilirsen kardır.’ Açtığın her sandık gençliğin sesi ise, kapattığın her sandık bilginin özü ise; her gün arayana açasın, soran ile paylaşasın!” dedi, FATIMA MEVLÂNA ile selamını iletti.

24 “Yumağım düğümiü ise, vardığım kuyu güğümlü ise; düğümü çözeceğim, suyumu içeceğim, her arayana aynayı tutacağım.” dedi, BEHLÜL’üm söze geldi:

25 “Attan indim, yumağın düğümünü sordum. Dediler ki; ‘Ağaç altına oturasın, şarkını tutturasın; sütünü aldı isen, mayanı kattırasın. Düğümünü çözersin, gideceğin yolu çizersin.’ Ağaç altı güvenlidir, arı dersen kovanlıdır.” dedi, BEHLÜL’üm selamladı.

26Her yerden, her gönülden ALLAH’ımın ADI anılır; anılırsa, yanına gelir sanılır. Ansan da anmasan da yanındadır; ‘Nerdedir?’ dersen, zannındadır; gönülden aldı isek, biliniz ki ordadır.” dedi HACI BEKTAŞ söze geldi:

27 “Deryaya her adımını atan, yolunu HAKK’a katandır. Olumsuz gelen çizilsin, sohbette her alan bilgisinde çözülsün. Benden sana, senden ona bağlanacak, her alanın bilgisi birbirine katlanacak.” dedi, HACI BEKTAŞ her birinize, VARLIĞIN ÖZ’ünü bulabileceğinizi müjdeledi. “ Sağda duran MELEK’in, soldan veren MELEK’ten ayrısı yoktur. Genişliğe yer verirsen, kulun RABB’i ile BİR’likten asla geçmediği bilinir.” dedi, selamladı.

28 YESEVİ’ye söz verdik: “Soğuktan aldığı kadar çevresine gelecek, kendinde oluşanı bulacak. ‘Seyre geldim, seyre daldım, seymen ile sofrayı kurdum.’ diyene. Değil, yerden diz alana. ‘Okudum yazamadım, günün gecesine asla bakamadım, DOST KAPISI’nda durup DOST’a söz etmedim.’ der, gölgesine güler. Seyre geldi isen, seferi sordu isen; EYVALLAH diyeceğiz, her gelene güleceğiz.” dedi, YESEVİ selamladı.

29 “Bakmadım dar gelene, yıkmadım söz diyeni, çekmedim güzel düzeni.” dedi, MERKEZ’im yol üstünde duran her kuluna selamını iletti.

30 Geldiğimiz seferde, bulduğumuz seherdedir; DOST’luk selamı verdik, her güzel gönüllerdedir. 

ALLAH’ıma emanet  olunuz.

ALLAH’a ısmarladık.

LÂİLÂHE İLLALLAH MUHAMMEDÜR RESULULLAH