29 Aralık 1983

MEVLÂNA’yım ben! 

1 Kuşlar uçuyor ise, sürüler geçiyor ise, kul gelip göçüyor ise; YARATAN’ın GÜCÜ’ndendir. Yapıya yük vermedik, kapıda HAK sormadık, niyazdan geri kalmadık. Cümlenize selam olsun, sofranızda HOCA NASİRRİDDİN nasib alsın.

2 “Söz ile geldik, saz ile verdik, her hale güldük, gülenden güzeli sorduk. Seni olgun bileceğiz, meyveyi olgun yiyeceğiz, DOST KAPISI’nda her gelen ile sabah akşam güleceğiz.

3 Kemerden belini sorarsan, ‘Alışamam.’ der; beline kemeri sorarsan, ‘Çalışamam.’ der. Oluşana doğruyu veririz, her olayda gerçek ile buluşuruz. Güldüğümüz ordandır; görünen ayrı, öğrenen ayrı.

4 Çevreyi doladı isek, çehreyi sevdiğimizdendir; özünü almak için, meyveyi soyduğumuzdandır.” dedi, HOCA selamladı.

5 Her adıma göz verir, her yaprağa söz verir; bilse bilmese, her kulu yaprağı okur. Yapraklar güzeldir, okunan gazeldir. Gazel; ölüm değildir, her kulun geçen günüdür.

6 Korkuyu her günümde sildim, sevgim ile her zerreyi böldüm, geçen günü gazel diye andım, ‘ALLAH’ım.’ dedim AŞKI ile yandım. Sevgim her var olana geçer oldu, DOST KAPISI’nda her kulunu tutar oldu. Geldi-geldi güzü buldu, sizler ile DOST’u gördü. Semer almadan bildik, konuyu gönülden bulduk, her olaya HAK ADI’na güldük. ALLAH’ım cümleniz ile her alanı güldürsün, cümlenizin dumanını sildirsin. (Semer nedir?) Semer: yük için yardımcıdır.

7 “Saymayı denedik, eğiten ile övündük; geçirmeyeceğimiz köprüye asla yönelmedik; karşıya söz verdi isek, yanılmadık.” dedi, YUNUS’um yol üstünde durdu, yolda olanı sordu:

8 “Aldığı yaprağı okuyacak, bulduğu ipliği dokuyacak, bülbül misali şakıyacak, niyaz ile gerçeğin düğümü çözülecek.” dedi, YUNUS’um selamladı. 

9 “Yemeniyi giyeceğiz, tatlı aşı yiyeceğiz; akan suya niyaz ettik, ‘Sema’ deyip döneceğiz. Kayalar aşılacak, HAK YOLU’na düşülecek, gelen olaya şaşılacak.” dedi, HAMZA DOST selamladı.

10 “Ağaçtan ağaca ipi bağladım, DOST KAPISI’nda HAK SÖZÜ’nü sağladım, uyandım güzeli bekledim. 

11 ‘Bildim buldum, gün-gün okudum, BİLGE oldum.’ diyene, ‘Okuyan BİLGE oldu mu?’ derse; seyirden uzak kalır, kendi kendine evhamı bulur. Bilen; dayandığı gücün sonsuzluğunu idrak edendir. ‘Bilirim.’ diyen; kalıpta kalandır. ALLAH’ım kalıpta bırakmasın, ‘Dardayım.’ deyip kuluna yük atmasın.

12 Çevreyi dolayalım, yapıda gönlümüzü halleyelim, MEYDAN’a her gelen ile sözümüzü belleyelim.” dedi, PİR SULTAN ABDAL kayıtsız söze girdi, KAYGUSUZ ile ipliği bağladı:

13 “Danışılan yoldadır, yağmur akarsa seldedir. Doyduk uyduk, selam ile geldik, ‘Selam.’ dedik döndük.”

14 Kapalı sandık sahibinindir, açılmaz; kapalı kapı yapındır, aşılmaz; kapalı gönül kulunundur, şaşılmaz. Yol cümlenindir, ‘ALLAH. ALLAH.’ diyenindir. Kapısını örtenden, gönlünü dürtenden, yol dilenmez.

15 Kement attığımız her olayda; ‘ALLAH.’ diyen, gerçeği soranı buluruz. Gerçek; kalıpta değil, kainattadır. Her adım atan, yolu tutandır. Kaygusuz katıldığımız için, ALLAH’ıma şükredelim.

16 Sakiyi bulduk, şakiyi sildik, her hal üzere RESULÜ’ne uyduk, gönlümüzü duyduk, yeryüzü dedik seyre daldık, ‘Güzel, güzel, daha güzel.’ diye sergimize koyduk. Her gelen alır, güleni bulur, ne güzel olur. ALLAH’ım, cümlenizi kalıptan çıkarsın. ALLAH’ıma emanet olunuz.

17 Her günün olayı, gelen günlerin dolayıdır.

ALLAH’a ısmarladık.

LÂİLÂHE İLLALLAH MUHAMMEDÜR RESULULLAH