10 Mayıs 1984

MEVLÂNA’yım ben!

1 Komşudan komşuya selam ederiz, her güzeli bilene, soylu der güleriz; kumdan yolu sorana, her adımda niyaz ederiz. Cümlenize selam olsun, gemiye her adım atan, kendini selamette bilsin.

2 “DOST dedik yol bilene, DOST dedik kaydına gülene, DOST dedik YUNUS ile halini bağlayana. Sevgiye talib olsam, nefsime galib gelsem, seyrini seherde seferde bulurdu; gerçeği, gayrıda arar, ÖZ’ümde bilirdim.” dedi, YUNUS’um selam ile geldi:

3 “Elmayı ele aldım, gönlümü cümleye verdim. Dört parçaya bölersem, dileyen ile elersem; alacağım bulacağım, her varolan ile göreceğim vardır.” dedi, YUNUS’um selamladı.

4 “Darı ektim toprağa, meyvesi olur dedim, arayan bulur dedim. Dağılanı toplarsan, yaprakları katlarsan; elbet toprak vericidir, yerden göğe dericidir.” dedi, BEHLÜL’üm söze geldi:

5 “Dizimi bağlamadım, sözüme eğri eklemedim, olumsuz gelecek olay beklemedim, gönlümde olanı saklamadım. Elden ele, dilden gönüle er kişiye danıştık, her kişiyle söyleştik.” dedi, BEHLÜL’üm selamladı.

6 “İki satır bağlamaz, iki ömür eklemez; BİR’den BİR’e, BİR’den çoğa çok ille bağlanırız, TEK ile eğleniriz. Eğlenmekten maksat; haşrolmak, bildiğimizi neşretmek… ‘Gayrette emek, senden mi, benden mi?’ derlerse, de ki; ‘YÜCE’den.’ ‘Duman var?’ derlerse, de ki; ‘Geceden.’ ‘Bilgini yokladın mı?’ derlerse, de ki; ‘Heceden.’ ” dedi, BEHLÜL’üm selamladı.

7 “Kuşağı dar bağlamam, sıkar diye ağlamam. Gün güzel, gelen güzel, gönülde olan güzel, seyirde bulan güzel.” dedi, KAYGUSUZ sözü aldı:

8 “Doğduğum günde güldüm, geleni GÜL’den bildim. Bende olan beni sordum; ‘Derman diledin ya, ferman sendedir.’ dediler, dağılan her satırı toplamamı söylediler. Selam olsun dedim, her satırda VAREDEN’i bildim.” dedi, KAYGUSUZ selamladı.

9 “Nazana MERKEZ’im ile geldik, yoğun gelen akımda niyazını bildirdik.” dedi, MERKEZ’im sözü aldı:

10 “Doğudan Batıya esen yelde, geceden gündüze gelen selde; MERKEZ’im dediler, adım andılar. Bağladığı yemeniyi Güneşten alsın, başına bağladığı, yapısında olanı kapısında bilsin; kum ile ayağını her gün ovsun. Bekçisi gerçektir, şüpheye düşmesin. Gün-gün oluşacak hale şaşmasın.” dedi, MERKEZ’im bol nane yesin diye söyledi, selamladı.

11 “Bağda üzüm topladım, elde şarabı sakladım, sofrada lokmayı hakladım.” dedi, HACI BEKTAŞ sözü aldı:

12 “YUNUS ile geliriz, MERYEM ile biliriz, TABDUK ile alırız; ne günden, ne yoldan kalırız, suyun aktığı yerde gerçeği buluruz.”  dedi, HACI BEKTAŞ yola niyet kurana selamını iletti. Tabur olsa, er gelse, TABDUK ile yol bulsa; gölgeyi sileceğiz, sevgi ile olacağız. TABDUK, yanımızda olana selam iletti. Koza ipek adına verirse, kul aldığını bilirse, niyazına cümlemiz selamdayız.” dedi, BEKTAŞ’ım selamladı.

13 “Olaylara pay veren, gönüllerden pey alan; gün gelecek yaprak böcek misali ipek olacak, gölgeyi öyle geçecek. Satır-satır okuduğum, günde YUVA’da dokuduğum güzelliği, her yolda her kulda aradım, cümlede olumu buldum.” dedi, HAMZA DOST selam ile geldi:

14 “Dokuya-dokuya bitiremem, yoluma olumsuzu getiremem, her renk ile bağladığım niyazımda ayrıya asla düşemem. Konuk gelen güzeldir, soframız günde özeldir. MERYEM ile alışır, ZEKERİYYA ile söyleşir, her lokmayı paylaşır, güzel ne güzel dersek birbiri ile eyleşir… Güzel, ne güzeldir. Çevrenin dört yanı cümlenize peylendi, yorumda DOST ADI kutlandı. ALLAH’ım RAZI olsun, dayandık güzele, gözümüz açsın.” dedi, HAMZA DOST selamladı.

15 “MERYEM’e söz veren, elbet YÜCE’dir. Gelen ile söyleşir. Kapalı olmaya kulun gücü yetmez, çünkü gönlünü HAK’tan başka katmaz. Satıcı, elindeki eşyayı sergiye koyar. Bakır ise elindeki, altın koyamaz. Altın ile bakırı boyasa, asla altın diye bakırı satamaz. Aynı sergiye talib olduk, teraziye elimizde olan altını koyduk. Ne güzel dedik sevindik, yarattığın dedik övündü.” dedi, MERYEM üç öğüt, ‘Üç yolda, yolum nedir?’ diyene verdi: “ Üç yol; aracı ayrı amacı bir olan, HAKK’a götüren yoldur. Yolunu seçecek, kuldur. De ki: ‘Yolumda gerçeği bulayım, RESULÜ’ne uyayım, SEN’den gelen her sesi duyayım.’ Böyle demek için; asla kendi ÖZ’ünden feragat etme, sözünü başkasının mantığı ile tartma, ne olursa olsun inandığın gerçeği örtme. O zaman en kısa yol sana açılır, ayağına taş gelmeden geçilir.” dedi, MERYEM selamladı.

16 “MEVLANA, yol sorana yoldayız dedi, gönlünü açana haldeyiz dedi. MEVLANA, elden ele, söz ile GÜL’e, GÜL ile gönüle girer, sevgide her gönülde tahtını kurar, alana bilene sorar; ‘Gölgeden geldin mi? Sevgi ile buldun mu? Altın gümüş sordun mu? Ağır gelen fistanını soydun mu?’ Günde buluştu isek, gönülden oluştu isek, her nefeste söyleşti isek; gerçeği bildiğimizdendir. (Ağır gelen fistan nefis mi?) EYVALLAH. YUNUS ile yoldayız, kardeş dedik eldeyiz, dağda taşta GÜL’deyiz. Gönülden akan taşan, her günde coşan; gün-gün deryaya yaklaşır. Akan su yüksekten geldi ise, kararsız olur; yolunu buldu ise zararsız kalır. Her halinde verimlidir, kul halinde bölümlüdür. Coşku; yatağını bulmuş nehir gibi olmalı, çevresini damla-damla sarmalı, her fidana sormalı; ‘Nasibini aldın mı? Güzel günü buldun mu?’ DOST yolumuz sizedir, diledi isek güzedir.” dedi, YUNUS’um iki kardeşin küçüğüne selam verdi.

MEVLÂNA’yım!

17 Yoldan selam alacağız, hep beraber güleceğiz, cümle ile geleceğiz. ALLAH’ıma emanet olunuz, ALLAH’a ısmarladık. HACI BAYRAM, yaprak altında Güneş’e göz kırpana selam iletti.

ALLAH’a ısmarladık.

LÂİLÂHE İLLALLAH MUHAMMEDÜR RESULULLAH