14 Mayıs 1984 İstanbul-Göztepe

MEVLÂNA’yım ben!

1 ‘Gölgede aramadık, gönlümüzü çamur ile taramadık, dilenen gerçeği tezgahta kuramadık.’ diyene selam ile geldik; ‘Karar verdim.’ diyen ile, karara uyana, yerinde durmamasını söyledik. ‘Duman var mı?’ derlerse; ‘Gönülden dumanı sildim.’ diyesin, gerçekte kendini öyle göresin.

2 “Dağları aşayım dedim de, sular geçit vermedi mi? Yoldan geçeyim dedim de; dalları sarmadı mı, her ağaç birbirine yolcuyu sormadı mı?” dedi, YUNUS’um sözü aldı, suya öylece daldı:

3 “Ayağın suya gelse, suda balığı gözün görse, elin kumu alsa; ‘Bütünde kalacağım, akan suda kendimi bulacağım.’ diyesin. Yolum, yolundur diyene; gönlüm YUNUS’ta MEVLÂNA’da deyip DOST SOFRASI’nda anana. Katıldığın her sohbette söylersen, aynayı kendine tutmuş olursun, YUNUS’un adında kendi sürünü gütmüş olursun. MEVLÂNA’dan almaya, YUNUS ile bulmaya çalışır. Yolu alayım, gidip geleyim diyenin… Olmuşa gerçek dersen, olacağa talib olursan; düzende kayguyu siler, güzel ile özelde doğruyu almış, olumsuzu bölmüşsün derim.” dedi, YUNUS’um selamladı.

4 “Az gitsem, çok gütsem, azı çoğu birbirine katsam; düğümleri çözerdim, her satırı çizerdim. Yumağın düğümüne gayret versem bağlasam, düne gülsem, güne ağlasam; toprağa diz çökerdim, tesbih alıp niyaz ederdim.” dedi, HACI BAYRAM sözü aldı:

5 “Her düğümde ağlama, düzene küser; her düğünde ağlama, güzeli keser; dünü günü açarsan, dostların küser. Gelecek güzel dersen, gölgeyi silersin Güneş’e gülersin. Yanımızda olana… Üzüm ye, yarayı örter. Seyirde kalırsan; gerçeğe dönersin, Güneş’in güzeline yanarsın.” dedi, HACI BAYRAM selamladı.

6 “Gönülden gönüle adım-adım, AŞK’ı ile yandım-yandım, Güneş’inde döndüm-döndüm pervane oldum; doğruda kaldım, çevremde hep güzeli gördüm.” dedi, BEHLÜL’üm sözü aldı:

7 “Tavuk aldım, civciv buldum, pazara saldım; alan var, soran yok. DOST KAPISI’nı sordum; duran var, çağıran yok. Ordan burdan dolandım, HAK LOKMASI arandım; yerde duran ağaca, dalda duran yaprağa selam verdim. ‘Gelişte gidişte bulduğun nedir?’ dediler; ‘Bir avuç toprak, bir kova yaprak…’ dedim; ‘Eğil de selam ver.’ dediler, her zerreden selam aldığımı söylediler. Bilmediğim BİR’likte, aradığım gürlükte, gerçeği bir yaprakta gösterdiler.” dedi, BEHLÜL’üm selamladı.

8 “ ‘Çağırdım gelmedi, söyledim bulmadı.’ demesin, her lokmada sevgi ile dolsun, MERYEM adım bulsun.” dedi, MERYEM üç basmak adım attı, elden tuttu, lokmanı tattı, niyazına niyazını kattı, selamladı.

9 ALLAH’ıma emanet olunuz; ne sağırda, ne körde, zahmet görmeyiniz. ALLAH’ım her zahmete RAHMET’ini ekler; kulundan, kulluk hizmetini bekler; bilmeyenin hatasını saklar; O’na yöneleni paklar. Gel dedik cümleye, GÜL dedik cümleye… bekledik, her gelene lokmasını sakladık. Gelen gelir, alan bilir, seven bulur; her nefes, sahibini gerçeğe götürür. Bilmem diyen; aramaya çalıştı mı, GÜZEL’i görmeye alıştı mı? Ağaçtan ağaca selam getiren, yazdan kışa mevsimi bitiren, kulluğu ile aldığını götüren; gölgeden uzak kalsın, her olayı hayra yorsun, doğuştan buluşa adımlarını saysın. ALLAH’ıma emanet olunuz.

ALLAH’a ısmarladık.

LÂİLÂHE İLLALLAH MUHAMMEDÜR RESULULLAH

(Resim verilir: SEYYİD ÖMER ile RABİA HATUN)

10 SEYYİD ÖMER söz ile GÜL’den aldı, gönüle sevgi ile doldu. RABİA HATUN.