26 Temmuz 1984 Çeşme

MEVLÂNA’yım ben!

1 Kuşlara sözü verdik, dediler ‘Döne-döne…’ Kullara ÖZ’ü verdik, dediler ‘Yana-yana…’ Sulara sözü verdik, dediler ‘İçiniz kana-kana…’ Cümlenize selam olsun; seyredilen her varlık, güzelde kendini bulsun.

2 “Dağlara çıkacağım, eteğimdeki taşı dökeceğim; yolumu halden buldum, her güzele bakacağım.” dedi, YUNUS’um sözü aldı:

3Keyf ehli yoldan gelir, YUNUS’ta kendini bulur. Her sözü alana, Güneşe gündüz var diyene; gecenin sesini, yıldızların hevesini bildirir. YUNUS aldı verdi de, hem sevdi hem yerdi de, yöreyi töreyi övdü de; düzenden ayrı mı kaldı, yoksa deryada derine mi daldı? Dağılanı topladıysa, bilgisini katladıysa; esen yelden, akan selden değil, gören gözden, seven gönülden, söyleyen dildendir. Ne gelirse elden, O verir gönülden.” dedi, YUNUS’um selamladı. 

4 “Aradığım SAHİBİM’i gönlümde buldum, boş idim geldim sevgi ile doldum. Ne kalandan sordum, ne giden ile yordum, ne de arayan ile durdum. Her yolcu niyetine gider, her yolcu bilgisi ile güder.” dedi, SEYYİT OMAR söze geldi: 

5 “ ‘Gönülleri sayarsam, sevgiye doyarsam; bilgime yön veririm.’ dedim de; dediler ki, ‘Ne Güllerin sayısı belli, ne sevginin ölçüsü.’ Say sayabildiğince, sev dolabildiğince, öğren bulabildiğince, gölgeyi sil Güneşte kalabildiğince.” dedi, SEYYİT OMAR selamladı.

6 “ ‘Dönemedim YUNUS’a.’ diyene de ki; ‘Adına her yazılan, kendinde olanı verir, kendi adı ile anılır; sefere her yolcu katılır, sehere bir yolcu atılır.’ Yapıya geldik tamam, ötesi Dostluk zaman.” dedi, HAMZA DOST sözü aldı:

7 “Dostluğu bildik güzel, Dostlukta kaldık özel. Ne seyirden alındık, ne yorumdan kalındık.” dedi, HAMZA DOST selamladı.

8 “Dümen olmazsa, gemi yürümez. Ocağı yanacak, yolunu bilecek, kaptan hazır oldukta yolu verecek. Dumanın yeri belli ise, kaygu asla gerekmez.” dedi, İBN-İ SİNA söze geldi:

9 “Bir-bir aldık tayfayı, gezdik geldik Hayfa’yı. Oturanı sileceğiz, gösteriyi böleceğiz, hayır dedik güleceğiz. Hayfa; uyumsuzların bellendiği liman… Mayaladık hamuru, yıkadık çamuru; belledik toprağı, bekledik yaprağı. DOST yapısı bizdedir, cümle alem gözdedir, güzel çirkin sözdedir; gülmeyi biliyor isek, dilediğimiz eldedir.” dedi, İBN-İ SİNA selamladı.

10 “ ‘Bağ bozumu başlar.’ diyene de ki; ‘’YARATAN bilir düzeni. Dilediyse yozanı; bir kalem bir kitaba, bir söze bir hitaba ayakta tutar, dilediği çobanın sürüsüne katar.’ Bilmeyi dilediysen kulluğunu, hazır et elinde yolluğunu.” dedi, MERYEM sözü aldı:

11 “Güneş’te buldu, gölgede durdu, ne var ki yaratılmışlığın kutluluğunu buldu. Bilmek, kulun sesine değil, ÖZ’üne hitaptır; her kulun bildiği, kainattaki kitaptır. Her kitabı birledik, her konuyu zorladık. Gördük ki, YARATAN BİR’dir. Yaratılan YARATAN’ı biliyor ise, gürdür; seni beni siler de günde, O’na bağlarsa gönlünü, HAKK’a döndürürse alnını… Ona de ki; ‘Her var edilen BİR’dendir, bilse bilmese. Mademki YARATAN BİLEN’dendir, ADEM’den bu güne geleceğe gülendendir. Senlik benlik, hırkadır. Kapanan kapıya bakan, açıldığında, gördüğü ile gönlünü yakandır. Hem adımı senden aldım, hem gönlümü O’na verdim, TOKTAY ile ayağa durdum. Dedim ki; ‘Aldım kucağa, girdim ocağa, atılmayım olmayacağa.’ ” dedi, MERYEM selamladı. 

12 “Karlı dağlar izin verir, yanan ocak sözün bulur, her kararda İZİN alır. RABB’imin ADI’na verdik, ADI ile her kapıda durduk, bileni bilmeyeni sardık, sanmayın ‘Kimsin?’ diye sorduk. Kim olursa olsun, yeter ki DOST SOFRASI’na gelsin.” dedi, KAYGUSUZ sözü aldı:

13 “Bakalım, her yakaya dilenen GÜL’ü takalım, tarlaya ekini atalım, ALLAH ADI’na el ele tutalım.” dedi, KAYGUSUZ selamladı.

14 “HACI BEKTAŞ söz diler, söz alır, ÖZ’e dalar; her bilenin gönlü AŞK ile dolar, gelmeyi dilediysem, sevenler beni arar.” dedi, selamladı. 

15 Almayı vermeyi her kulu diler, ne var ki, ‘alacağım vereceğim nedir?’ der; kimi deryaya, kimi göle, kimi nehire dalar. Nerde dalarsa dalsın, dilediği kadar alsın. Gelişi, gine de deryayadır.

ALLAH’ıma emanet olunuz.

ALLAH’a ısmarladık.

LÂİLÂHE İLLALLAH MUHAMMEDÜR RESULULLAH