|
2 Kasım 1984 İstanbul MEVLÂNA’yım ben! 1 Koyun ile kuzuya, yolu sorduk tazıya, geldik durduk
yazıya. Cümlenize selam olsun, kayıtta olana gönlünüz gülsün. 2 “MEYDAN bizimdir, gelirsek; güzel bizimdir, bilirsek;
kainat bizimdir, bulursak. ‘Gel.’ dedim cümlesine, geldik durduk niyaza. Kamer
yüzüme güldü, ‘Selam güzele.’ dedi. At yolunu verecek, sırtına alıp götürecek,
dağdan dağa aşıracak, gerçeği bilginde taşıracak;
MERYEM ile aldığını, sofranıza kotaracak. MERYEM sözümüz aldı, her yolun
başında durdu; altın sahana, altın kapağı sordu. Dediler ki;
‘Gönüller BİR’den BİR’e, emeller yerden göğe…’ Açılan her kapıya
dost sesimiz vereceğiz, DOST’u yuvamızda göreceğiz; kum üstüne, kilim
aldık sereceğiz. Elde yazma, kulda süzme, balıkta yüzme geçerlidir.
Eşikte duracağız, beşikte göreceğiz; yolumuz gölgesiz,
kaygusuz kalacağız.” dedi, MERYEM cümlenizi selamladı. 3 “Altın halkayı alsan, beline altın kemeri taksan;
niyazına denktir, niyetine ahenktir.” dedi, MERKEZ’im sözü aldı: 4 “Yün aldım bükeceğim, fidana suyunu dökeceğim,
deryaya ağı gerdim, balığı çekeceğim. Her sayıya denk gelirse,
her renkte ahenk görürse; ayna misali olur, aynayı eline alan kendini görür.”
dedi, MERKEZ’im selamladı. 5 “YUNUS ile söyleşirsen, HAMZA ile
paylaşırsan; elde bütüne bakar, çerağı öyle yakarsın. Bir-bir kelama
daldık, bir-bir ADI’nı saydık, nefsimizi gerçeğe soyduk, MEYDAN’a gönülde
olanı koyduk. HAMZA’nın adı ile yolunu bulana selam olsun, kapalı kapıyı
aşsın, DÖRT ER’den geleni serinde bilsin; YUNUS’a darda diyen, kendini
zordan ayırsın.” dedi, HAMZA ile YUNUS’um selamladı. 6 “BAYRAM’dan selam aldık,-HACI BAYRAM-, her
öğünde niyaza daldık. Gelenden gidenden ALLAH’ım razı olsun. Dağlar
yük verirsem, yarışamam; dağlardan yük alırsam, karışamam. Zor
ile kolayı bölmeli, ortasında kalanı bilmeli, niyaz ile bulmalı, gerçek olanda
dizini yere koymalı.” dedi, HACI BAYRAM selamladı. 7 “Bağ ile bağcıyı ayıramazsın, yemeyi bilmeyeni
doyuramazsın; HAK ne verdi ise uyarsan, ayıranı kayıramazsın.” dedi, RABİA
selam ile söze geldi: 8 “Sözden ÖZ’den varacağız, uymayanda duracağız,
gelmez ise soracağız; ‘Bilenden mi uydun, bilmeyenden mi duydun? Sarı
elmayı soydun, meyveyi elinde saydın… Dalına güvendin mi, köküne inandın mı,
bütün ile gönendin mi?’ YAR yolumu açacak, YAR gönlüme geçecek, YAR’i kulu
seçecek.” dedi, RABİA selamladı. 9 “Her bağın üzümünü tattım, her sofraya ADI’nı
kattım.” dedi, HACI BEKTAŞ sözü aldı: 10 “Arı dalda gezer de, arı çiçekten süzer de;
aldığını vermez mi, dileyeni RABB’im görmez mi, altın kapıya elini sürmez
mi? Oymayı ele aldı isen, sürmeyi gözde buldu isen, gelip geçene varlığını
sordu isen; alacaksın bileceksin, dünden güne güleceksin.” dedi, HACI BAYRAM
sözü HACI BEKTAŞ ile birledi. MEVLÂNA’yım! 11 Yerde kuru yapraklar, su beklerse topraklar;
‘Verelim.’ desek yeterince olmaz, RABB’imin verdiğine uymaz. MERYEM ile
dört yolda, yeter olsun dert kulda. RAHMET’ini bekledik, toprağa gelsin
dedik. Ekeceğiz, RAHMET aldık, dilediğiniz kadar dökeceğiz; el
ele geldik güne, nazarlık takacağız; benden yol sorana, ‘Yolun HAKK’a.’
diyeceğiz. Yerden göğe oluşan, niyaz ile her konuda
buluşana, MERYEM’in selamını getirdik, kayguyu gönlünde bitirdik,
gerçeğin aynasında sorduğunu gösterdik. MEVLÂNA’yım! 12 Ağaca çıkıp otursam, dalı eğilir;
dumana takılsam, gönül kırılır; her kulun bilgisine, sofra kurulur. ‘MERYEM
kime verdi?’ denilir. Dağlar gibi yük alıp öteye aşana,
aştığı hale şaşana, gün-gün dalgalanıp, gün-gün
koşana… MEVLÂNA’yım! 13 AYİŞE adına, çorba aldım sofraya, YUNUS ile
geldim, saymayı bilen ile oldum, heybesine dilediğince sevgi koydum.
Ayağına gelecek, sofrasında sevgi çorbasını yiyecek, dağılana
eğilecek, gerçek bilgiye gülecek; aldığı elinde, bildiği gönlünde
kalacak; sevgimiz onunla, sevgisi cümle ile paylaşılacak. Hayır denen her
olaya, sefer doğudan batıya… Kement attık, atı tuttuk; katıyı sildik, DOST
ADI’na sohbeti kurduk. ‘Nerden, nereye?’ demeden bekleyelim, ele aldığımız
konuyu paklayalım. 14 “Okuduk yazıyı düne selam verdik, gün ile konuya girdik.
Üç aşamaya girecek, her aşamada birbirini serecek, yerini öylece KAYGUSUZ’ca görecek.” dedi, KAYGUSUZ yularsız ata semer
vurdu. Karşımızda olana. 15 “Mayasız yoğurt olmaz, sütü almayan gelmez; RABB’ini
bildi isen, olumsuza kanmaz. Güzele uyacak, gönülden duyacak.” dedi, KAYGUSUZ
selamladı. 16 “ ‘BAYRAM geldi…’ dedikte, bir somunu yedikte;
zeytin dalı aldık mı, tanesini saydık mı, bir tabağa koyduk mu? SARI ANA
söze gelse, sözü alıp dize dursa, her kumun tanesini saysa; görgüsünü böler miydi,
gelenlere güler miydi, ayağına gelen taşı bir nefeste siler miydi?
Adına OĞUL dedik, oğul ile sevene güldük; bir tepsiye sedef koyduk,
bir tepsiye yemiş saydık. Selam olsun, selamı gerçekte bulsun.” dedi, SARI
ANA selamladı. 17 BAYRAM adını verdik, HACI BAYRAM’dan geleni
sorduk. Dedi ki: “ Bohçanın dört ucunu birbirine katlasın, yaprak-yaprak açacak
fidanını beklesin, geçen günde kaygu veren düşünceyi köklesin.” (Resim
verilir: HALLAC-I MANSUR) 18 Beklediği halkada kendi kendini buldu,
deryadaki dalgada HAKK’ın SÖZÜ’ne geldi; dört duvar örüldükte, kerameti
görüldükte, çevresini sildi, aldığı bilgiyi dileyenlere böldü; MANSUR adı
ile geldi, HALLAÇ görevini aldı. ALLAH’ıma emanet olunuz. ALLAH’a ısmarladık.
LÂİLÂHE İLLALLAH MUHAMMEDÜR
RESULULLAH
|