|
31 Ekim 1984 İstanbul-Moda MEVLÂNA’yım ben! 1 Dağlardan aştık geldik, YAR YOLU’nu seçtik
geldik. Selam olsun, DOST KAPISI bilene açılsın. 2 “Geldiğim günden, bildiğim yönden, güzeli
aldım, deryaya daldım; hal ile hale uydum, her niyazı anında duydum; seherde
öten bülbül ile, gün doğuşunda açan güle selam verdim.” dedi,
YUNUS’um sözü aldı: 3 “ Aydın geldi YAR sözü, cümlede kaldı gözü, bir kulu
geldiği düzü. Aynaya bakacağız, kendi kendimizden yol sorup, gelenden
geçenden niyaz alacağız.” dedi, YUNUS’um selamladı. 4 “MERYEM söze geldi ise, kandili yandı ise; NUR ile
NUR’landırır, gönülleri korlandırır, açık kalan pencereden demde güzeli uyandırır.
Kemer belde kalacak, kul gerçeğe uyacak, değirmende buğday verip
un alacak.” dedi, MERYEM selamladı. MEVLÂNA’yım! 5 Kandil yansın yol başında, kul beklesin
sofrasında. MERKEZ’im ile geleceğiz, dilenen niyazı vereceğiz.
Dağlar örtü alırsa, kul yolunu bilirse; bağlı atı çözecek, yerden
göğe gülecek. 6 “Kendime demeden geldim, kendimde demeden
buldum, su üstüne salı koydum. Dilediğim kıyıya varacağım, bekleyen
yolcuya soracağım; ‘Fistanın yamalı mı, YUNUS ile MERKEZ’im kamalı mı?’
DOST YOLU’nu bildi ise, kamayı ele almaz, kendinden kendine geleni bilmez.”
dedi, MERKEZ’im selamladı. 7 “Al fistan, sarı fistan, elinde okur destan. KAYGUSUZ’a
selam verse, kaydını elinde görse; ‘Destan ne güzel.’ diyecek, gelene gidene
gülecek.” dedi, KAYGUSUZ söze ÖZ’e girene, gönülde gerçeği bulana,
selamını iletti. 8 “Yerde otu gördün de, aldın kilimi serdin de, karıncaya
derdini sordun da; dediğine uydun mu? Deme, ‘ER yolu zorludur, dağ
yolu karlıdır.’ Zoru da, karı da geçersin, her öğünde kekik çayı içersin.”
dedi, KAYGUSUZ selamladı. 9 Yamayı dikeceğiz, kumaşı biçeceğiz; gemiye
girdi isek, gerçeği bileceğiz. Dökelim fidana suyu, bilelim
RABB’indendir huyu. ‘HAY’ diyelim, yer alalım, DOST KAPISI’nı kuşkusuz
çalalım, gayreti kendimizde bulalım. Bildiğimiz SEN’dendir, her zerremiz
anacak; yolumuz SANA, gönül AŞKIN ile yanacak. Ne savaş, ne
yoğun koşu; güzelde, kendinde bulacak başı. Geçen ile avunduk,
gelen ile övüneceğiz, ‘Selam.’ diye cümleyi bağlayacağız. 10 “ ‘Bunu yerde gördüğüm, bunu gökte
saydığım, bunu gönlüme koyduğum…’ dedim de, kendimi sorguya çektim;
kendimin aldığı ile kendime içimi döktüm.” dedi, EYYÜB’üm sözü aldı, olaya
gözü daldı: 11 “Bir-bir ayıkladım taşı, öylece kuma
koydum başı, gördüm dilediğim düşü. Bir bilirsin, bin bulursun,
binbir halde olursun; dağ başında durursun, elini dize vurursun. Bak
YARATAN’ın işine, bak güzel verdiğini başına. Dün ile bugünü
birleme, ‘Ne olacak?’ diye terleme; olayın güzelini bekle, parlama.” dedi,
EYYÜB’üm selamladı. 12 “DOST KAPISI buldu isek, niyazımız
gönüldendir, kendimizden söz gelmez. VAREDEN’in VARLIĞI’na, zor edenin
darlığına dumansız katılalım; eylendi isek yolda, yapıya atılalım.”
SEYYİT OMAR seyre yerden göğe katıldı. 13 “Eğersiz ata binme, değersiz ite gülme, ne
derlerse desinler yolundan kalma. Çevreyi taradık, çehrede aradık, günü günde
bekledik; ne sarıyı ekledik, ne yeşili katladık.” dedi, SEYYİT OMAR
selamladı. 14 Bağ bozumu esen yele, yol düzeni akan sele
uyumludur; cümle alem, HAK ADI’na doyumludur. Cümlenize selam olsun, niyazınız
cümlede kalsın; benden söz isteyen, MERYEM’den alsın. 15 Keman sesi verir de, kaval yerde kalır mı; az ile çokta,
ERENLER sohbetten kalem verir mi? Aradık geldik söze, niyaz ile durduk dize.
Yuvanın sıcağına, DOST diyenin ocağına MEVLÂNA adı ile katıldık,
selamet dedik oturduk. 16 ALLAH’ıma emanet olunuz, dayandığı dalda
huzur dileğine katılınız. Aşacak, aştığına
şaşacak. ALLAH’a ısmarladık.
LÂİLÂHE İLLALLAH MUHAMMEDÜR
RESULULLAH
|