|
10 Aralık 1984 (1) MEVLÂNA’yım ben! 1 Güçlüğü yenen ile saymayı öğrendik, görgüde olan düzene ayak uydurduk, kum üzerine geldik
Güneş’in verdiğine uyduk, cümlenizi selamladık. 2 “Kahrımızı sileceğiz, kaygumuzu böleceğiz; ayrı sözde, ayrı izde
olana, ‘Güzele bak!’ diyeceğiz. YUNUS geldi de söze, ayağı koydu
dize. Sahib olduk gelene, ‘Gündüz her an…’ diyene. Yorgan kısa gelmedi, yastık
boyumdan inmedi; demde yolsuz dense de, ayakta taş kalmadı.” dedi,
YUNUS’um selamladı. 3 Ağır gelen yükü dereye boşaltma, gayret veren sözü sıraya satma!
Gölgesini açacak, Güneş günde açılanı seçecek, kapalı kapı doğruda
olana açık kalacak! ‘Gömdüğüm emekte, umduğum himmeti bulmadım!’
diyenin kaygusu yersizdir! Emek, gömüldüğü yerde dahi doğruya
getirir, gerçek günde kaygunu bitirir. Maldan öte yol açık. Duyandan
aldığına, ER misali kaldığına cümlemiz şahit olduk. Her kapıda
yer alsan, bir kapıda dilediğini bulsan, dumanını silersin. 4 “DOST aradım post sereyim, güzel günü ER’den bileyim; Güneş’ten aldım
nasibimi, ektiğim ekini tez düreyim.” dedi, PİR SULTAN ABDAL sözü
aldı: 5 “Kuyudan su bekleme, su üstüne su ekleme, aldığını verdiğini
saklama! Kapalı kapı açılacak, değirmende beklenen çuvallar gelecek. Karşımızda
olana! ‘Dünden kalan, güne gülmez!’ derlerse, gönlünde duman olmadan de ki;
‘Dünü sildim geçti diye, günü bildim en güzeli açtı diye. Gelen günde kaygusuz
kalacağım, nasibim yerden göğe, sevgimi cümle ile
paylaşacağım; seferden kalan her günü, açılacak nasipten
diyeceğim, GÜL’den gönülden pas vereni sileceğim!’ ” dedi, PİR
SULTAN ABDAL selamladı. 6 “ ‘Dağlardan ses alayım, gelen sese güleyim, bağlı atı çözeyim.’
dedim de; ‘KAYGUSUZ sözde…’ dediler, dayandığım ağaca gelip nokta
koydular. Ağacın heybetine, vergisinin kıymetine güzel dedik gerindik,
gölgesinde oturduk gönül ile barındık. Her düzende DOST yapısı ayrı ayrıdır,
nasib kapısı birbirinden gayrıdır! Kaybetmeden, bulduğuna sevinmezsin;
aramadan, emeğine gülmezsin. Birbirine bağlı olan gününde, aydın
gelen yönündesiniz.” dedi, KAYGUSUZ selamladı. 7 “Yerden göğe selam verdik YUVA’ya, dağda mekanı bulduk, MERYEM
diye adımızı aldık. Cümlenize selam olsun, açılan GÜL dalında gönüller
birbirini bulsun; değirmene gelen suda, emeğini her kulu bilsin!
Attığımız adımda tuttuğumuz her varlık, alışılmış olanı
düşündürür; olacak denilen olayda, bağladığın düğüm
çözülür, kaygu veren satırın altı çizilir. ‘Yaya gitsem yorulurum, eğri
dursam kırılırım.’ dersen, kendinden kendine komşuyu silersen, kendinde
olan güzele küsersin. Açılan musluğu kapatma! Kaynağını güçlü bildik,
akan suda esen yelde RABB’imin GÜCÜ’nü bulduk. Asla kaygu etmeyiniz,
güğüme duman katmayınız, sebebi ne olursa olsun beddua etmeyiniz! Dört
kapı dördümüze açılır, her kapıdan el ele geçilir. Çevrede olan şaki
yanınıza gelemez, gelse de aradığını bulamaz! Kandil yandı öbek-öbek,
bahçede hep güzel çiçek, almayı dilediğin günde MERYEM yanında olacak.”
dedi, MERYEM selamladı. 8 ‘Çorap alsam ayağıma, örtü koysam duyağıma (kulak ve hissedebilmek), saymayı bilemezdim, seherde bulamazdım.’
denilir, her günün gecesinde ham lokma yenilir. DOST olduk geldik yola, dedik
ki; ‘Gün güzel, gönül güzel; nedir eldeki gazel? Cemde canını sıkan, CANAN diye
derdini döken; dar geldi diye, ayağını sıkan pabucu çıkar at!’ Dayanmayı
bilgimizden alırız, her nefeste GÜCÜ ile buluruz, dönük gelse ‘Açalım!’ der de
çeviririz. Derman veren ALLAH’ım kayguyu silecek, olumsuz gelene kul gülecek.
Derdin senden gelse, gayrıda çare olsa; gayrete ne hacet? ALLAH’ım her verdiğine
gölgesiz çare verir, dayandığı duvardan gerçeği buldurur. Korkuyu
silmeye gelsem, gün benim; ocağı yakarsam, yön senin. Çevrede aradık, her
noktada BİR’liği bulduk, selam olsun dedik, değişen olayın
geliştiğini gördük. ‘ALLAH’ım!’ de, adımını at! Bir elinde gayret,
bir elinde ibret olsun, cümle alem görsün. YUNUS ile peyleşen,
gönül ile söyleşen; gayretini bulacak, hayret cümlede kalacak. YUVA’ya!
Ayağı kuma basalım, kandil yağı sürelim. Sır gelse de konular,
görülmese de yapılar, açılacak dilenen kapılar. 9 “Bağ bozumu biten emek, kar kalktığında tüten ocak, yerli yerini
bulacak.” dedi, LOKMAN sözü aldı: 10 “Kamer gününü bilir, bakan yolunu bulur. Gelmeyi dileyenler,
dilediğini bekleyenler; Güneş günü ısıttık ta, ekin ile dikeni
soracaklar, her seherde nane yaprağı toplayacaklar; aranan taneyi,
beklenen haneyi aydın günde bulacaklar.” dedi, LOKMAN selamladı. 11 Pınardan akan suya, gönülden gelen huya, cümlemiz selam verdik, gelecek
günü aydın gördük. ‘Saymayı bilmem!’ diyene, de ki; ‘Saysam saymasam verir,
ağaçta RABB’imin dilediği ölçüde meyve olur. Kar yağsa, buz
olsa, nasibini kesmez; kimse kimseye, ‘Nasipsiz!’ demez, küsmez’ ALLAH’ıma emanet olunuz! ALLAH’a ısmarladık.
LÂİLÂHE İLLALLAH MUHAMMEDÜR
RESULULLAH
|