|
13 Aralık 1984
MEVLÂNA’yım ben!
1 Kumdan koşa koşa geldik, nehirden coşa-coşa
vardık; CAN ile CANAN’ı boyundaki damardan yakın bulduk. Cümlenize selam olsun,
bağlı olan her kulu kendinde gerçeği bilsin!
2 “Altın iğne taktım yakaya, güzel dedim baktım
cakaya. ‘Gölün verdiği, güzeli; deryanın verdiği, ezeli…’ dedim,
YUNUS diye söze geldim. Her yaşın bilgisini görgüsü açar, gönüldeki
gerçeğe bilenler şaşar.
3 Güneş’te yola düştüm, yoldaki yüce ağaca
şaştım, gölgesi cümleye açıktır. Güden ile sürü köprüde kalmaz, kurt
sürüye dalmaz, ayrıda olmayan kendinden vermez. ‘Bildiğimiz,
gördüğümüz kadar mıdır?’ diyelim, BİLGE’ye danışalım.
Gördüğünüz, günün olayıdır; bildiğiniz, ömrün dolayıdır. BİLGE…
Varanın BİR’liğine katılanlar alırlar, ‘BİLGE’den aldık!’
derler. (MEVLÂNA, YUNUS mu?)
EYVALLAH! Gördüm güzeli SEN’den diyerek, doğruya eğildim
kulluğumu bilerek, SEN’den gelen her varlığa gülerek.” dedi, YUNUS’um
selamladı.
4 “Her ağaca ADI’nı yazdım; ne yazdan, ne kıştan
umudumu kestim; gelenden sıcağı, gidenden soğuğu öğrendim.
Dedim ki; ‘Var ettiğin ile güzeli buldum, varlığımdaki özelin ile
gerçeğe uydum.’ ” dedi, BEHLÜL’üm sözü aldı:
5 “Çok söyledim, az dinledim, her gelen sesi
ünledim; aldığıma inandım, komşu ile sohbete girdim. Komşu
niyazdan gider, BEHLÜL naz ile sürüyü güder; ondan benden söz alan, aldığı
hale şaşar, ‘Nerden bulayım, nereye varayım?’ diye. Aç gönlünü can
Dostum, gönlünde senin gerçeğin mevcut! Ona buna yönelme, ‘Kimden alayım?’
diye bunalma; bağladığın düğümde, olumsuzluğa gönül koyma!”
dedi, BEHLÜL’üm selamladı.
6 “Çevirdim dümeni, devirdim demiri, bekledim
her an RABB’imin EMRİ’ni.” dedi, DURGUT REİS söze geldi:
7 “Komşuya, aldığını sordum; ‘Konutta…’ dedi,
kaptandan kaptana hükmü iletti, gölgeyi aşana köprüyü açtı; cümleye selam
dedi, selamet diledi. Adaya ayak basan, sulardan gölgesiz geçenin bulacağı
önce kuşlardır, sonra taşlardır. Adım-adım yürüdükçe, dağlardan
yukarı yükseldikçe; VEREN’in VARLIĞI’na güvendi, GÜCÜ’ne dayandı, öylece
HAK GERÇEĞİ’ne uyandı, selamladı.”
8 KAYGUSUZ söze geldi, durmadı, gücü bildi, çam ormanına
daldı, gelen havaya güldü: “Binbir emek bir düzene, bekleyen bakar yazana;
çevreyi bağladı isek, gönül koymayız yozana. Varsın bilgisinde dikenler
olsun, senden benden güzeli bulsun; aynayı elinden alsın da, kendinde olanı
görsün!” dedi, KAYGUSUZ selamladı.
9 “Ah ile vah, sevap ile günah ile ömrümüzü getirsek dile;
günden geceye bakarız, gece Ay ile derdimizi dökeriz; sabah diktiğimiz
fidanı, gölge ile sökeriz. ‘ALLAH! ALLAH!’ diyelim, günün güzelliğini gece
yorumlayalım! Dertler bağlı değildir, salarsan gider; ‘Gücüm yetmez?’
denirse, bölersen gider.” dedi, SARI ANA sözü aldı,
her ananın sözünü cümlenize söyledi.
10 “Kendinle DOST ol! Kendinden kendine, açılan
her kapı ayağına bakar, niyetin ile çerağ yakar. Bekleyene
değil, bilgine ekleyene talib ol! Aydın, sende olanı sana açar; yobaz,
kendinde olanı sana yama yapmaya çalışır. Dağılana
eğildiğin, ermeden meyveyi yerden topladığın bilinir; sabır ile,
her konuda açılan görülür.” dedi, SARI ANA güzelden güzelleri selamladı.
11 “LÂTİF ADI ile kendimi buldum,
kulluğuna öylece talib oldum, gayrıda kalan her olaya sebep sormadan
güldüm.” dedi, MERYEM sözü aldı:
12 “Doymayı düşündüğüm her anda
hurmayı gördüm, ‘SEVGİLİ, dilediği kadar verir!’ dedim, kumdan
geleni gördüm. Kement atanlar beklerler, elinde tutanlar saklarlar, uymayı
dileyenler gönüllerini paklarlar!” dedi, MERYEM selamladı.
13 “Var ise bir yudum suyum, gelenlere yeterlidir soyum,
demedim ‘Hangisi benim payım?’ ” dedi, HACI BAYRAM söze geldi:
14 “Güneş’te elimi göze siper ettim, DOST ile ömrümü
kadere bağladım; bilenden aldım, bilmeyene ekledim, cümlesi gelir diye
ömür boyu bekledim. Kimi yazana, kimi gezene kaydını saydı, kimi de olsa olmasa
bilgisini soydu; bilenin soyduğuna, bilmeyenin saydığı şahit
oldu. ALLAH’ım, bilmeyenin şahitliğine cümlenizi layık görmesin!
Bunaldım diyenler, deryada çiğ balık yiyenler, pişmişini tarif
edebilir mi; pişmişini yiyenlerden gerçeği almazsa, hatasını
bilebilir mi; senden umduğunu bulamazsa, vermedi diye şahit olur mu?
Olursa, ALLAH’ım cümlenizi esirgesin!” dedi, HACI BAYRAM güzelden güzel ile
arınmışlara selamını iletti.
15 “MEYDAN bizlerden verilir, RESULÜ’nden sorulur; her
MEYDAN’ın ERLER’ine, meyvenin olmuşu sunulur.” dedi, HAMZA DOST güzel
günde, gölgesiz yönde cümlenizi selamladı, söze girdi:
16 “Pişmiş balığı yiyenler,
gerçeği kaynağından alanlardır; çiğ balık yiyenler, kendinden
uzak kalanlardır. Kulluk ile bağımlı olmayan, bağımlı olanı gerçekten
saymayan, kandile yağ koysa da ışığını kimseye tutmayan, ne var
ki MEYDAN adına seni beni birden satmayana… Bencil, gölgenin karanlığında
olana denir, onun ile balığın çiği yenilir. ALLAH’ımdan niyazımız;
kendinizde olanı kendinize buldursun, hangi düzende kalacağınızı
bildirsin, içtiğiniz suyunuza kandırsın, dilediğiniz AŞK’ınıza
yandırsın!” dedi, HAMZA DOST cümlenizi selamladı.
17 FAHRİ seyrana daldı, seyirde
BİR’liğe güldü. (‘FAHRİ ALEM’,
RESULÜ?) EYVALLAH. (BİR’liğin
her an devamı?) EYVALLAH! “Ağlayandan gülenden, dökülen
yaprağı sevenden, her yaşta, her başta olanı sayandan ALLAH’ım
RAZI olsun, RIZASI cümlenizi bulsun!” dedi, RESULÜ cümlenizi DOST KAPISI’na
çağırdı.
18 “Gölgeler silindi ise, bağlama
düğümü; darda kalındı ise, saklama öğün; bilen kuluna, her günü
düğün…” dedi, ALİ söze geldi:
19 “Her çevrede, alışılmış düzeni bilmiyen vardır;
bilenlerden almayana, her günü zordur. Çağrıya uyalım, gerçek günü gönülde
duyalım; her dileyene, pişirdiğimiz aşı sunalım; RESULÜ’nün
sözünü her gün niyazımıza katalım!
20 ‘Attığın düğümde katığını bulayım, SEN’den
geldim, SEN’in ile olayım ALLAH’ım!’ diyelim, selamı cümleye iletelim!” dedi,
ALİ selamladı.
ALLAH’ıma emanet olunuz!
ALLAH’a ısmarladık.
LÂİLÂHE İLLALLAH MUHAMMEDÜR RESULULLAH
|