|
18 Ocak 1985 Cuma
(‘Suret
tasvir eden, ona RUH verinceye kadar CENABI HAK azap eder.’ HADİSİ
ŞERİFİ’nin açıklanması talep edilir.)
MEVLÂNA’yım ben!
1 YUNUS ile söyleşiriz, sözleri hep paylaşırız. Cümlenize selam
olsun, kayıtta olan her satır gönüllere huzur versin.
2 “Gelmeyi diledik geldik, bilgimizi eledik bildik, gerçek olanı kayguyu
sildiğimizde bulduk. Yollar yolcuya açıktır, niyete durdu ise; niyazlar
semaya açıktır, gönülden vurdu ise. Elden ele sözü ileten, güzelden güzeli
sardı isen ne güzeldir.” dedi, YUNUS’um sözü aldı:
3 “Peyledim güzeli, yerden göğe halledim ezeli, yolumun
bitirdiği yere kadar. Oymayı ele aldım, her dalını ayrı koydum. Bir-bir
oyacağım, bir bütüne talip oldum, yerli yerine koyacağım; oyamazsam,
Dost diline, Dost haline, Dost eline gönülden yalvaracağım, affını
dileyeceğim; meyhaneye Dost adına gireceğim, hizmetim bitmedi diye
yeniden erliğe soyunacağım. ALLAH’ım dedim, niyetimi kurdum, dalı
elime aldım; ne güzel oymuşum, meğer ben buymuşum… Gel dedim
cümle Dosta, beraberce oturalım posta. El ele niyet edersek, yerden göğe
hizmete katılırsak, Dost bizim, post bizim, HAK bizim ile, gerçek sözüm ile…”
dedi, YUNUS’um selamladı.
4 “Hırkamı giydim geldim, fırkayı sordum buldum, her adıma YAR ADI’nı
okudum, bildiğimi tezgah kurdum dokudum.” dedi, EYYÜB’üm sözü aldı:
5 “Geldiğim günler serin, gördüğüm yollar derin… Sen geldi
isen söze, gönlünü nerde açtın göze? Sevgiye kin katma, özürsüz sev; sevgini
konu etme, katıksız ser. Bilmediğin her konuyu sergiye koy; bilen gelir seni
bulur, bilmediğini öğretir.” dedi, EYYÜB’üm selamladı.
6 “Aldığım her nefes beni O’na yaklaştırır; niyazımı bildi
isem, beni ben ile paklaştırır.” dedi, PİR SULTAN ABDAL sözü aldı:
8 “Elde tespih gezdiğim gün, dağlar taşlar selam verdi;
dilde tespih ettiğim gün, ben dağlara taşlara selam verdim;
‘Gümüş idim, altın oldum.’ diyen ile sohbeti kurdum. Eğittiğin
her güzelde, gerçeğin gözcüsü vardır; senden aldığı ile,
gelişene gölge veren olmaz.” dedi, PİR SULTAN ABDAL selamladı.
9 “ ‘Komşuya sorayım, yoluna varayım…’ dedim, kapısına durdum. Gelen
giden göz attı, ‘Bilmez.’ dedi söz etti. Aşıma başıma niyaz ettim,
kapıya vurdum; öfkeyi hal edinen, bilgeyi kul edinen biri ile
karşılaştım.” dedi, KAYGUSUZ sözü aldı:
10 “Selam verdim komşuma dedim ‘Gelsin yuvama aşıma…’ ‘Olmaz.’
dedi, ‘Sen kimsin? Ben koskoca bir kaya, sen yolunda bir kumsun.’ Dedim ki;
‘Ufalırsın dökülürsün; talip ol da, sen de kum olursun; ne kırılır, ne
kırarsın, ne yorulur, ne yorarsın…’
11 Gönlüne ateş düştü, geldi gönlümü deşti. Ne güzel sohbet
ettik, gecemize gün kattık.” dedi, KAYGUSUZ selamladı.
12 “Yarattığı gün bizi, vermeden nefesimizi; ‘BÜTÜN’e…’ diye
ağlarız, gerçeğe o anda talip oluruz. YUNUS’a ne deseler hoş, ne
sorsalar boş…” dedi, HAZMA DOST sözü aldı:
13 “ ‘DUR!’ dediği gün bize; hırkayı atacağız, Dost elini
tutacağız. Yolun gidişi budur. Aynayı ele alsan, yüce dağın
başına çıksan, gördüğün ile benliğini silersin; karanlık odaya
girsen, aynayı eline alsan, kendini karanlıkta görürsün, tövbeye öyle
girersin.” dedi, HAZMA DOST her gelenin, cümleyi, yüce dağın başına
gidip aynaya orda bakılsın diye YARDIMCI olacağını söyledi.
14 “Niyaz edelim, niyet kuralım; deryayı diledi isek, kumda kalalım.
Suyun damlası yeter, baktığın bağlara; kulun sevgisi yeter
gittiğin yolara; Dostların bilgisi yeter, gönlündeki yapındaki hallere.”
dedi, YAHYA EFENDİ sözü aldı:
15 “Saklanmaz bilgi çevrenden, beklenmez sargı devrenden; YUNUS ile
yorumdan, çıkmaz sözü KUR’AN’dan. Gelmeyi diledi ise yollar açıktır, silmeyi
denedi ise sözü gerçektir.” dedi, YAHYA EFENDİ selamladı.
16 “Yaprakları dizdim geldim, dağı taşı gezdim geldim, her
güzele sordum geldim; beni benden sorarlarsa, ‘MERYEM’ dedim, atım çözdüm
geldim. Suyun derini iz vermez, sözün derini toz vermez; Gemiye girdi isek,
deryada fırtına kalmaz. Biz bir adım attıkta niyaz ettik; sevgisini gönlümüze
kattıkta, ne buluttan kaygu alır, ne fırtınadan korku duyarız, ‘HAY HAK’ der
sefere öyle çıkarız ve semaya öyle bakarız. Yakardığım gün RABB’ime,
düşmez dedim kaygu haddime. SEN yarattın, SEN korursun, örümceği
ağı ile görürsün, ayağım olur yürürsün; yakaya taktı isem GÜL’ünü,
SEN’de beni, bende SEN’i, RESULÜ ile cümleyi seversin sevdirirsin.” dedi,
MERYEM selamladı.
17 (EFENDİM, gemiye girildi mi?)
Dileyen
her kuluna açık olan gemi, niyaz ile niyetin birliğidir; sevginin
bağladığı, gölgelerin silindiği makamdır. Kendinden kendine sor;
‘Niyaz ettim, sözümü tuttum mu? Niyet ettim, ahdimi yerine getirdim mi? Sevmeyi
denedim, her varolanı sevdim mi?’ Öyle ise, gemideyim.
MEVLÂNA’yım!
18 ‘MEVLAM sen’den SANA sığındık, SEN ile cümleyi BİR’ledik,
cümlemiz BİR’lik olduk, AŞK’ın ile gürledik. Sar bizi NUR’un ile.
VARLIĞIN sevgimize ses oldu, VARLIĞIN görgümüze süs oldu. Gördük,
sevdik, sevgimize cümleyi kattık. Ayırma YA RAB. Olmaya niyet kurduk, kurduğun
düzenden asla şikayetçi olmadık. El eleyiz gönül birliğinde, el
eleyiz günün zorluğunda, el eleyiz karında yarında.’
ALLAH’ıma emanet olunuz.
ALLAH’a ısmarladık.
LÂİLÂHE İLLALLAH MUHAMMEDÜR
RESULULLAH
(Resim
verildi: İSA ALEYHİSSELAM)
19 Yolların düzenine görgüsü ile gelen, KİTAP ile bilinen TOKTAY.
|