|
24 Ocak 1985 Perşembe MEVLÂNA’yım ben! 1 ‘Kuşlar gibi uçabilsem, dar köprüden geçebilsem, her var edileni
seçebilsem.’ demeden güzeli bulduk, yolun düzenine gönülden uyduk. Cümlenize
selam olsun, her satıra seven katılsın. 2 “Dağdan sordum, yeşil yaprak dedi ki ‘Hani bende toprak?
Huylu huyu ile bulur, güzel hali ile olur.’ Ovaya geldim, ‘Nerde güzelin?’
dedim; ‘Ağaçlar yaprakları ile güzel, çiçekleri erdiğinde meyvesi ile
ezel, çekirdeği ile ebedi…’ ” dedi, YUNUS’um taş ile toprak ile
ağaç ile yaprak ile dağlar ile taşlar ile söyleşiye
dalışını cümlenize anlattı. 3 “ ‘Dağın yücesinde bütün güzeller seyrinde olur, ovanın gecesinde
yıldızlar seyre gelir.’ dedim de; ‘Ovanın günü yok mu?’ dediler, bana sordular.
Ovanın güzelini hizmetinde olanlar bilir, bilir de RABB’imden en güzeli alır.”
dedi, YUNUS’um selamladı. 4 “ ‘DOST’a selam.’ diyelim, akan suya destimizi koyalım, aldığınca
dolduralım, gücümüzce kaldıralım, dileyene verelim, yeniden doldururuz.” dedi,
ayağından başına yol örtüsüne bürünen SARI SALTUK sözü aldı: 5 “Bindiğin at getirir, bildiğim söz bitirir; handa dursam
hancı aşımı getirir; duman gelse, gözüm toprakta kalsa, günün yorumu
kayguları gönüllerden uzaklaştırır.” dedi, SARI SALTUK selamladı. 6 Suyumuz dilendiği kadar akar-akar, dost gönlünü AŞK’ı ile
yakar-yakar… MEVLÂNA’yım! 7 ‘Sözüm ÖZ’üm BİR’den BİR’e, güzelde gözüm binbir EMRE…’ dedim
de, cümle ile sohbeti öyle kurdum, postumuzu öyle serdim; doyuşu dileyen
her kulu ile, günden güne sohbete açtım. 8 “Ayran aldım elinden, güzel buldum dilinden, gölgeyi sildim halinden.”
dedi, KAYGUSUZ sözü aldı: 9 “Ağaçları bir-bir saydım; kimi selvi misali, kimi çınar masalı.
Gölgeleri yapısınca, vergileri kapısınca. Oturayım dedim selvinin gölgesine,
daldım karıncaların kavgasına. Aşlarını taşırlar, gündüz gece
savaşırlar. Görgümü açamadım, bir kapıdan geçemedim. Dedim ki; ‘Senin
yerin çınarın gölgesinde, suların dalgasında…’ ‘Varayım niyaza…’ dedim,
ÖZ’ümden sözümden HAK ADI’nı bildim. 10 Yılların getirdiği, asırların bitirdiği, O’ndan sana masal
olur, kökünün vergisini dalında bulur.” dedi, KAYGUSUZ selamladı. 11 “Nal topladım yolumca, gül topladım halimce, geldim verdim dilimce.”
dedi, BEHLÜL’üm sözü aldı: 12 “Diri buldum atımı, doğru buldum katımı. Kimseye ‘SEN.’ demeden
geldim, seni aldım beni bildim, suyun aktığı yerde ÖZ’üm ile cümlenizi
sardım.” dedi, BEHLÜL’üm selamladı. 13 “İki attan biri bana, biri sana…’ dediler, yol üstüne çıkardılar.
‘YA ALLAH diyelim, atlara binelim.’ dedik, niyeti kurduk.” dediler, HACI BAYRAM
ile VEYSEL’im yola çıktılar; biri akan su ile, biri yakan Güneş ile sözden
söze daldılar, HAK SOHBETİ’ne öyle geldiler. 14 “Suyun vergisi kulun yargısını siler; güneşin vergisi, kulun
görgüsünü besler. Ne suyun yokluğu, ne güneşin çokluğu, yerini
vermez. Su da güneş te, BİR’liğin tamamlayıcısı olurlar; yerli
yerinde, bilgi serinde ise…” dediler, HACI BAYRAM ile VEYSEL’im selamladılar. 15 “YUNUS’un bir sözünde kaygu görmezsin, HACI BEKTAŞ’ın dergahında
olumsuzu örmezsin, gümüş altın elde olsa çamur ile silmezsin; gülden güle
mendil serdim, ayağım ile ipi gerdim, gayretimi bilmezsin.” dedi, HACI
BEKTAŞ selamladı. 16 “Suya baksam gösterecek yüzümü, huya baksam bildirecek ÖZ’ümü. Soylu
soysuz dağılacak, bilse bilmese eğilecek. Seferde ise gözüm, seherde
biter sözüm.” dedi, PİR SULTAN ABDAL söze geldi: 17 “Her yazdığım satırda, geçmişe örtü, geleceğe dürtü
vardır; sevenin gönlü kordur.” dedi, PİR SULTAN ABDAL göklerden ilmine
yaklaşan, yerlerde bilimini bekleşen, yoruma ADI ile katılana selamı
iletti. MEVLÂNA’yım! 18 “Yerinin sorgusunu değil, erliğin yorumunu yapan. (f bey?) EYVALLAH. DOST ADI
ile dostluğu biliriz, gelen giden her güzeli görürüz.” dedi, PİR
SULTAN ABDAL selamladı. 19 “Gemiden gemiye yolcu verenler, ‘Diledik.’ deyip köprü kuranlar;
YUNUS’a gelseler, sözü alsalar, bindiği gemide bileni bıraksalar…” dedi,
NİYAZİ sözü aldı: 20 “Adım attım gideceğim, dileyene bilgimi katacağım, dileyenin
elinden tutacağım, dileyen ile fistanı satacağım, tezgahı kurdu ise
seyrine bakacağım.” dedi, NİYAZİ selamladı. 21 “Merdiven başı durak, mevsimin başı kurak, ‘Ekeyim.’ desem
alamaz toprak. Yağmur yağsın bekledim, tohumu elde sakladım. Rahmeti
bol gelecek, toprağı eken gülecek.” dedi, MERYEM selamladı. (Resim
verildi: HACI BEKTAŞ) 22 “Güller bir deste olsa, desteyi gönüllere serse; her kulu seven olur,
seven kendini bulur, yerle gökte izi kalır.” dedi, dost elinden, Dost dilinden
HACI BEKTAŞ cümleye güldü, elden ele verdi: 23 “Gönlünü sergide bırakana; ‘Gel sen.’ ALLAH’ıma emanet olunuz. ALLAH’a ısmarladık. LÂİLÂHE İLLALLAH MUHAMMEDÜR RESULULLAH |