|
7 Şubat 1985
Perşembe
MEVLÂNA’yım ben!
1 Güzelliği
yerden semaya gördüm; sevgimi, seven her kulu ile ördüm; bilgimi soranlar ile sardım.
Cümlenize selam olsun, güneşten gelen her renkte dost geleni arasın.
2 “Dağlara
yaslanamam, sert gelir; gerçekten sıyrılamam, DOST verir.” dedi, YUNUS’um sözü
aldı:
3 “Bende
senden nefes var, düşündüm ki kafes dar; beklediğim gün güzel,
beklenen yollar kulu için zor. Zorluk, verişte değil, uyuştadır;
alış, yersiz değil, doluştadır.” dedi, YUNUS’um selamladı.
4 “Bağladığım
düğümü bilemezsem çözemem; yazmayı bilmiyorsam, bir satırı çizemem.” dedi,
PİR SULTAN ABDAL sözü aldı:
5 “İki
desti elimde, HAK niyazı dilimde. Vardım çeşme başına, gelenler
çoktu; bekledim, Güneş yüksekte sırtımı yaktı; destiyi dolduran gitti. Beklemek
yetti, doldurdum suyumu. Yetiştim yola, yürüdüm-yürüdüm verdim de mola,.
Gidişte ayağını taşa vurmuş kula destimin birini verdim,
‘Aşın var mı?’ dedim sordum. RABB’ime niyaz etti, benim elimi tuttu.
‘Diyardan diyara adın bilinsin, AŞK’ın cümle aleme bölünsün, yattığın
yerde güller açsın.’ dedi de, her nefesine adından nasib verdi. (Karşılaştığın
kim? Yani, ayağını taşa vuran?) Mirasını her BİLGE ile
paylaşan HIZIR.
6 Dayanmayı
bildi isen, dağa taşa değil RABB’ine dayan; uyanmayı diledi
isen, gönlünden RABB’ine ulaşmaya çalış.” dedi, PİR SULTAN ABDAL
selamladı.
7 “MEYDAN’da
hep toplandık, her BİLGE’nin bilgisi ile katlandık; akan suyu, yabana
harcamayalım diye setlendik; RESULLERİ tarafından kutlandık.” dedi, MERYEM
sözü aldı:
8 “Korkuyu
silersem, korkmadığımı severim; RABB’ime yönelirsem, her var ettiğine
gülerim. TOKTAY’ın bir yol açan, MUSA ile Nil’den geçen, günden güne
gerçeği seçen ümmetlerin varlığına göz atalım, güzelliğine dostluğumuzu katalım.” dedi, MERYEM selamladı.
9 “Kapalı
kapıda durmadım, açık kapıya vurmadım, kimi kime sormadım; geldim geçtim,
renklerden en güzelini seçtim.” dedi, HAZMA DOST sözü aldı:
10 “Sihir,
merakımıza asla girmedi; gelecek gidecek, kayguyu gönlümüzde bulmadı; soymayı
denedik, soğuk sıcak kalmadı; AŞK’ı öyle yüce ki, bizi öksüz koymadı.
Sevenler sevilenler, EMRİ’ne uyanlardır; övenler övülenler, hali ile
bezenenlerdir.” dedi, HAZMA DOST selamladı.
11 “Sahile
oturdum, deniz taşlarını topladı… Ne güzel olmuşlar, sivrilerden
kurtulmuşlar, aşınmışlar taşınmışlar, HAK
BİLGİSİ kuşanmışlar, sorgusuzluk
düşünmüşler, suda almış su ile vermişler.” dedi, SARI ANA
eteğine aldığı taşları kıyıya saldı; onlar da aşınsınlar,
bildiklerini düşünsünler diye. "Ne kıyı, gerçeğin yapısını
dağıtır; ne kum, kendinden olmayanı incitir. Ayağımı kuma koydum,
gelen kuşları saydım. Suya dalan balık bulan; duyarlığını açar,
kendinden büyük olandan kaçar, ‘Bilgi, bilgiyi besler.’ derlerse, ‘EYVALLAH.’
Deyiniz. ‘Bilgisizlik, bilgiyi besler.’ derlerse, gine ‘EYVALLAH.’ Deyiniz.”
dedi, SARI ANA selamladı.
12 “Meyhaneye
gelenlere yol açık. Yerden göğe niyazdayız, aldık verdik hizmetteyiz.
Sevgi bütündür. Her kulu sevgisi kadar bütüne yaklaşır. Yorumdan açık
gelen her soruda, dilenenin sordurulduğu bilinsin. Vaktin düzenini sen
yazsan da, uyduran ALLAH’ımdır.” dedi, MERKEZ’im DOST KAPISI’nı cümlenize açtı:
13 “Gel
güzelden sevelim, gel güzeli övelim, yüce dağda gördüğümüz gerçek
AŞK’a yürüyelim.” dedi, MERKEZ’im selamladı.
14 “MEYDAN’da
cümle kullar, her birine açık yollar. Sağdan sola dönenlere, AŞK
adına yananlara, yanmayı bilmeyip sönenlere; RABB’im yerden göğe YARDIMCI
olur, MELEKLERİ dilenen hale seferden gelir. ÖZ’ümüz sözümüz BİR’dir,
BİR’dedir.” dedi, HACI BAYRAM söze geldi:
15 “Var mı
düzende hatalı olan, zor mu yazana düzende gezen, sezdiğin her tecellide
kayıtsız gözeten? Ayrı kalmadık, çevrede olanı bölmedik.” dedi, HACI BAYRAM
selamladı.
16 “Suyun
aktığı yerde sadece suya bakarsın, ocağın başında odun var ise
yakarsın.” dedi, HACI BEKTAŞ sözü aldı:
17 “Odunu
topladık geldik, soğukta ocağı yaktık, gönlümüzü pakladık bulduk,
bilgisi ile dolduk, niyazlarımız ile gerçeğe gönül açtık.” dedi, HACI
BEKTAŞ selamladı.
18 “Yaktığınız
her ocak, gönüllere açar kucak; DOST SOFRASI kurulacak, hamur açık,
yoğrulacak; gölden çıktık, deryaya varılacak.” dedi, BEHLÜL’üm söze geldi:
19 “Yumruğumun
üstüne yumruğumu koydum; kilimi yere yaydım, oturdum bekledim,
azığımı sakladım. Gelen geçen bakmadı, ocak buldu yakmadı. Ellerimi dize
koydum, azığımı sofraya yaydım, sağıma soluma selam verdim. Giden gelen
oturdu, azığımı bitirdi; sohbete girdikte, hepsi geceyi unuttu. Yandılar
geçtiklerine. (Kayıplarına
üzülmüşler.) EYVALLAH. Geçliğe değil hiçliğe
üzülürüz, gerçeği nerde bulursak orda alırız.” dedi, BEHLÜL’üm selamladı.
20 Dost
eliniz, dost diliniz cümlede olsun, cümleniz ALLAH’ımın emanetinde kalsın.
ALLAH’a
ısmarladık.
LÂİLÂHE
İLLALLAH MUHAMMEDÜR RESULULLAH
|