6 Şubat 1985 Çarşamba

MEVLÂNA’yım ben!

1 “Bildiğim bir güzel, aldığım ile verdiğim ile bin güzel. Yerden gelen selamdan yolu sordum, gölgeyi sildim, her öğünde nefsimi yendim. Nefesim dar gelmedi, alan kulu sormadı, yolda yolcu durmadı. Gelsen dedim sofraya, her lokmamız HAK’tandır; bildik aldık sözünü, niyazımız çoktandır.” dedi, YUNUS’um sözü aldı:

2 “Göl üstünde kuşlar var, kuşları YARATAN YAR. Gölden öğün beklerler, alır yuvada saklarlar.

3 Bir adımda varamam, her kapıya soramam; geldi isem düzene, asla gönül kıramam.” dedi, YUNUS’um selamladı.

4 “Kalem defter yazana, elde çanta gezene. Emekten sezmekten kaçmadıkça, YUNUS ile geleni seçmedikçe, ‘Bilemem’ deme.” dedi, SARI ANA sözü aldı:

5 “Başıma örtü koysam, fistanı dikene sorsam; ‘Yerde kalsın.’ diyecek, sonra kimin elinde somunu varsa yiyecek; ‘Gelmem. Vermem.’ diyene, gönlünden attığını söyleyecek. 

6 SARI ANA yaprak olmaz, yaprağı elinde solmaz; gönlünde kalan, değişeni silmez.” dedi, SARI ANA selamladı. Ömründeki bir yaprak. Olumluyu da, olumsuzu da yazan…

MEVLÂNA’yım!

7 “ ‘Adak verdim, niyaza girdim.’ diyene, YUNUS’a selam verene…’” dedi, HACI BAYRAM sözü aldı: 

8 “Dost, yolun sevgisidir; dost, yolun bilgisidir; yaprak değil, çevresidir.

9 Dağdan dağa ses verdim, dağdan dağa dostu gördüm, gönüllere postu serdim, yaprağı dileyene verdim; alsın okusun, bilgisinde dokusun diye.

10 HACI BEKTAŞ sesini ünledi, gönülden geleni dinledi; dalmayı diledik deryaya, huydan geleni peyledi: ‘Ak ile karaya gözün değmez mi? Gölgeden güneşten, sözün yetmez mi? Alıştık veriştik, bilgi bitmez mi?’ 

11 Gözümde kainat BİR’dir, BİR’de kalacak; dileyen her kula, sözümüz yetecek; RABB’im, gün ile güneşi birbirine katacak.” dedi, HACI BAYRAM ile HACI BEKTAŞ selamlaştı, selamet diledi.

12 “ ‘Sürüye baş olayım.’ diyen değil, sürüye yol vermeyi bilen çobandır; bilmediği olaya çoban olayım diyen, yabandır.” dedi, BEHLÜL’üm sözü aldı: 

13 “Bildiğin her olayın gerçeği açıktır; dağdan sormayı bilirsem, taşlar ile dostum demektir; suda yüzmeyi biliyor isem, derya dostum demektir; aldığımı verebiliyor isem, kainat postum demektir.” dedi, BEHLÜL’üm selamladı.

14 “ ‘HAY’ dedik geldik yola, ‘Huy nedir?’ sorduk kula; ‘Almak, vermek, görmek, bilmek.’ dedi, sevgide somut gerçeği buldu. HAMZA DOST, yoğurt ile sütten nasibini alsın dedi.

15 Kayıt varsa söz okunur; kumaş varsa, fistan dikilir; su varsa, destiye dökülür; muhabbet varsa, gül yakaya takılır. Hata aramadan geçelim yoldan, kayguya düşmeden tutalım elden, sözümüzü pişirip düşürelim dilden, akan suya barajı kuralım koruyalım selden.” dedi, HAMZA DOST cümlenizi selamladı.

16 “İğne ile iplik eksiği tamamlar, açığı kapatır; MERYEM’den söz alsalar, dileyene iletir. Gelsin gülsün, nanede en güzeli bulsun, gittiği her handa kayguyu silsin.” dedi, MERYEM yol için yola, kul için hale niyaz etti, selamladı.

17 “Böceğin kanadına benekler koymuş, gittiği yerde verene uymuş, dilediğini duymuş, dilediğini silmiş, güzelden güzele gönlünü vermiş.” dedi, KAYGUSUZ her niyaza aydın girdi:

18 “Kement attığın olayda, tutacağın güçlüdür. Yıldırmasın, kayda geçeni sildirmesin. Dumansız ocak olmaz, duman olmadan ateş yanmaz. Ocağın yanacak, bacası tütecek. Yeter ki baca tıkalı olmasın, duman içerde kalmasın. Elden ele verdik, kaygu gelmez.” dedi, KAYGUSUZ selamladı.

19 “Özgür olan gönlümüze kayıt düşmeyelim, uysa uymasa örtünün altını deşmeyelim.” dedi, MERKEZ’im sözü aldı, YAHYA ile aynı sofraya durdu, örtünün altında dostun elini  gördü.

20Soyunduğum gerçek, dostluğa adımımdır; ilk söz, bilelim ki ADEM’indir. RABB’im ilk sözü ADEM’e verdi, kainatı kul ömrüne ADEM ile serdi.” dedi, YAHYA EFENDİ MERKEZ’im ile selamladı. 

ALLAH’ıma emanet olunuz.

ALLAH’a ısmarladık.

LÂİLÂHE İLLALLAH MUHAMMEDÜR RESULULLAH