1 Mart 1985

MEVLÂNA’yım ben!

1 Geldiğimiz yollarda, girdiğimiz kollarda, gönüle iz kaldı; bilene söz, bulana göz verdi, RABB’im cümlede SÖZÜ’nü buldu. Cümlenize selam olsun; yerden göğe her seste, kul kendine gelene selam versin.

2 “Gayretin yerini sordum, dediler ki ‘Yerden göğe…’ ; hayrete düşene sordum, dediler ‘Renkten renge…’ Adımı toprağa yazdım, YUNUS diye altını çizdim; her öğünde subaşına gittim, çoban ile bir oldum sürüyü güttüm. El ayak emektedir, yollara düştü isen gönüller konaktadır.” dedi, YUNUS’um selamladı.

3 “Bir atı aldım, öbür atı saldım, ata binemem diyene güldüm. Yerden ayağın kalksın, Dostlar haline baksın dedim de, gönülden gönüle selam ilettim.” dedi, BEHLÜL’üm deliden doludan adını semaya yazdı.

4 “Sevgimden ölçü alan, altının terazisine vursa, diz koyup kumda otursa, ne aldığını bilir, ne bildiğinden kaygulanır; her yolun heveslisi, yorulduğu kadar yürür, yorulduğu yerde durur. Gidiş o kadardır. MEYDAN, gelenden yolunu sormaz, çünkü şüphede kalmaz. Varışta emek vardır.

5 Geldim gittim, oldum bittim demeden günümüzü doldurduk, yünümüzü ördürdük, bilen ile sardırdık. Oh demeden barışalım, oyununa karışalım. ADI’nın verdiğine uymaya çalışalım.” dedi, BEHLÜL’üm selamladı.

6 “Ne giydiğim fistanda, ne okuduğum destanda, aykırı olanı görmedim, yanılanı sormadım; taş var diye yol üstünde, yanılıp ta durmadım.” dedi, HAZMA DOST söze geldi:

7 “Bilmediğim kuyunun suyunu içmem, gidişi belli olmayan yolu seçmem, kaynaktan aldığıma inandı isem, asla şüpheye düşmem. Güller açar bahçesinde, güzeller seçer bohçasında, gerçek bütünleşir görgüsünde.” dedi, HAZMA DOST selamladı.

8 “Yoğurt yedim tas ile, sevgi bildim has GÜL’e. Gelsin yolun açığına, YAHYA ile beşiğine.” dedi, YAHYA EFENDİ sözü aldı:

9 “Her öğütten aldığımız, bir söğütten bulduğumuz, dünyamızı doldururdu, bizi bize bildirirdi. Her satırda okuduysak, tezgahında dokuduysak, elimiz asla boş kalmaz; bildim diyeni, bildiğini işlemeyeni, RABB’im hoş görmez. Huydan gelen sevilir, huydan veren yerilir, her olayda kulun vergisi görülür.” dedi, YAHYA EFENDİ selamladı.

10 “Göz-göz ördük YUVA’yı, ÖZ’den aldık havayı. Bir buğday tanesine somun veren tarlayı ekeceğiz biçeceğiz, günü geldi gölgesinden çıkacağız.” dedi, HACI BAYRAM sözü aldı:

11 “Ovalar düze gelir, ekimi güze kalır. Yağan RAHMET birbirine eklendikçe, kar kalksın beklendikçe, güzelden güzeli bulur, vergisinde kulunu sevindirir. El ele olalım, tarlamıza dolalım, bereketi topluca görelim, gerçek değerine gönülden şahit olalım.” dedi, HACI BAYRAM selamladı.

12 “ERLER sıraya girmiş, sırada BÜTÜN’ü bulmuş, kendi emeğine cümleyi katmış, ambarında ne varsa hepsini satmış. Gel desen gelmez, sırasını bozmaz, gününün aydınında kendinden kendine şaşmaz.” dedi, AKŞEMSETTİN akıldan zikirden aldığı kadar, dileyen her fakire sundu; selamında, RABB’inden perde-perde genişleyen güzelliğe şahit oldu; ak atın başını tuttu, ak taşa doğru yürüdü; ÖZ’ünü, gözünü, sözünü O’nda BİR’ledi; ‘YA ALLAH.’ dedi de, HAK ADI’na gürledi.

13 “Suyun gittiği yerde, soyun güttüğü günde, yolumuz sadece bize açıktır, kem göze örtülür; kem göz sahibi, ERENLER adına dürtülür.” dedi, AKŞEMSETTİN  selamet diledi, selamladı.

14 Ak at, DOST’luğa; ak taş, sahiplenmeye meseldir. (Sahiplenmekten murat ne acaba?) Aymayı bilmeyene ayna göstermek, ağacı bilmeyene meyvesini yedirmek, meyvesi yok ise dalını bildirmek, halini buldurmak…

15 “Olmayan ateşten söz edilmez, dumanı var denilmez; yanan ateşe su ile gidilmez, ya baskı yapılır, ya da küllenmesi beklenir. Derdi derde bağlama, dert var deyip ağlama. Gölgesinde oturduğun ağaç verimlidir, dalını kırıp yaranı dağlama.” dedi, PİR SULTAN ABDAL sözü aldı: 

16 “Adım-adım vardım çiçeklerin yanına, oturdum sordum, ‘Minecik, halin ne?’ ‘Güneş’ten alırım, bir damladan RAHMET’ini bulurum, zikri ile daim kalırım.” dedi, dost sesini bana verdi.

17 Oturdum gülün yanına, sordum ‘Gülüm halin ne?’ ‘Boylum-boylum uzarım, kainatta her satırı yazarım, güzelden güzeli sevgisi ile çizerim.’ dedi de, sonsuz sevginin ölçüsünü gönlüme kattı.

18 Baktım her yaratılmış taneye, öbek-öbek girmişler birer haneye. Çiçeklerden aldığıma bir ömür yetmez dedim, her çiçeği HAK ADI’na selamladım. Cümlenize selam olsun.” dedi, PİR SULTAN ABDAL güzelden güzeli bulduğu cümlenizi, HAK ADI’na selamladı.

19 “Benden sorsalardı üzüm bağını, derdim gelmiş geçmiş ömrün çağını. Derlediğim her satıra ADI ile başlardım, her üzüm tanesini O’nun ADI’na beslerdim. Doğruyu nerde buldun diye sorsalar, yer ile göğün birleştiği yerde derdim.” dedi de, MERKEZ’im sözü aldı:

20 “Dağılan, topraktadır, eğilen gibi; bilinen, ufuktadır, umulan gibi. Doğruyu, Güneş’in ışığı bize verir; sadece, ışık vurduğu yerde kırılır. Bağımsızlığın örneğinde, sadece gönlünde olanı bulabilirsin, gönlünü dilediğin kadar salabilirsin.” dedi, MERKEZ’im altın ile tartan, altın ile altını örtene selamını iletti.

21 “Dost yolunu bilirsen, YUNUS misali yürürsen, yoruldum demezsin; dağdan dağa aşarsan, denginden başkasını görmezsin.” dedi, SARI ANA sözü aldı:

22 “Elimizi başımıza tutsak, Güneş’ten gözümüzü örtsek, ufka öyle baksak, sonsuza değil, çizilen hududa kadar bakarsın; ayağında yemeni var ise, dağın taşın tasasını silersin.” dedi, SARI ANA selamladı. 

23 “Gündüz gece demeden, baklava börek yemeden yol aldık, güne daldık, gecede yıldızlara sorduk; ‘Gelenden gidenden haber var mıdır?’ Dediler ki; ‘Gece yolun zor mudur?’ KAYGUSUZ konu etmez, HAK yolunda tasa tutmaz, bilmedi(ği)ne bilene satmaz. Dayandığı GÜÇ ile yanar, döner, öğrenir; öylece, bildiğine, bileni de, bilmeyeni de ortak eder.” dedi, KAYGUSUZ selamladı.

24 Güneşin doğduğu an, kulun dileğine eşitlik getirir. Savrulan ekinden bilinen bereket, güneşin verdiği renklere göredir.

ALLAH’ıma emanet olunuz.

ALLAH’a ısmarladık.

LÂİLÂHE İLLALLAH MUHAMMEDÜR RESULULLAH

(Resim verildi: KAYGUSUZ)

25 “Çevreyi gezdim de, çehreyi çizdim; bilgimde, kendimde olanı sandım ki çözdüm; bildiğim bir satırı okudum, gördüğüm güzelde gerçeği dokudum, KAYGUSUZ adını yaprağa yazdım.”