|
28 Şubat 1985 Perşembe MEVLÂNA’yım ben! 1 Miyar diye aldığımız, gönülden bildiğimizdir; yolun gidişine uyduğumuz, DOST ADI’na gelişimizdir. Cümlenize selam olsun; her kararda, kul RABB’inden geleni bilsin! 2 “Sevgiden aldığımız, saygı ile bulduğumuz her konu, bize bizden anıdır, RABB’imden gelene kanıdır.” dedi, YUNUS’um sözü aldı: 3 “Her kuyu, içindeki su kadar derindedir; her kulu, gönlünden geleni bilgisine aktardığı kadar serindedir. 4 Ağaçlarda her yaprağı topladım, ‘Dostluk.’ dedim birbirine katladım. Yaprak yaprağa karıştı ama, kökler kendi bilgisince toprağa ulaştı, gölgesinde Güneş’ten yanan dolaştı. Günden güne alışalım, Dostluk çevresinde buluşalım; onun için, senin için, benim için çalışalım! Diyelim ki; ‘BİR’liğinde BÜTÜN olduk, bilgin ile dünden dolduk, gelenden gidenden çevreyi sorduk.’ 5 ‘Her alan güzeli bilir mi?’ dediler. Almayı bilen, elbet güzeli görendir, akan su ile deryaya varandır. Akan suda değirmen, suya dayanır; esen yelde değirmen, huya dayanır. Güzel ahlak çevresine ışık saçar, her dileyene kucağını açar. Akan su nasıl olsa götürür, soysuzluğu anında bitirir. 6 Soğan saydım dizi ile, toprağa yaydım sözü ile, cümle alan gözü ile; görsün, soğan ile şifaya ersin!” dedi, YUNUS’um selamladı. Emanete şifa sorana… 7 “Mayayı ele aldık, niyaza cümlemiz durduk, her yaratılmışı sevgi ile sardık; sunduğumuz bilgiye, YUVA’nın emanetini söyledik. 8 Dağlar, esen yelden ulaştırır; bağlar, sergisinde üzüm tadını ağızda bulaştırır; sayman seyirde ise, yazmayı dilediği her satır, gözünde olanı dolaştırır.” dedi, MERYEM söze geldi: 9 “Binbir anıt dikseler, bir hamlede bir ağacı sökseler, anıtlar yığılırdı, toprağa yayılırdı; meyve veren bir ağaç dikseler, büyüdükçe adları anılırdı, anıtları dikilirdi. 10 Söyleştiğimiz her günde, kaynaştığımız her yönde, adımızı ananlarla oluruz, sayman diye anılana sevgimizi iletiriz.” dedi, MERYEM selamladı. 11 “Dumansız olmaktan, güzeli görmekten, dost olalım diye sakındık, seyre gelen her güzelle gönlümüzce bakındık.” dedi, HACI BEKTAŞ söze geldi: 12 “Daldığım her rüyada solgun çiçek gördüm de, somun dileyene aşımı verdim; çiçeklerin rengine nokta koydum, RABB’ime sığındım, var ettiğin her sineden BİR’liğine soyundum. SEN, VARLIĞIN ile cümlede BÜTÜNSÜN! Attığım her adıma, bildim ki, yapına ulaşmaya talibim. ‘Gel!’ dedim, ‘DOST ADI’na postu serelim, cümle ile BİR olalım sohbet kuralım; soğan alıp taşta kıralım, ‘Ne güzeldir…’ deyip öyle yiyelim!’ ” dedi, HACI BEKTAŞ sözü HACI BAYRAM’a verdi: 13 “Her dilimde dizdiğim yapraklara göz attım, vergisine şükredip, yargısına söz ettim. ‘ALLAH’ım! Yargı SEN’den, sorgu SEN’den, sevgi SEN’den; övgü benden, saygı benden; DOST’luk cümlemizden.’ dedim, çevremde gelişen güzelliği gördüm. 14 Ben seni sevebiliyor isem, sen beni övebiliyor isen, bu sadece bağlantıdır. Gönülden gönüle oluşan, kökler gibi bilişen, gövdelerde oluşan, birbirine aktaracak öyle bilgiler bulur ki; senden sana, sen ile cümleye durmadan aktarır, dilimizden, elimizden, gönlümüzden alır-alır ve her dileyene dilediğince verir.” dedi, HACI BAYRAM selamladı. 15 “Kapalı olmayan kapıya her dileyen girer, her dileyen gönlünce yorar, her dileyen dilediği sofrayı kurar.” dedi, BEHLÜL’üm sözü aldı, kayguda olana selam verdi. 16 “Durduğun taşın altında yılan arama, saçım süpürge diye tarama, almayı dilediğin sohbette kaybına gelenden dem vurma! Ahengine geldin, ahenk ile dönesin. Doğduk, bile-bile değil… Duman, sofranızda olamaz; her kapıda, dileyen dilediği kadar kalamaz! Setre gelmedik, gönülden gelene uyduk, DOST sözünde Dostu bulduk. Dağları aşmadan da aradığın bizimle, sularla taşmadan da RABB’imiz izinle adımlarınızı attırır. Değirmene taş koymadık ki kırılsın, yoluna darı dizmedik ki yorulsun. Seyrine güzel dedik sarıldık, dört yönde yapıya işçi olduk gerildik, ‘Sen ile ben.’ dedik BİR’likte kaldık.” dedi, BEHLÜL’üm selamladı. 17 “ ‘İndiğim yokuştan bileğim incinmesin…’ dedim mendilimi sardım, KAYGUSUZ adını Sevgili’ye sordum. dedi ki; ‘Kendinden kendini sorana, kendini cümle ile yorana KAYGUSUZ derler. Kendini bilen, kendinden cümleyi bölen, kayguya düşmez de, olana şaşmaz da, dağlardan akan su ile taşmaz da, KAYGUSUZ adını alır.’ ” dedi, KAYGUSUZ selamladı. 18 “Ayağımın
bastığı yerde lale papatya gözümün gördüğü kadar, yeşillik
çevremde dolduğu kadar… Mavi gök, bende yedi rengin yorumunu buldu, aldığı
her renk ile sevgi ile doldu; taşlara baktı da, ‘Hiç birine uymaz!..’
dedi, HAZMA DOST sevgiden öte AŞK’a düştü. 19 “Taştan rengi sorarsan, ‘BİR’liğe vardık…’ der, maviden yeşile bilgisinde hükmeder. Konuya, günün yorumunda yer verilmesin, çünkü gelene açıktır! Konunun açıklığı, kainatın açıklığına denktir! Ne var ki, taşların rengi cümlesine ahenktir. Her bir taşta yedi rengin mevcudiyeti bağlıdır. Dağların gücünde, kayanın sesi vardır. Onun için, her yorum yetersiz kalır!” dedi, HAZMA DOST selamladı. 20 “Saymaya, doğduğumuz gün başlarız; duyduğumuz gün, gerçeğin aynasından bakarız. İşte o zaman, o an, gerçeğe doğuştur! Kendine soracağın nedir; ‘Neden geldim, neyi buldum, nereye gideceğim?’ Gönülden aldığın seste, ‘Gerçeğe!.. Gerçeğe!.. Gerçeğe!..’ diye çağrı varsa, mutlusun umutlusun!” dedi, AHMET YESEVİ sözden aldığını ÖZ ile verdi cümlenizi selamladı. 21 “BİR’den bine, binden BİR’e hep döneriz; AŞK’ına düştük, yanar yanarız; bir ömür gider de, boşa sanırız; bir sözden, bir gözden binbir umut dalına konarız. İşte o dal bize neler verir, bizi nerden alır nereye götürür, kayguyu nerde bitirir. Yaz Dostum yaz, yaz!.. seni de bilenler bulur, bulduğu her konuda Dostunu görür. Gezdiğin yollarda bekleyenler var, gönülden gönüle ekleyenler var. Gerçeğe açılan kapıda durmadan geçelim, saymayı bildi isek dostluğu seçelim!” dedi, YESEVİ selamladı. 22 Ay’dan yıldızdan sorduk, ‘Sevgide bütünlük mü gerçeği aydınlatır?’ ‘Elbet!’ dediler, bir Güneş’ten birbirinin aldıklarını söylediler. Her biri, bin bire iletir. (Birbirinin katı mıdır?) EYVALLAH. ALLAH’ıma emanet olunuz! ALLAH’a ısmarladık. LÂİLÂHE İLLALLAH MUHAMMEDÜR RESULULLAH |