26 Eylül 1985 Perşembe

MEVLÂNA’yım ben!

1 Kumdan geldik, güzelden güzeli bulduk, sevgiye dolduk. Cümlenize selam olsun, DÖRT KAPI’dan DÖRT HALİFE ses versin.

2 EBUBEKİR’den aldık suyun varışını.

   OMAR’dan aldık, dostluğun barışını.

   OSMAN ile bulduk, özlenen yere varışını.

   ALİ’den; yol verenin, yolcuyu yolda görenin, güzeli HAK ADI’na yoruşunu.

3 ‘ALLAH’ım.’ dedik, ‘Her KAPI’da duralım, RESULÜ’nün verdiğini tane-tane alalım.’

4 Ayrıya asla basmadılar, duman geldiyse kula susmadılar, dilenen MEYDAN’a geldiler, nehir olup aktılar taşmadılar, gönülden gönüle özgürlüğü sundular, asi geleni deşmediler.

5 “YUNUS adına doldum, cümle ile BİR oldum, gölgeyi ağacın dalı altında gördüm, Güneş’e ıslanan fistanı serdim.” dedi, YUNUS’um selamladı.

6 “Yaz geldi, çiçekler rengini buldu; Güneş ile, meyveler tadını aldı; koyunlar, kuzularını çevreye saldı. ‘Ne güzel.’ dedik te cümlemiz seyre daldık; ÖZ’ümüz sevgi dolu, aklımız DOST’ta kaldık. Kış yolunu alacak, kar sergiyi kuracak, seyri çirkin mi olacak? Her alışın, her bilişin, rengi ahengi başka…” dedi, KAYGUSUZ yoldan yolcuya seslendi.

7 “Bağladık atımızı ağaca, düzenin sergisi böyle; bekledik gelecek güzeli, YAZAN’ın sargısı böyle. Her aldığımız emanet, bizden bize yakındır; dinlendirdik atımız; yolculuk, dilenen yere bakımdır.” dedi, KAYGUSUZ selamladı.

8 “Atın fistanı olmaz, gayretten zorluk vermez. Bindiğimiz attan, dumanı silelim.” dedi, PİR SULTAN ABDAL sözü aldı:

9 “Bir somunun doyurduğu ERLER’iz, DOST’luk yerilirse gürleriz, aldığımız her bilgiyi sırlarız. (‘Sırlamak’ , ‘Korumak’ mı?) EYVALLAH. Üzüm suyunu sırlarsan, şarap olur. Emek ile eylem haline getirmek, önce aldığını kendi bünyesinde bitirmek… YAR ADI’nı anmadıysam, AŞK sohbetini kurmadıysam; yazık olmuş ömrüme, gölge gelmiş kibrime. Ayar, sana bana biçilmiş ise; seni beni bilmeliyim, sevgimi cümle alana bölmeliyim.” dedi, PİR SULTAN ABDAL nefsi ile aldığı tüm yükü sırtından attı, öylece atının yularını tuttu, hedefi açık kaldı, cümle için kainata daldı selamladı.

10 “Ayva alıp yiyeyim, ‘Mideme şifa verir.’ diyeyim.” dedi, BEHLÜL’üm sözü aldı:

11 “Doymayı bilmezsem uymayı denerim, yaprağından cildime şifa alırım. Oruç tuttum ayıldım, iftar geldi bayıldım, göz-göz olmuş  somunun yarısını ayırdım, ‘Yetti, yetmedi.?’ derken mindere oturup yayıldım. ‘Ayva suyu içesin, DOST ADI’nı seçesin.’ dediler; ‘EYVALLAH.’ dedim, yerden göğe selam verdim. Yaprağını kaynatıp dökünmek… (Ayvanın iki ayrı şifası mı?) EYVALLAH.”

MEVLÂNA’yım!

12 BEHLÜL ile söyleşmek, seherde kuşlar ile uçuşmaya denktir. Az yer, çok yediğini sanır; her kulunu, HAK ile tanır; gönlünde ne tanık vardır ne de sanık, onun için cümlenin gönlü konut… Selamladı yürüdü, sevgi ile her nefeste dostluğunu korudu.

13 “Ay’dan yıldızdan selam ilettik, her sorana dostluğunu ilettik; ‘Açacak kapıyı, geçecek yapıyı.’ dedik, MERYEM’i MEYDAN’da beklettik; elden ele mendil sardık, el üstüne koku sürdük. ‘Menekşe mi, leylak mı?’ dediler, yasemine gülü  sordular. Karanfiller eğildi, lale sümbül bağladı, her biri adım-adım kuluna yaklaştı da sevincinden ağladı. Koyun kuzu meleşti, ‘Alacağın ben olayım, ben kulunda kalayım, RABB’ime kulu ile varayım.’ dedi de, sevgisini tezgaha koydu. (Bitki ve hayvanların varışı da, insan aracılığı ile mi?) EYVALLAH.” dedi, MERYEM beklediğine, çiçekler ile böcekler ile sohbeti tamamladığına hoşnut oldu, hoşnutluğunuz için niyaza vardı, selamladı. 

14 “Bulutlara kanat mı verdin ALLAH’ım, uçar giderler? Yağmur damlalarına ayak mı verdin ALLAH’ım, akar gelirler? Güneş’in ışıklarına lamba mı taktın, yanar dururlar? Her yaratılmış, kendi görevini icra edip giderler. SEN’siz bilgi, sonsuz görgü, asla isim alamaz; çünkü, söyleyenden gayrı tezgah bulamaz. Bilgi, SEN’in verdiğindir; görgü, bilgimize çizdiğindir.” dedi, HACI BAYRAM, VEYSEL’im ile söyleşti;

15 “Benim gördüğüm çizgide, VEYSEL’in ayağı vardı; VEYSEL’in gördüğü çizgide, HACI BEKTAŞ’ın izi kaldı; YEMEN’den gelen her sözde, cümlesinin kurduğu düzen, RABB’imin İZNİ ile cümlenize açıldı, adım-adım geçildi. ‘En çok, hangisi bilir?’ diyene, de ki; ‘Kainatın her bir konusunda, ayrı görevli, görevini peyler; sonra da, hizmetlerine paylar.’ ‘Senden, benden, ondan, bundan…’ demeden hizmetine soyundu isen; ne mutlu bana, ne mutlu sana.’ ” dedi, HACI BAYRAM ile VEYSEL’im selamladı.

16 “YESEVİ ile ABDÜLKADİR GEYLANİ sözün özüne girdi, her birinize ayrı-ayrı sordu; ‘Gönül verdin mi yola? ‘ALLAH! ALLAH!’ deyip, girdin mi kola?’ Şüpheyi kayguyu sil de erliğine soyun, deme ‘Nasıldır huyum?’ Huyun, suyun akışından yolunu bulur; sevgi ile saygıda kuruyan yapraklar kaybolur, kainat cümlenizde kalbolur.” dedi, YESEVİ ile GEYLANİ selamladı. 

17 Azdan çoktan lokma yedik, ne verdiyse şükründen uzak kalmadık.

ALLAH’ım RAZI olsun.

ALLAH’a ısmarladık.

LÂİLÂHE İLLALLAH MUHAMMEDÜR RESULULLAH