|
3 Ekim 1985 Perşembe
MEVLÂNA’yım ben!
1 Her öğüne aldığımız, bir öğünde
bulduğumuz, günden güne DOST KAPISI’na geldiğimiz bilinir. Cümlenize
selam olsun, huyumuz ile suyumuz ile aldığımız, dengini bulsun.
2 Güzelin verdiğini açık olan gönül alır, gayret ile
kul kendini yolda bulur.
3 “Yolu sordum bilene, DOST ADI’nı verene, doğruyu
alıp eğriyi silene…” dedi, YUNUS’um sözü aldı:
4 “EYYÜB’üm ile geldik, günden geceyi sildik; ‘Duman
gelmiş.’ dediler, ateşini külledik, unu aldık eledik. Emek bizden
duyana, aldığına uyana; EYYÜB’üm niyaz eder, hem o yana, hem bu yana.
5 ‘Kaderi çizen bilir, düğümü çözen görür, Güneş
ile dağdaki karlar erir; denenmiş hizmeti, cümleyi seven verir.’
dedi, EYYÜB’üm selamladı.
6 Değirmene geleceksen buğdayını
topla, DOST KAPISI bulacaksan gönlünü pakla.” dedi, YUNUS’um cümle için niyaza
durdu, selamladı.
7 “Yemeni
ayağımda, niyazı kulağımda. Bir taş attım kuyuya, ne geri verdi,
ne sözü durdu, gölgeyi DOST ELİ sildi.” dedi, KAYGUSUZ sözü aldı:
8 “Her gün ayağa kalkışta, ‘RABB’im.’ dedim
yürüdüm; aldığım emaneti, EMRİ diye korudum.
9 Gelen giden aşındırdı yolunu, sevgi ile sardı SARI
ANA huyunu. Gördüğüne selam versin, ‘Ağam’ deyip ardından kini silsin.
10 ‘Dört duvar değil mekanım, gök kubbede
buldum RABB’im makamım. Binanın adına dört duvar denir, dört duvar arasında acı
tatlı ne varsa yenir. Alim tuttu elimden, zalim sattı dilinden; RABB’ime
sığındım da, aldım koku GÜL’ünden.’ dedi, SARI ANA selamladı.
11 ER MEYDANI gelenedir, RABB’in SÖZÜ gülenedir. Ağaç
dalı tükenmez, kaygu keder takınmaz.” dedi, KAYGUSUZ selamladı
12 “Sürüye katıldım bir lokma somun için, DOST YOLU’na
atıldım daim sohbetin için.” dedi, GANİ’den selam getiren RABİA sözü
aldı:
13 “On parmak hünerlidir, birbiri ile yarıştı. Gönülden
gönüle aktardığı barışta; düzenini kurduysan, deme ‘Buldum
yarışta…’ Yerden göğe her var edilen, aldığı ile verdiğini
bilecektir, gelişte kendini dilediği yerde bulacaktır.” dedi,
RABİA selamladı.
14 “Aldığım iplik, dikeceğim fistana yeter.
Kumaşın değerini elden ele ileten bilir, bildiği halde tutar.”
dedi, HAZRETİ DAVUT sözü aldı:
15 “Binbir emeğin yerden göğe sözü edilir,
kumaşı dokuyan ile diken anılır. Kozayı unutmayalım, yoğun gelen
bilgiye asla toz katmayalım.
16 ‘Dağlar kadar yüküm var.’ dediysem, yolun yarısında
bile değilim; yükün kutsallığına inandıysam, ulaştığım
buluştuğum anı beklemeliyim.” dedi, HAZRETİ DAVUT selamladı.
17 “Üç renge gönül verdim; yeşil, mavi, mor. Yeşil
buluşturur, mavi kavuşturur, mor AŞK’ına ulaştırır.” dedi,
HACI BAYRAM sözü aldı:
18 “Öbür renkleri sevmez misin?’ dediler. ‘Ben bu üç rengi
seversem, öbür renkler beni bulur.’ dedim. (Açıklar mısınız?)
Dayandığımız tek destek; HAK bilgisi, HAK sevgisi, HAK bulgusudur bu üç
renk. Yeşil bilgisine, mavi bulgusuna, mor sevgisine; öyle olunca,
diğer renklere kavuşmuş olursun. Bilgini beslersen, sevgini
süslersen, bulacağını beklersen, yani umutsuzluğu silersen; her
rengin, sende doğuşunu müşahede edersin. (Kime?) Ayağından başına, doğuşundan yaşına
kadar her alana…” dedi, HACI BAYRAM selamladı.
19 “VEFA ile çıktık yola, ‘Suya.’ dedik verdik
mola. Balıklar oynaşırlar, böcekler kaynaşırlar, çiçekler esen yelden
sevinç ile dönüşürler, sevmeyi bilmeyene dahi vermeye çalışırlar.
‘Çiçeğin böceğin güzelliğinde, dileyene açılsın kucağım.’
dedim, MERKEZ’ime sözü verdim:
20 Dedi ki: ‘Kağıdı ele aldım, dörde
katlayıp böldüm, ‘Adını yaz.’ dedim. Her bir parçasına ayrı isim yazdı, sonrada
‘Olmaz.’ dedi çizdi. Gönül TEK’te kalmalı, dört parçaya böldü ise yaprağı,
her birine aynı adı yazmalı.’ dedi, MERKEZ’im selamladı.
21 Dilde, gönülde, halde aynıyı söylemeli, kendi
adını HAK ile peylemeli. (Dördüncü nedir?) EYVALLAH,
elde. Bir el, ‘Öbür el ile alayım.’ diye verirse; ayrıdadır, gerçekten
gayrıdadır.” dedi, VEFA selamladı.
22 “Ömür, kulun kendine biçtiği fistan değildir dilediği zaman
çıkarsın. Güneş’e bakarsan, her rengin onda yansıdığını görürsün.
Amma, gine de renkler Güneş’in malı değildir, sadece verişteki
halidir, ASLI’ndan yansıttığıdır. Gölgesine sığınsam, var ettiği
duvarın arasına karışsam; yola saldığı davarın bir noktaya
varabilmiş, HAK EMRİ’nde durabilmiş olurum.” dedi,
İBNİ SİNA sözü aldı:
23 “Öğüt verdik kuluna, selam dedik yoluna.
HAK’tan geleni bilsin, duvarı ördü ise çatısını örtsün.” dedi, İBNİ
SİNA cümlenize GÜLSUYU ile balı yumuşatıp içmenizi söyledi. (Stres için mi?) EYVALLAH. “Mana ile madde bünyenizde
buluşur, DOST selamı her gönülde DOST ADI’na söyleşir.” dedi,
selamladı.
24 “Gümüş tepsiyi aldık, aklansın dedik
sildik, gelen günde gerçeği bulduk.” dedi, HAMZA DOST sözü aldı:
25 “Yazdığımız her satıra selam verip
gülenler, HAK ADI’nı gerçek deyip bilenler, hizmetine gönülden katılanlar;
elbet hayrete düşecekler, güzel gelen her konuya şaşacaklar.
Bilmeyene ‘Düş’ demedik, bilenlere ‘Bildiğine taş.’ demedik;
doyduğun kadar aldığın, aldığın kadar bulduğuna sevindik,
her alan ile teker-teker övündük. ‘Güzel ne güzel yaratılmış kulların,
güzel ne güzel bildirdiğin hallerin.’ dedik te, MEYDAN’da cümlemiz niyaza
durduk.” dedi, HAMZA DOST selamladı.
26 Gür akan nehirler gibi, GÜL kokan seherler
gibi akalım, günden güne daha yükseklere çıkalım, dönelim gelenlere bakalım.
Gönlümüz hoşnut olmaz mı, bir elden öbür ele BİR’liği kurulmaz
mı?
ALLAH’ıma emanet olunuz.
ALLAH’a ısmarladık.
LÂİLÂHE İLLALLAH MUHAMMEDÜR
RESULULLAH
|