24 Ekim 1985

(İLAHİ ALEM’in bildirdiği MİRAÇ ve KADİR günleri ile Diyanet İşleri’nin bildirdiği günler arasında farklılık var. O günlerde de gerçek Kandil gibi kutlamakta bir farklılık var mı? YÜCE ALEM ne der?) 

MEVLÂNA’yım ben! 

1 Kuşlar ile sözleştik, güzel güne gelelim diye bekleştik. Cümlenize selam olsun, doyduğumuz her konuyu ALLAH’ım uyduğumuza çevirsin! 

2 “Demde düzen okunur, dalda ipek dokunur, bilen bilmediğinden sakınır.” dedi, YUNUS’um sözü aldı: 

3 “Bardak dolu su ile, sepet dolu somun ile. Gönülde beklediğim, yardan selden sakladığım; yaprak olup gelecek, dalda kendini bulacak, kement atılan olaya her kulu katılacak!” dedi, YUNUS’um selamladı. 

4 “EYYÜB’üm selam verdi, yoldan gelene sordu; ‘AKDEVE’yi gördün mü, ak fistanı sardın mı, akıldan aldığını DOST ADI’na sordun mu?’ Gelmeyi dileyenden, bilgiyi eleyenden ALLAH’ım RAZI olsun. ‘Bildiğini, temelinden aldım!’ desin! Her yumağın vergisini düğümsüz sarmayı huy edinen; ‘HAY’ diye-diye kendinden kendine dönendir, gölgeden çıkıp ateşi ile yanandır. ‘HAY ALLAH’ım HAY!’ diyelim, KEVSER ŞARABI’n içip sarhoş olalım!” dedi, EYYÜB’üm selamladı. 

5 “ALTI ATLI bir köprüye girdiler, her biri öbürüne sora-sora yürüdüler. ‘YEMEN’den mi, zamandan mı; mekandan mı, makamdan mı; el halinden mi, GÜL dilinden mi?.. YEMEN’den cümlemiz alırız, zamanda az kalırız; mekandan gerçeği, makamda en güzeli görürüz; hal ile verir, GÜL ile devrimizi buluruz.” dediler, her biri hedefleri olan yola girdiler.” dedi, MERYEM sözden aldığını ÖZ’den getirdi, selamladı. 

6 “NUH’un verdiğini, MUSA’nın gördüğünü, İSA’nın gerdiğini bilendeniz, İBRAHİM ile YAKUP’a verendeniz, cümle alem ile BİR’liği kurandanız.” dedi, ADEM sözü aldı: 

7 “Bayrağı, kale bulamadım dikeyim, fistanı suyun verdiğinden başka alıp giyemedim, el ile aldım, dil ile söyleyemedim. Çünkü zamana bağlı kaldım, benlik çanağını DOST bulup kıramadım. Gün geldi HAVVA ile söyleşiye, kuşlar ile paylaşıya girdim, o zaman bende olan beni buldum. BAĞIŞLAYAN ADI’nı dilimden düşürmedim, RAHMET’ini VERDİĞİ kadar aldım taşırmadım.” dedi, ADEM dünden güne selamını iletti. 

8 “Bir olsa, birde kalsa, insan kendini bilmez; çok olanı hep bulsa, kendinde olanı görmez. (İkisi beraber mi olacak?) EYVALLAH!” dedi, KAYGUSUZ değirmenden gelen suya niyaz ile baktı:  

9 “SEN vermesen ALLAH’ım; kul almaktan vermekten bilemezdi, SEN’i arayacağı yeri bulamazdı. Her kapıyı AÇARSIN, önce KENDİN geçersin, KENDİ’nden kendine bileni SEÇERSİN. Şükür ALLAH’ım SANA!” dedi, KAYGUSUZ selamladı.  

10 “Bir ağacın dalında her yaprağın sözü vardır, her yaprağın içinde ağacın özü vardır.” dedi, PİR SULTAN ABDAL sözü aldı: 

11 “Güneş ilimde var, Güneş zulümde var, Güneş kalemde var. Yol sorarsan ABDAL’a; ‘Gölgede kalma!’ der, ‘Güneşe yat!’ demez. Her yolun verdiği BİR’edir, sanmayın PİR’in verdiği zoradır; ‘Zor!.’ diyen, kulu Güneş’e yatırandır. Müymin olan, akıl mantık cevherini kullansın, desin ki; ‘Ağaç var, gölgesine girerim, Güneş’i öyle seyrederim’ Aldığım RESULÜ’nden olsun, beni bende bulsun!” dedi, PİR SULTAN ABDAL selamladı. 

12 “Keyme derman dileyen, yerden göğe doğruyu eyleyendir. (‘Keyme’ nedir?) Gönül yapısı… Yerleştiğim her mekanda YUNUS ile söyleştik, ‘Varacağız!.’ dedik, aldığımız somunu paylaştık.” dedi, HACI BEKTAŞ söze geldi: 

13 “Bıkmayı huy edinen; dökmeyi bellemesin, aldığı her konuyu ‘Doğru!.’ desin tellemesin, bildiğini bilmeyene söylesin saklamasın! Gizli gelen her konu küflenmeye namzettir, bilgi olmaktan çıkar. (Öyleyse, bilgi de devamlı yenileniyor mu?) EYVALLAH!” dedi, HACI BEKTAŞ selamladı. (Kime?) Yanımızda olana.

14 “Başlık aldım noksan çok, beşlik bozdum korsan çok. Güzel dedim, yolumu güzele çevirdim. Ne başlık, ne beşlik benden sormadı.” dedi, BEHLÜL’üm sözü aldı: 

15 “Bir ayak, bir dayak, -(Dayak destek mi?) EYVALLAH!-, yolumdan almaz beni; bir somun, bir de desti, güzelden salmaz beni. Güzeller güzeliyiz, bilginin ezeliyiz. Her günün çiçeğine isim verdik, tezgah kurduk; bir-bir soruyu sildik, DOST bağına öyle geldik.” BEHLÜL’üm Dost elini DOST ADI’na sıktı. (SABAHAT ABLA mı?) EYVALLAH! 

16 “Demde gönüller açık-açık, bilgiler çiçek-çiçek, bilenin gönlünden geçecek!” dedi, HAMZA DOST sözü aldı, HACI BAYRAM’a sordu: “ ‘Akan suyun başında, ata binek olan taşında, ne gördük?’ Dedi ki; ‘Akan suyu, yakan Güneş’e bilgi olsun diye alırlar, ata binip ağaç altına gelirler’ ‘ALLAH, EYVALLAH!’ dedik, her birine BİR’liğin gürlüğünü diledik.” dedi, HAMZA DOST, DOST KAPISI’ndan DOST selamını iletti. 

17 “Kuyuya adım-adım gelenin yoluna durdum, kovanın ipini eline sardım. Alabildiğince al, sonra benimle gel!” dedi, YAHYA EFENDİ, VEFA ile söyleşti: 

18 “Elden ele tutacağız, ayrı tezgaha aynı bilgiyi koyacağız. Dileyen senden, dileyen benden alacak, DOST’luğu AŞK adına kuracak.” dediler. 

19 Her dilenen günde güzelin adını anacaklar, dumandan almayı huy edinseler de selameti güzelde bulacaklar. Selam olsun, sergiye gelen her kulu dilediğini bulun. 

20 “Dağdan dağa ulaştım, çok yolları dolaştım. Tasa yeri gönül değil, eğri doğru yorum değil.” dedi, MERKEZ’im sözü aldı: 

21 “Saydığım her tanede gerçeğin temelini buldum, yağmur yağdıysa ‘Toprağı güzel!.’ dedim; dileyene bir söz, dileyene bin nasihat verdim; altın ile gümüşü, bir bohçaya sardım.” dedi, MERKEZ’im selamladı. (Kime?) Ağayı, paşayı bilene. 

22 Olmadan yersem salkımı, ‘Koruk!.’ derim; bilmeden dersem halkını, ‘Garip!.’ derim. Ermeyi dürmeyi bilmeliyim, her verdiğini sevmeliyim. 

ALLAH’ıma emanet olunuz. 

ALLAH’a ısmarladık.

LÂİLÂHE İLLALLAH MUHAMMEDÜR RESULULLAH