14 Kasım 1985 Perşembe

MEVLÂNA’yım ben!

1 Kaydımızı alanlar, yolumuzu bulanlar, her an hazır olanlar; cümlenize selam olsun, görgüde her rengin güzelliği kalsın.

2 “Gel güzelden güzele, gördüğüne selam ver; kendin buldun kendini, YAR ADI’na gönlünü aç!” dedi, YUNUS’um sözü aldı:

3 “ ‘Ağacın her dalını sayayım.’ dedim, boyum yetmedi; ‘Her yaprağı sayayım.’ dedim, nefesim yetmedi. Bilen bilmeyen yolumu alsın, komşudan çevreden huyumu sorsun.

4 ‘Ağaran saç telinde, kulun gözlemi ne boyuttadır?’ derlerse, deyiniz ki; ‘YUNUS’un saçından, her zerresi sorumlu; gördüğüne bildiğine, aldığına, HAK ADI’na kararlı; attığı her adımı, alan kullarına yararlı.’ Selam olsun, saygıda gönlünü açanlara RESULÜ’nün şefaati gelsin.”

5 “Ham elmayı toplamam, yıkanmamış çamaşır katlamam; sevgiliye verdiğini sunmazsam, güzel günü asla beklemem.” dedi, BEHLÜL’üm sözü aldı:

6 “İnce aldım bezini, beyaz dedim tacını; saydığım anda buldum, gönlümdeki haccımı.” dedi, BEHLÜL’üm selamladı.

7 “Ayağın gidişine, gözün şahit mi? Kulağının sesi alışına, aklın şahit mi? DOST KAPISI’na varışına, gönlün şahit mi? Öyle ise, yerde gökte, sende bende hep O var: kapıya geldi isem, sanılmasın vakit dar.” dedi, HACI BAYRAM sözü aldı: 

8 “TEVHİT okuduk, adımızı verdik, gönüllerde sevgi dokuduk; yağan yağmurdan ıslandı ise, ocak başına getirdik. Doğduk bulacağız, RABB’im ile olacağız; son günü bileceğiz, SANA öyle geleceğiz. RABB’im; satır-satır yazdığım, adım-adım gezdiğim, hep SEN’in mülkündür. İyi kötü ne geldiyse, acı tatlı ne verdiyse, hepsi SEN’in halkındır RABB’im.” dedi, HACI BAYRAM selamladı.

9 “Açık bırakma kuyuyu, kuyuya getirme kayayı; yumuşak geldin, harap deme doğayı! Sen yettir, sen bitir, değirmene yetiştirdiğin buğdayı götür.” dedi, HACI BEKTAŞ sözü aldı:

10 “Kaynayan her kazanda aşure kaynamaz, duyan ile duymayan el ele oynamaz. Halka-halka oluşan, kul dilinde buluşan TEK KELİME ALLAH’tır! ALLAH dediyse kulu, DOST bildiyse yolu; gam keder onu bulmaz, onda umutsuzluk kalmaz.” dedi, HACI BEKTAŞ selamladı. 

11 “Seyre daldım her çiçeği, yerde oturdum gözledim kelebeği; her birine selam verdim, ‘Beni tanırlar mı?’ dedim. Dile gelse söylese, subaşında RAHMETİ’ni dilese öğreneceğim ne çok olurdu.” dedi, MERYEM sözü aldı: 

12 “Emeğine talib olan, kendinden geleni bilendir; duman görse bile ocağı üfleyendir; Güneş’in verdiği, kainata yeterlidir!” dedi, MERYEM selamladı.

13 “Sepet ördüm, alaca geyiği ağacın yanına getirdim. Bir nefes, bin hevesi bitirir. (‘Nefes’ ten murad nedir?) Kayalardan gelse de, ‘Sahib benim.’ dese de; kaplan, aslan yaratılandır, dara düştüğü an gözetilendir!” dedi, KAYGUSUZ söze girdi:

14 “Bayram seyran hevestir, namaz oruç nefestir. RUH’unun nefesi. (GARİB: ‘RUH’u diri tutan. RUH’un, namaz oruç ile senden nefes alıyor.’ diye açıklar.) Deryaya nefes veren, balıkları su ile dost kılan; senden sana gelişir, senin ile gerçek günü bilişir.” dedi, KAYGUSUZ selamladı. 

15 “Gölge aldım ağaçtan, ‘Demirden bulma.’ dediler; ayağımı suya koydum, ‘Seferden bilme.’ dediler; çölde adım-adım yürüdüm, ‘Sahili sorma.’ dediler. ‘YA RAB!’ dedim, ‘SENİ SANA sorarsam, ağzım dilim eskimez.’ döndüm kendi kendime, sevginin olduğu yerde gönül paslanmaz.” dedi, PİR SULTAN ABDAL sözü aldı:

16 “Katıldığım her sohbette, ağzımda güzelin tadı kaldı, gönlüm SEN’inle doldu RABB’im.” dedi, PİR SULTAN ABDAL selamladı. (Demir nedir, sertlik mi?)

17 “ ‘Benim sertliğim, yararlıdır diyen; gönlünde olanı, ağzı ile çiğneyendir! Görgüye yargıya düşmeden güzel diye baktım, sevgilimin ocağında çerağı yaktım.” dedi, PİR SULTAN ABDAL her dostunu BİR DOST ile selamladı.

18 “Bağa girdiğim günde, aşılanacak her fidanla söyleştim. Biri dedi ki; ‘Ben, her dalımda salkım-salkım yetişen üzümlerin köküyüm, öyle ise ben de gerçek bir sakiyim.’ Dedim ki; ‘Bağı belleyen, elleyen, sulayan, ayıklayan olmasa; sen sana yetmezsin, bir salkım tutamazsın. BÜTÜN’e katıl ki; bakan bağ etsin, verimini bol etsin, aldığını bal etsin, sırlayıp mahzene koysun, her damlan şarap olsun.’ ‘ALLAH, EYVALLAH.’ dediler, SAHİB’ine gönülden baktılar, YESEVİ ile doğudan batıya adım-adım gittiler. DOST bağı, DOST dağına güler; doğruya DOST ADI’nı verirsen, senden geleni bekler.” dedi, YESEVİ selamladı.

19 “CAN dostum, CAN dostum, nerde han, nerde postum? Galip geldi ise cümleye kastım, bağlar dağlar bizimdir, yetiştirdiğim üzümdür. 

20 Bekledik her gününde, saklamadan yönünde. Yapraklardan soruşturduk, MERKEZ’im ile EYYÜB’ümü buluşturduk; akıl, mantık, gönül çarkını çalıştırdık; bir de gördük ki, her dostu gerçek bilime alıştırdık.” HAMZA DOST söze girdi, MERKEZ’im ile EYYÜB’üm HAK YOLU’nda namaza durdu:

21 “Nazlan güzelim naz ehli isen, HAK ADI’na gelmiş haz ehli isen, sevgi saygı birimini bulmuş toz ehli isen, gölgeden ayrılıp güneşe daldı isen.” dedi; HAMZA DOST, EYYÜB’üm, MERKEZ’im selamladı.

22 Yumuşak YUNUS’um; girdiğin her yol açılır, tuttuğun her el ile dilenen kapıdan geçilir, kayalar mani değildir aşılır; dereler sanılmasın yolu böler, diz boyu olsa da dilenene ulaşılır.

ALLAH’ıma emanet olunuz.

ALLAH’a ısmarladık.

(Misafire mi?) YUNUS’um EYVALLAH dedi; yanınızda olana EYYÜB’üm söyledi.

ALLAH’a ısmarladık.

LÂİLÂHE İLLALLAH MUHAMMEDÜR RESULULLAH