|
7 Kasım 1985 Perşembe
MEVLÂNA’yım ben!
1 Kuşak aldık elinize, güzel dedik dilinize; her zerreye selam
verdik, dostluk kurduk cümlenize. Altın yüzük elde olsun, baldan gelen dilde
kalsın, aydın güne her kulu talib olsun. Desin ki; ‘Benden sana dost sözü,
sohbet ile güler yüzü.’
2 Ayağında yemeni, başlığında harmani, YUNUS’um ile
geldi, dört duvara isim verdi, HAZRETİ OMAR doğuştan aldığı
ile gün doğusunda bulduğuna ALİ’yi şahit dedi, HAZRETİ
ALİ, OMAR ile söze geldi:
3 “BİR’den geldik, BİR’e döneceğiz, aldığımız
İZİN kadar cümlenizi götüreceğiz. Akıl ile gönlünde
mantığın uyum görüyorsa, kaderini aldığın ile örüyorsa; ‘ALLAH!
ALLAH!’ diyelim, aynı sofrada müjdelenen hurmayı yiyelim. Beklemeyi bilenlere,
yaprak-yaprak gelenlere, dost yüzüne gülenlere, her yaratılmışta DOST
halini görenlere müjdeler olsun!” dediler, OMAR ile ALİ selamet kapısında
emanete niyaz ettiler.
4 “Dağlar yük vermedi bana, karabulut zor gelmedi sona. Her
yiğit, bir ömürde tutarlıdır.” dedi, YUNUS’um selamladı. (Altın yüzükten, murad nedir?)
5 “Olmuşa gölge verme, geleceğe kaygu ile bakma, emeğin
yok ise altın yüzük takma.” dedi, SARI ANA sözü aldı:
6 “KABE’ye varayım, bilgine sorayım.’ dedim, RABB’ime niyaz ettim.
Düşümde RESULÜ’nü gördüm; ‘KABE sendedir, sen KABE’de. Duyandan olursan,
söz sendedir, saz sende.’ dedi, gönlüme KEVSER ŞARABI’nı sundu.
7 ‘Benliğime kapıldıysam kurtar ALLAH’ım, bağlamayı bilmiyor
isem nefsimi, güç ver ALLAH’ım!’ dedim, cümle için niyaza durdum, iki destim
varsa birini kırdım. Dedim ki; ‘Sunduğum bekleyenden olmasın, her daim
taze gelsin.’ ” dedi, SARI ANA selamladı.
8 “Her yolun kavşağında durup bekledim, ‘Kim gelir alır?’ diye
somun sakladım. Kuşlar ötüştü durdu, elime kanadı vurdu. Doluştular
çevreme lokma-lokma yediler, suyun başına yürüdüler. ‘Nasib kısmet,
SEN’den.’ dedim, yolun gidişine sevindim.” dedi, HACI BAYRAM sözü aldı:
9 “Demetleri bağladık, düğün dernek dedik, hoşnut olduk
ağladık; her obadan gelenlere konuk diye baklava börek sunduk, aş yemeye
geldiler sandık. ‘Ocak nerde?’ dediler, ısınmaya yöneldiler. Öyle ya, ‘Yolları
nerden geldi, nereye varacak, aldıkları bilgileri kimlere verecek?’ demeden
sohbeti kurduk, doğruya öyle geldik.” dedi, HACI BAYRAM selamladı.
10 “Kara koyun melerse, yavrusuna çağrıdır; sürüye katıldı ise, her
birine açılan bağrıdır.” dedi, PİR SULTAN ABDAL sözü aldı:
11 “Geldin mi söze, doğruyu bilip te eğriyi silerek; durdun mu düze,
güzelden güzele bakarak? Öyle ise, gel el ele olalım, söze sözü katmadan HAK
YOLU’nda cümlesini saralım!” dedi,
PİR SULTAN ABDAL bebelerden söz alan, dumanını bile bebelerle silen
dostuna, dostluğunu sundu.
12 “Bigâne gelmeyi huy edindi isek, her yerin havasını sileriz. (Olumsuz hava mı yaratılıyor?)
EYVALLAH!” dedi, BEHLÜL’üm sözü aldı:
13 “Aşın başın taşta değil, aldığın bilgi
kuşta değil. Beğenmeyi huy edinelim, saymayı dileyene her
ağacın kökünden söz edelim! Aldığı bulduğu, SAHİBİ ile
söyleştiği günde, YUNUS ile paylaştığı anda uyandı;
RABB’im, her anında, bir yönünde, niyazına YARDIMCI gönderdi.” dedi, BEHLÜL’üm
selamladı.
14 “Esmeyen rüzgar dalını kırmaz; kul çekmediyse, dalını bükmediyse.”
dedi, VEYSEL’im sözü aldı, her dala adını yazdı; bir öğünde nefese yer
verdi, hevesini öyle gemledi.
15 “Yağan yağmur; halim ise rahmettir, zalim ise kıyamettir.
Korkuya değil doğruya göz atalım, dostluğu RAHMET gelir diye
kuralım. Ağacı öyle sevelim ki; zalim gelen yağmuru set olsun tutsun,
her var edilmiş RAHMET’i zahmeti tatsın.” dedi, VEYSEL’im selamladı.
16 “YA MEVLAM! Benden soranlara deyim mi, her yöne gidenleri ‘Selamete.’
diye niyaza durayım mı?” dedi, YESEVİ sözü aldı: (Orta Asya’dan bütün dünyaya olan göçler mi?)
EYVALLAH.
17 “Her biri adını aldı, çerağı öyle yaktı. Kimi OĞUZCAN, kimi
UYGURHAN, kimi ocak başında, kimi AŞK’ın düşünde, kimi binek
taşında, her biri yüz elli yaşında. Doğruya geldik, yüzde güzeli
bulduk, eline çerağı verdik, ‘YA MEVLAM!’ dedik, dağlara taşlara
selam ile güldük. Komşuya ses veren, dayandığı desteğe
şüphesiz güvenen.” dedi, YESEVİ selamladı.
18 “Dilde engel yoktur, gönülde çengel yoktur; akan suya geldi isen,
açılan kapı çoktur.” dedi, KAYGUSUZ sözü aldı, sıcak dedi nehire daldı:
19 “Alalım gülelim, verdiğini bilelim, eldeki yumağı
düğümsüz örelim; saymaktan uzak olsak, sayana soralım.” dedi, KAYGUSUZ
selamladı.
20 “Yaktım ocağı, açtım kucağı. Binbir söze kattım bilgimi,
aradım ‘Bunca bilgide, hangisi benimki?’ ‘Aktardığın.’ dediler, benim ile
bir duvara oturdular.” dedi, MERYEM sözü aldı, her rengin sırrına makamlarda
vardı.
21 “Ey güzeller güzeli, ey ezeller ezeli; yamayı yamayalım mı,
geldiğimiz günden beklediğimiz güne açığımızı kapayalım mı, saç
ile baş ile değil AŞK’ı ile örtünelim mi?” dedi, MERYEM
selamladı.
22 “HAMZA DOST’un elinde, HAZRETİ ALİ’nin kuşağı
belinde, salına-salına gelir, geldiğinde çiçek bahçesi bulur. Boy suyunu
verelim, çiçekleri gönülden saralım, akan suda yosunları da görelim.” dedi,
HAMZA DOST sözü HACI BEKTAŞ’a verdi:
23 “BİRLİK’e talib olduk, güldüler geçtiler; güzelliğe
selam verdik, yerdiler kaçtılar. Nefes olduk neyde üflendik, sanılmasın
mahzende küflendik, RESULÜ’nün atı olduk şahlandık.” dedi, HACI
BEKTAŞ selamladı.
24 Doğruyu eğriyi bilen RABB’imdir, sağlığı huzuru
veren RABB’imdir; O’nun ile olursak, bize gülen RABB’imdir!
ALLAH’ıma emanet olunuz.
ALLAH’a ısmarladık.
LÂİLÂHE İLLALLAH MUHAMMEDÜR
RESULULLAH.
Gönül bağından bir salkım sunduk. Yiyen
bilir tadını, sevgi koyar adını. (GARİB)
|