|
15 Kasım 1985 Cuma
MEVLÂNA’yım ben!
1 Hayal ile hakikat birbirini bağlarsa, niyazdan beklenen
gönüllerde eklerse, doğruya gelen DOST olana gülerse; bülbül ile GÜL’ün
söyleşisi duyulur, gönülden gelene şüphesiz uyulur. Cümlenize selam
olsun, mayasını alan beklemeyi bilsin!
2 “Doğruyu, dost olursan okursun, güzeli sevgi ile dokursun.” dedi,
YUNUS’um sözü aldı:
3 “Gönülden gönüle gezdim, her gönülden aldığımı süzdüm. Elde kalan
taş toprak değil; kulun hevesi dünyaya bıraktığı nefesi. ‘YA
RAB!’ dedim, ‘Nefes SEN’den, heves benden; ne anladım ben zandan?..’ Denildi
ki; ‘Aklın seni gezdirir, güzel olanı sezdirir. Hevesin bezdirirse,
dostluğa zaman vardır. Zan, her gününde değişir; asıl olan,
doğduğun halde bildiğindir.’ (Deminki VAHDET’i mi açıklıyorsunuz?) EYVALLAH.
Aynaya renk veren, kendinden kendine açılandır. ‘Gidenden haber almadım.’
dersen, kendinden kendine ayna tutmamış olursun.
4 Doğruyu asla eğriye çevirmedik, yeşil yapraklı
ağacı devirmedik. Kömür nasıl ki yana-yana kül olur, kulu da
sıyrıldığı kadar kâlb olur. Kaldığı yerde,
konduğu dalda gördüğünü anlatırsa kuşlar, yüksekte oldukları
içindir. Soyundukça bildiğine, eğildikçe güldüğüne,
bağlandıkça güzelliğine; BİR’den BİR’e varırsın.
Varış, ruhaniyet aleminin kendi lisanındandır. Ne dese, ne söylese, senden
sözü bulamaz; çünkü, beden var ise arada, aldığını bilemez. ‘Ne gelen var,
ne gören.’ denilende, söz bedene aittir; O’na varış, RABB’imden ahittir.
Doğruyu bildiğimiz, RAB EMRİ’ni aldığımız, size sizin dilde
verdiğimiz, hep o EMİR’dendir; VARLIĞI’ndan şüpheyi
sildiğimiz, gönüllerde gördüğündendir.” dedi, YUNUS’um selamladı.
5 Mağaraya her girişte RESULÜ ile söyleşen, doğruyu
bilgisine yerleştiren, RABB’im değil mi? Dünden bugüne, günden yarına
söyleten, O değil mi? O’nun DİLİ, O’nun ELİ, O’ndan dilenen
hali, RESULÜ’nde değil mi? Öyle ise, bedenli halde gören de RESULÜ’dür!
Beden, elbet RESULÜ’nün bedeni.
6 “Dağlara söz verdim gelip aşacağım, dağların
ötesine ulaşacağım.” dedi, KAYGUSUZ sözü aldı:
7 “Çalılar eğildikte, selama durdu. Neden? Bende olan O’nu
gördüğünden… ‘YA RAB!’ dedim, ‘Her birimiz BİR olsak, DOST
bağında buluşsak; şüpheleri siler miydik, kayguları böler
miydik?’ Ağaçlar söyleşti, dediler ki; ‘Şüpheler silinseydi,
kaygu kalır mıydı?’ EYVALLAH dedim, kaygudan uzak kaldım.” dedi, KAYGUSUZ
selamladı.
8 “Bayrağım DOST elinde olsun, DOST kendini bende bulsun; saygı
sevgi sergiye gelsin, komşudan komşuya hoşnutluk dağılsın!”
dedi, MERYEM sözü aldı; incir yaprağını birbirine ekledi, ‘Zamanı ölçer.’
dedi, sabır ile bekledi.
9 “Demde güzel, zanda güzel, sonda güzel, sende güzel, bende güzel;
nerde yerdeki gazel? Gölgesiz sevgimde gönlümü açtım, dayanmayı bildiğim
SEVGİLİ’yi seçtim. ‘ALLAH’ım!’ dedim, ‘Ben bağladım, SEN çözdün,
AŞK adını SEN çizdin. SEN’in çizgin doğrudur, giden için bellidir.’
Bellemeyi bilelim, sevgi ile kalalım!” dedi, MERYEM selamladı.
10 “Ah ile vahı geçtik, ‘YA ALLAH!’ dedik HAY VASFI’nı seçtik,
aradığımız yola öylece düştük.” dedi, YESEVİ sözü aldı:
11 “Bayrak senindir, bayraktar benim; DOST ADI senindir, DOST benim!
Seni-beni birledim, ‘RABB’im!’ dedim gürledim, gelmeyeni zorladım; derman
SEN’den, ferman SEN’den ALLAH’ım, sevgiliyi sevgiliye peyledim. DOST’u olup
bekleyelim, hata kusur saklayalım, gönülleri paklayalım; NUR RABB’imin kuluna
emanetidir, DOST halinde HAK’layalım! (NUR, RUH’tan ayrı mıdır?) Damarın var ise kanı da vardır, RUH’un
var ise NURU da vardır!
12 Ayağında yer edene, her gününü zor edene dayanmayı bildi isen,
güvendiğine uyduysan; güzel güne doğarsın. Uyduğumuz
dayandığımız, sadece RABB’imdir!” dedi, YESEVİ selamladı. (Bayraktan murad nedir?)
13 “Aydınlığa çıkmaya niyet kuran, cümle ile ayet bulan, yani
KUR’AN’a uyan; bayrağı ele almıştır, sözümüzün olduğu yerde
ayete uyulmuştur.” dedi, HAMZA DOST sözü aldı:
14 “Suyu aktığı yerden alırsan güzeldir, geçtiği yerde alırsan
gine güzeldir, kaynağında bulursan güzelden güzeldir. Çünkü,
kaynağında katıksızdır; ne gelip geçtiği yerden toz-çöp alır, ne
aktığı borunun pasını bulur. (Tıpkı sohbetlerimiz gibi değil mi?) EYVALLAH. MEVLÂNA’ya
verilen; sadece MEVLÂNA’yı bilenlere değil, tüm kainata iletilir, dört
duvar arasında kalan orada dinletilir. Duvarını aşamaz, dumanından
taşamaz, damarında akan kandan ele gelse şaşamaz. ‘Onun için,
sözün özü hazdadır!’ derlerse, ‘RABB’imden gelen EMİR’de.’ diyelim,
cümlenizi selamlayalım!” dedi, HAMZA DOST selamladı.
15 “İki aynayı birbirine tutarsan; görülen olmaz, şekil vermez.
Çünkü, kendinden kendine bakabilmen için; yerden göğe bilmelisin, kendinde
olana gülmelisin. Aynayı eline alabilmelisin ki, kendinde olanı görebilesin.”
dedi, BEHLÜL’üm sözü aldı:
16 “Dayanmayı bilmeden elime ayna aldım, kendimden başka her yöne
çevirdim; kimi kırık dalı, kimi dağılan teli gördüm, yanlıştan
yanlışa düştüm. Ne dizim kaldı, ne benzim, ‘Koyduğun nizam, bu
mu ALLAH’ım?’ dedim. Denildi ki; ‘Sen aynayı kendine tut, bırak her yaratılan
kendi aynasına baksın!’ ‘ALLAH! ALLAH!’ dedim de, kendi kendime döndüm; ‘ALLAH!
ALLAH!’ dedim de, geçen ömrüme yandım. Ne vardı şaşıracak, kulu kula
aşıracak, ayağı taşa vurup kendini düşürecek? AFFIN
YÜCE’dir RABB’im. Sığındım SANA, döne -döne geldim de güvendim sona. Kulun
nicedir, AFFFIN YÜCE’dir. Eğilen BEHLÜL, DOST’luğa talib oldu, DOST
ile DOST’luğu kurdu, gerçeği öyle buldu.” dedi, BEHLÜL’üm selamladı.
17 Damda sürü bekleşir, gönülden soru denkleşir, dayanmayı
bildi isek her günümüz yerden göğe aklaşır.
ALLAH’ıma emanet olunuz.
ALLAH’a ısmarladık.
LÂİLÂHE İLLALLAH MUHAMMEDÜR
RESULULLAH
|