|
21 Kasım 1985 Perşembe MEVLÂNA’yım ben! 1 Kuşlar ile gezeceğim, her olayı çözeceğim, güzel dersem çizeceğim, doğruyu eğriden çekeceğim, dileyene dilediğince su dökeceğim. Cümlenize selam olsun, Ay’dan yıldızlardan dostluğa selam gelsin! 2 “Bağdan üzüm topladım, her yaprağı katladım, ‘Saki oldum.' diyeni ben gönülden kutladım.” dedi, YUNUS’um sözü aldı; dilde güzel söyledi, darda günü peyledi, açılan her kapıda gülmeyeni payladı. 3 “Duman; sesi bastırır, seveni küstürür, ‘Almam.’ dediğin fistanı bilmeyene diktirir. Doymayı, duyandan bilelim; doğmayı, uyandan.” dedi, YUNUS’um selamladı. 4 “Altın yüzük parmakta, dostu dosta sarmakta, bilgiyi tezgaha sermekte; senin, benim payım vardır.” dedi, KAYGUSUZ sözü aldı: 5 “Mor dağlara sözüm var, yeşil bağlarda gözüm var, yedi renkte ÖZ’üm var. Yol, tarife girerse yorar; yolu arife sorarsa, yerli yerine koyar. Güzeli anlatmak için; dağa çıkışı tarife değil, dağın ötesini anlatmaya çalışalım! Çünkü çıkış zorludur, çıkana kârlıdır. ‘Kayalar, taşlar, çalılar, dikenler.’ dersen; çıkmaya talib olan yerinir, ‘Gidemezsem?’ der çekinir. RABB’ime gidecek yolda, zahmete sakınmayalım. Bilelim ki, RAHMET’i bol RABB’im; ne yolda, ne handa bizi bırakmaz!” dedi, KAYGUSUZ selamladı. (Dağ ve bağın birleşmesi mi?) EYVALLAH!. 6 “Cennet, vardığında bulduğun; cehennem, ‘Bulamam.’ demenin
azabıdır. Demde gönül kaynaşır, MERYEM ile sohbette gelen giden
oynaşır. Aldığın taştan, bulduğun baştan sorguyu
silesin!” dedi, MERYEM sözü aldı: 7 “Dünden bu güne ayırdığın sözü saklama; dilenen gerçeğin oluşturduğudur, Doğu’dan Batı’ya geliştirdiğidir. De ki; ‘MERYEM ile bütünleşen, yaşam ile çetinleşen, bir sen değilsin.’ Göklerden bulutlar gelir, yollarda atlılar yürür ve gün gelir her olay açılan boşluğu doldurur.” dedi, MERYEM yoldan geleni selamladı. Çevrene çömelen, her adının Ayşe olduğunu söyleyene gönlünü açma; eğer gönülden gönüle aktarıyor ise, o yerden kaçma! 8 Yer gök selama geldi, HACI BAYRAM DOST ADI’na cümlenizi selamladı: “’At buldum nalı yok, kul dedim hali yok.’ diyene de ki; ‘Atı veren, nalını gönderir; kulunu YARATAN, halini bellendirir, yanan ateşi gün gelir küllendirir.’ Ne dert, ne gam; denilmesin, ‘Bilmezse kulu, ham.’ Güneş’te erecektir, sofrada yerini bulacaktır!” dedi, HACI BAYRAM selamladı. 9 “Her yaprağa yeşil desem, yapısını tarif etmiş olurum. Elma; kırmızı, sarı. Öyle ise, her rengi alabilir, ayni fidanda aşısını bulabilir.” dedi, PİR SULTAN ABDAL sözü aldı: 10 “Bilmeyi denemeyiz, bildiğimizi tezgaha koyarız, ÖZ’ümüzde olanı duyarız. Meyvesini beğenmediğin için, ağacı aşılarsın; sende olan bilgiyi değil; kendinde olana eklersin. Dost; gönlünde olanı, DOST’uyla paylaşandır!” dedi, PİR SULTAN ABDAL selamladı. 11 “Yağdan baldan söz ettik, kamış aldık saz ettik. Sofra kurduk, haz ile, geldik durduk naz ile.” dedi, HAMZA DOST sözü aldı: 12 “Açık sözümüz, nefes ile sazımız, AŞK’ı ile hazzımız, ‘Versen.’ dedik nasibimiz. Almayı bilen alır, aldığı ile naz ehli olur.” dedi, HAMZA DOST soframıza, saygımıza, sevgimize RABB’imin MUHABBETİ’ni müjdeledi; - (Müjdelenen hurma mı?)- ; naz ehline dostluğun haberini verdi, her hurma tanesinde niyazlarınızı okudu, selamladı. 13 (Naz ehli kimler?) “EMRE uyanlar, doğruyu bilenler, ‘Dost.’ deyip her yaratılanı sevenler, güzel çirkin demeden gerçeğe gülenler, aynaya gülen yüz ile bakanlar; elde çiçek sunacak, SARI ANA soracak; ‘Gelmeyi denesene, aldığını bildiğin ile sınasana, olur olmaz demeden, yağmur çamur bilmeden RAB EMRİ’ni duysana!’ 14 “Geldim çiçek elimde, durdum sevgi dilimde, naz niyaz emelimde. ‘Dayandığım fidana, özendiğim gidene.’ derlerse, diyeceğim şudur; ‘Her fidana dayanma, gücü yeterli değil; her gidene özenme, yolu tutarlı değil.’ ‘Doğdum SEN’in ADINA, yolumu SEN ver ALLAH’ım; dağlar taşlar yordu da, zora son ver ALLAH’ım.’ dediğinde; aldığını bilirsin, SARI ANA’ya gelirsin.” dedi, selamladı. 15 “Yemeniyi ayağa giyen, TELLİ’den nasip bulan, gönlünden aldığını mantığı ile yoğurana… Yaprağın vereceği, her kulun göreceğidir; toprağı var ise, günü geldiğinde süreceğidir.” dedi, HACI BEKTAŞ sözü aldı: 16 “Yaptığım hataya suçlu aramadım, tarağı ele aldım kendimden başkasının saçını taramadım, aradığım gerçeği bulduğumda asla kendime saklamadım!” dedi, HACI BEKTAŞ selamladı. 17 “Çekirdek her fidanın özünü taşıyor ise de, her yaprak kökünün sözünü taşır. Onun için, bağımsızlık olayı hiçbir yaratılmış için söz konusu olamaz! Her bir öbürünü tamamlar, BÜTÜN’de gerçeğini tanımlar. (Yoz aşın tanımı mı?) EYVALLAH!” dedi, selamladı. 18 “Dayandığım uyandığım, gerçek güne soyunduğum, doğru ile yalandan arındığım; her günümde VEYSEL diye anıldığım. Arayan soran, bilgisi ile yoranlardan, dostluğa talib olanlardan; RABB’im RIZASI’nı eksik etmesin, aldığına toz duman katmasın!” dedi, VEYSEL’im selamladı. 19 ALLAH’ıma emanet olunuz, YUNUS ile LALELİ’ye sorunuz; ‘Ayni bağa girdiler mi, ayni yolu sordular mı, ayni suya geldiler mi?’ Diyeceğim ki; ‘Hiç ayrı kaldılar mı?’ (7 Kasım 1985 tarihli tebliğde YESEVİ HAZRETLERİ’nin, ‘Her biri yüz elli yaşında.’ sözünün açıklaması mı?) EYVALLAH! ALLAH’ıma emanet olunuz. ALLAH’a ısmarladık. LÂİLÂHE İLLALLAH MUHAMMEDÜR RESULULLAH.
(Resim
verilir: TELLİ ile GELİN KIZI, LALELİ ile YUNUS’um)
|