5 Aralık 1985 Perşembe

MEVLÂNA’yım ben!

1 Hazır olduk niyazda, yolu bildik biz yazda. Yapraklarla doluştuk, soranlarla buluştuk; ‘Seven bilir.’ deseler, güzelliğe gülüştük. 

2 “ ‘ALLAH! ALLAH!’ dedi de YUNUS’um söze geldi, bahçede GÜL’ü gördü, bülbül ile göze geldi. ‘Çağırdığın güzel kim, beklediğin nerede?’ Bülbül dile geldi de dedi ki; YÜCE’de!’

3 Olumsuza selam versem, diyecek ki; ‘Gerçek mi?’ Olumluya selam versem, diyecek ki; ‘Nasib mi?’ 

4 ‘ALLAH! ALLAH!’ dedik te girdik söze, GÜL dalında bülbül misali verdik size.”

5 “Ayrı kalmadan bilgiden yaprağa sözü yazdık, toprağa dizi koyduk.” dedi, KAYGUSUZ söze girdi: 

6 “Olmayan darlığa varlığın sözü yeter, gerçeği bilse kulu düşündüğü hal geçer. Dosyaya, aklının erdiğini, gönlünün verdiğini koyarsın; gelen günde, dosyanı açtığında, yersiz olanı silersin. RABB’im öyle yazmış, bildiğini dosyalarımıza koymuş. Yanılmadığı için, elbet silecek değil!. Dağların dosyasında akacağı dökeceği yazılıdır; ovaların dosyasında katacağı tutacağı yazılıdır. Masaya koyduysak dosyayı, ne YAZDI ise onu okuruz; her birimiz, kendi dosyamızı okur da öyle dokuruz.” KAYGUSUZ selameti cümleniz için diledi, sözü PİR SULTAN ABDAL ile HACI BAYRAM’a verdi:

7 “Bir sofraya oturdular, bir somunu bitirdiler, DOST ADI’nı dilenen meydana getirdiler. Selam olsun, her kaşığını alan gelsin, değirmenden yol soran, suyun başını bulsun. Demde güzeli güzel ile yorumlarız, dağda bağda vergisi ile kanıtlarız. Kime? Kendimizden, kendimize. (Yaratılışın sırrı nedeni, kendimizi kendimize kanıtlamak mı?) EYVALLAH. Yağmur bir damla gelse hizmeti olmaz, doymayı denese gerçeği bulmaz. Her olay birbiri ile tutarlıdır, her yaratılan çevresi ile yeterlidir!” dediler, sözü VEYSEL’im ile, olacağı geleceği, kainatta kalacağı, her öğünde söylenen sevginin bilgini YESEVİ’ye verdiler:

8 “Var olmak, VAREDEN’in ESERİ’dir; varlığını bilmek, sevginin beslediğidir. Demden deme geçmek için, başladığın konuyu kusursuz bitirmen gereklidir! (Doyumdan, duyuma geçiş mi?) EYVALLAH. Hizmette barış içinde yarışı tamamlamak, sevgide kendinden gayrıyı tanımlamak, saygıda sorgusuz kalmak, yarattığı her zerreyi O’ndan bilip yola gelmek. Saygıya verdiğimiz değerde kendi ölçümüzü buluruz, bulduğumuz gerçekte saygı ile kalırız. Merhameti; küçük büyük demeden, ağaç dalı kırmadan, kör olanı düşürmeden, aç kalanı doyurmadan bilelim, acımayı YÜCE RABB’ime bırakalım! O GÖREN’dir, O BİLEN’dir, O bileni gönderendir! Bilen olalım ki göndersin, hizmetine layık kılsın. Kuldan kula gelenin RABB’imin EMRİ olduğunu bilirsek, hizmetini öyle seve-seve yükleniriz; bilmeyenden isek, kendi gövdemizde saklanırız.” dediler, VEYSEL’im ile YESEVİ selamladılar.

9 “Ayak izi, bakanı getirir; HAKK’ın SÖZÜ, bilene buldurur.” dedi, HAMZA DOST sözü aldı:

10 “Koyun postu sıcaklığa, yılan postu soğukluğa misaldir, gönül DOST’u her sevene emsaldir. ‘Su dolan destim kırıldı ise; gönülden gelene eğildiğim gün, RABB’im yenisini verir.’ deriz, doğruya eğriyi katmayız.

11 ‘Az geldi, çok yedi.’ demeden, kulunun aşına kem söz etmeden; satır-satır okuyalım, ipek olup dokuyalım; bilgimiz tezgahtadır, gelecek kumaşı bekleyelim! Sarı siyah demeden, kırmızıya mora değmeden; ne verirse alalım, bilgimiz ile daim kalalım!” dedi, HAMZA DOST güzelden güzele güldü.

12 “Nar çiçeği ahengine, mor salkım hevengine baktırır, kırmızı gül gönülde çerağ yaktırır.” dedi, HACI BEKTAŞ sözü aldı, SÜMBÜL SİNAN ile dile geldi:

13 “Aynı sofrada oturur, aynı aşı ayrı-ayrı pişiririz. Dileyen onun sahanından, dileyen HACI BEKTAŞ’ın kazanından yer. Sanılmasın bilginin azı çoğu sözü edilir. Onun da kazanda pişer sahanda sunulur, bizim ki kazanda sunulur, dileyen dilediği kadar yer. Her bahçede GÜL açar, GÜLİZAR’da gün geçer.” dediler, SÜMBÜL ile HACI BEKTAŞ sözü LALELİ ile MERKEZ’ime verdiler:

14 “İki kapıda durduk, iki yoksulu gördük; biri ‘Aşım yok.’ dedi,  biri ‘İşim çok.’ dedi. Kulak verdik YAZAN’a, DEDİ ‘UYMA YOZANA. GELDİ İSE KAZANA; NE AŞTAN NE İŞTEN ZORLANIR, NE DE GELDİĞİ KAPIDA HORLANIR.’ Değiştirdik yolumuzu, eleştirdik halimizi. Dedik; KABE’ye gidip gelelim, RESULÜ’nün güzelliğini görelim.’ Denildi ki; ‘Her güzele ADI’nı yazar, aldığın verdiğin her nefeste gerçeği kazar.’ ‘EYVALLAH.’ dedik, gönül kapımızda gözümüzü açtık.” dediler, selamladılar. (Her gönül KABE mi?) EYVALLAH. 

15 HAZRETİ OMAR der ki: “Adaletin; nefsinden gelenin yorumu olmasın, kimsenin hakkı kimsede kalmasın; sofrada yediğin her lokma varlığına hizmettedir, ‘Yetersiz.’ denilmesin!”

16 HAZRETİ OSMAN der ki: “Güttüğün sürünün verdiğini sayasın, kendi gerçeğini kendin soyasın!”

17 HAZRETİ EBUBEKİR der ki: “Seyre geldiysen güzeli, yerde bırakma gazeli! Himmeti hizmetini bekler, hizmetinin olduğu yerde hikmetini saklar. Hizmetini bütünle ki, saklı olanı bulasın.”

18 HAZRETİ ALİ der ki: “Aldığın kadar bilensin, gördüğün kadar sevensin, gerçeğe uyandı isen aydınlığa gülensin. BİR’den BİR’e gümüş ile altına geldi isen, altın senin olsun, gümüşü paylaş! Paylaş ki, her alan altına yönelsin.”

ALLAH’ıma emanet olunuz.

ALLAH’a ısmarladık.

LÂİLÂHE İLLALLAH MUHAMMEDÜR RESULULLAH