30 Kasım 1985 Perşembe

MEVLÂNA’yım ben!

1 ‘Dağlar gider.’ dediler, yollar biter sandılar; ne gidip ne döndüler, dostluğa öyle güvendiler. Cümlenize selam olsun, sayfaya her imza atan kendinden geleni söylesin.

2 “YUNUS, adımın belgesi; AŞK gönlümün sargısı; emeğim, ömrümün sevgisi. Demlendik düne güne, DOST olduk cümle kula. ‘Gel.’ Deseler ‘HAK YOL’a!’; bildiğime selam verir, bilmediğimle arayanı bulurdum.” dedi, YUNUS’um selamladı.

3 “Her fistanın rengine bilginin süsü vurur, koyduğum her tas suya dileyen kuşlar gelir.” dedi, MERKEZ’im sözü aldı:

4 “Yaprağın döküldüğü mevsimde niyazını aldık, seferde olan kuldan hevesini sildik, ‘Yumuşak söyleyenden, ALLAH’ım RAZI olsun.’ dedik. 

5 Dağın eteğinde oturan, desteğini bulmuştur; atın tutağını bilen, kaydına uymuştur. Ne derlerse desinler, seyre geldiğin ana sevinsinler. Çünkü, ne aldıysan güzelden, ne bildiysen ezelden, Güneş doğar tez elden. Kayguyu silelim, VARLIĞI’nda yargıya asla yer vermeyelim!” dedi, MERKEZ’im selamladı.

6 Durağa geldi isem, yolumun gidişi çoktur. Yaprağı gördü isem çiçeğini bekleyeceğim, dalından limonu alıp ayağa süreceğim. Kabuğunu rendeleyip suyuna karıştır, beze bulaştır sar. Konuyu kesinleştirmeyiniz! Değirmene götüreceğin buğdayı kaynat, ılık su ile banyo yap. ‘Bayram gelmiş.’ diyeceksin, aşını sevinç ile yiyeceksin.

MEVLÂNA’yım!..

7 KEVSER’i okuduk, kendimizde olan güzeli kainattaki ile dokuduk; ipek misali ördük, gölgesiz günü gördük.

8 “Çevrenin ucu telli, gönlünde olan belli; dostlar güzele geldik, her biri MERYEM halli.” dedi, RABİA sözü aldı:

9 “Tad aldım, mercan gördüm, dört duvara kilim ördüm, örtüyü sırtıma serdim. Kar da gelse, buz da olsa, üşüyenden değilim. Seyrettiğim her olayda, el koyduğum zor dolayda; bilgim ile, sevgim ile, elden ele DOST’um ile kayguyu sildim.” dedi, RABİA selamladı. 

10 “Ayağıma dar geldi ise kunduram, yolumu yalın ayak giderim.” dedi, PİR SULTAN ABDAL sözü aldı:

11 “Sen güzel, ben güzel, yarattığın gün güzel. Gel güzel, gül güzel, götürdüğün son güzel. DOST güzel, post güzel, bitirdiğin dert güzel.

12 ‘Akıl almaz.’ dediler, akla sınır koydular; sevdiler sevildiler, HAK ADI’na övüldüler. Dil ile sevildiler, dil ile dövüldüler, sonunda saygı ile anıldılar.

13 YAR ADI’na oluştuk, yer sofrasında buluştuk, YUNUS MERKEZ söyleştik, KAYGUSUZ MERYEM birleştik. Baktık ki, sen ben değil, sözün özü O’ndandır, hem O’nda, hem sondandır. 

14 Kaygu vermeden dile, cümlemiz geldik GÜL’e. Satır-satır okuduk, GARİB ile dokuduk. Ne dediysek HAK’tandır, bildiğimiz çoktandır. Sakınmadan sözümüzü, kapamadan gözümüzü, bilecekler hazzımızı, diyecekler nazımızı. Gelmeden bilmeyene, görüp te gülmeyene, çaldığımız saz yetmez; çoban, kavalı yoksa sürüsünü gütmez.

15 Al fistan giydirdik, ‘Asi.’ dediler; sarı fistan giydirdik, ‘Vâsi.’ dediler; yeşil fistan giydirdik, doğmayana güldüler, mor fistana gözü yumdular. Her fistanda ayrı makama geçtik.

16 Koşu dediler, gölgeden Güneş’e niyaz ettiler. Verdiğimiz; Güneş’in NURU’dur, darlığın sırrıdır. Ne korku, ne tasa bilgimizin yeridir; gölden balık avlayanın daldığı, sorudur. 

17 Açtığımız konunun bilgisini alsalar, yama diye fistana dikerler; her dileyene, dilden diye su dökerler. RAHMET, YÜCE RABB’imin, her birimiz bilelim; geldik bulduk gerçeği, el ele olup gülelim. 

18 Ayni sofrayı kuruduk, ayni tafrayı kırdık, ayni kapıdan girdik. Yolumuz kolaydır. Dağlara çıkacağız, örülen yoldan; kainata bakacağız, görülen yerden; aradığımızı bildik, gönlümüz ile serden; atı aldık ahırdan, ömrü sildik kahırdan. Gelmeyi dileyen, gerçeğe kapıyı soranlara el ele veririz. Kement attığınız, dumanı dağlara sattığınız bilinir, günden güne gerçeğe dönülür. Olduğunuz gibi, bildiğiniz halde kararlı kalınız! ALLAH’ıma emanet olunuz.”

19 ‘MEVLANA ile söyleşsem.’ dediğinde, derman dilediğin her günde, bil ki; ALLAH’ım, yanında yardımındadır. Er geç yaprakları oluşacak, dayandığın desteğin gönlün ile buluşacak. Gönülden aldığın seste, kulağın görevi yoktur; çevre-çevre dolansa da, BİR’liği pektir.

ALLAH’a ısmarladık.

ALLAH’ıma emanet olunuz.

LÂİLÂHE İLLALLAH MUHAMMEDÜR RESULULLAH