|
6 Aralık 1985 Cuma MEVLÂNA’yım ben! 1 Her öğün andığımız, her düğümde
bulduğumuz, güllerden GÜZEL’e geldiğimiz bilinir, DOST KAPISI’na
O’nun bilgisi ile gelinir. Cümlenize selam olsun; keyfî olmayan her sefer,
değerini gönüllerde bulsun! 2 ‘Keyfî sefer, nedir?’ denilir. ‘YA ALLAH.’ dedik,
RABB’imin EMRİ’ne uyduk, kaydını aldık; kimin ile vereceğimizi, kimin
ile cümleyi göreceğimizi kayıt halinde aldık; ‘DOST KAPISI, DOST hanesi,
DOST yuvası.’ dedik, her dileyene sunduk. Keyfî olan sefer, talib olanındır. 3 “Yol bizim, hal sizin, her rengi görsün gözün!”
dedi, YUNUS’um sözü aldı: 4 “Dolanıp geldim, hallenip buldum, dallanıp verdim.
Yanlış doğru demeden, yamalı fistan giymeden, bu alemde bulamazsın;
yanlışı doğruyu tebdil etmeden, gerçekte kalamazsın; dağlara
güzel dersin, ayağını attığın an nefesini tutarsın. Zordur, zoru
kolay etmek! Zordur, zorluğu silip güzeli hal etmek!” dedi, YUNUS’um sevgi
ile cümlenizi selamladı. (‘Yamalı
fistan’ dan maksat nedir EFENDİM?) Yama fistanın açık olan yerine
vurulur. 5 “ ‘Doğruyu ben bilirim.’ diyen, kendi
doğrusunu söyler; HAK olan gerçeğin doğrusudur! Yaprak; dal
eğri olsa da doğru büyür, çünkü kökünden öyle alır.” dedi, KAYGUSUZ
sözü aldı: 6 “Bayırda elimde sopa ile yürüdüm,
kendime destek aradım düşmeyim diye. Değişen her olayda kendine,
desteği de değişik alırsın. Duvarı, rüzgara durmayım diye;
ağacı, Güneşten yanmayım diye; damı, gecede üşümeyim diye;
arkadaşı, yolumu şaşırmayım diye… Onun için, her kulun görgüsü kendi
gerçeğini açıklar.” dedi, KAYGUSUZ selamladı. 7 “Ağacın tepesine çıktım; aşağı
baktım taş toprak, yukarı baktım Güneş bulut. Dağılan
değil, toplananı müşahede ettim; her biri, BÜTÜN’den bir parça.”
dedi, PİR SULTAN ABDAL sözü aldı: 8 “Bir taş ile öğünsem, bir dost diye
dövünsem; bilmeyenden olurum, ben tezgahta kalırım. ‘YÜCE ALEM, bir taşa
girmez.’ diyen, dost bağına girip te ‘Üzümü ermez.’ diyen, seni beni
bilmeden aynı bohçaya koyan; kapısında bekleyen bekçiden haber sorsa,
alacağı, bildiği kadardır! (Taşın da kanı mı var, bu anlama mı geliyor?) Kanın da
taşı var, taşın da kanı var, her kulun zannı var.” dedi, PİR
SULTAN ABDAL her damla suda kainatı gördüğünü, her damlayı birbiri ile
ördüğünü söyledi, selamladı. MEVLÂNA’yım! 9 AŞK adını anıp ta, AŞK odu’nu diyenlere; sözü, ÖZ’e aktarınız! AŞK; dilde
değil gönüldedir, ne elde ne beldedir. Dost hali denildi ise, DOST YOLU’na
girildiyse; kırmadan kırılmadan, güzel olan eşya ile yorulmadan,
yağın balın sahibine verilir, kul hakkına kul rızası ile girilir. Sahibi
olmadığımız eşyanın, SAHİBİ’ne teslimi gereklidir!
‘Dağlar benimdir.’ dersem; çiçeğini yolmak için değil, koklamak
içindir. 10 “Mendil koydum cebime, mavi dedim
rengine, gönülden sahip oldum RABB’im SEN’in SEVGİN’e.” dedi, MERYEM sözü
aldı: 11 “Basamak-basamak çıktım, her fidana su
döktüm. Adıma şarkı yazdılar, benim ile gezdiler. Bülbüller hep söyledi,
dağdan dağa ünledi, değirmene su veren dereler hep çağladı.
Geldim gördüm sevgiyi, TOKTAY ile saygıyı. Kimse kimseye yersiz söz söylemezse,
kimse kimseyi paylamazsa; orda sevgi saygı mevcuttur. DOST’luk muhabbet
mevcuttur.” dedi, MERYEM selamladı. (Basamaklar, idrak basamağı
mıdır?) Her
basamağa idrakin açıldığı yerde adım atarsın ve bilginde olanı
gerçeğe katarsın. Bekleyen; yapısını, bağlı olan kapısını;
gördüğü kadar, bildiği yerde açar. 12 “Denenmiş olayın tekrarı kimseye
mesnet olamaz, olmayan destede sayım gerçekleşemez!” dedi, YAHYA söze
geldi: 13 “Her ağacın kökü bir değildir,
unutulmasın YÜCE AĞAÇ’ın kökü dar değildir; ya boyunca derindedir, ya
enince çevreye yayılır. Görüşe açık olan YUNUS’umun bilgisi, verişe
açık olan MEVLÂNA’nın sevgisi; birbirinden ayrı mıdır, DOST yolunda gayrı
mıdır? 14 “Elden ele, dilden dile, seherde esen yele,
baharda açan güle; selam verdik gönülden, saygı duyduk bilginden.” dedi, YAHYA
selamladı. (Denenmiş olay, nedir?) 15 “ ‘Çevreyi dolandıysam, bilgim çoktur.’ diyenin,
gördüğünü anlatması güçtür. Bilgi; dolanmakla değil, yaşanmakla
elde edinilir. Değirmenin yel ile mi, sel ile mi döndüğü,
verdiği hizmetten bilinir. İnsan; bildiği ile insandır,
gördüğü ile insandır, vardığı ile insandır. Kul; cümlesini
derdiği zaman kuldur! Dayanmayı denediği günde, gücün sadece
ALLAH’ımdan olduğunu idrak ettiği zaman kuldur! Bağlı olanı
çözdüğünde, ‘EMRİN’e uydum!..’ derse kuldur! Gelmeyi denediğimiz
gün kulluğuna talib olduk, öyle ise andımıza uyalım, (Aksi olan, varidattan mıdır?),
açığımız var ise yama koyalım! Kayda tabi olmayan, darlığa yönelendir.
Kati EMİR’dir RABB’imden; mülkün TEK SAHİBİ O’dur, asla sahip
çıkmayınız; aldığınız destiyi dolu verdik, dökmeyiniz! Ne dün, ne bugün,
ne de yarın HÜKÜM değişmez, kendi kendine kulun aklı gelişmez!
‘Varidata ortağım.’ diyen; SAHİBİ’ni sahibine şikayet
edendir, dost olmayı bırakıp kendini inkar edendir! Her tezgahta aynı bez
dokunmaz, RABB’in kurduğu tezgahta kumaş tükenmez! Kurdu isen
tezgahını, kendin bulursun pazarını.” dedi, HAMZA DOST yargısız sorgusuz her
adımını cümleye peyledi, kaygusuz şüphesiz dünyasını gün eyledi, selamladı. ALLAH’ıma emanet olunuz. ALLAH’a ısmarladık.
LÂİLÂHE İLLALLAH MUHAMMEDÜR RESULULLAH
|