|
28 Aralık 1985 Cumartesi MEVLÂNA’yım ben! 1 Koyduğu her kuralda kulunun gönlündedir;
dumanı sildi isek, dostluğun yönündedir; güzeli bildi isek, hayır olan
günündedir. 2 Gelmeyi diledik mi, dönmeye söz vermedik mi,
dünyada haz almadık mı, gerçekten koz bulmadık mı? 3 “Dar olan fistanı attık, akan suda DOST yüzüne
baktık, MERYEM ile adım-adım gittik, aynı sürüyü güttük, aynı yolları
aştık, sanılmasın geldiğimiz güne şaştık. Dağlara söz
veren RABB’im, kulunun sesini duymaz mı, geldiği halde kalanı güzelden
saymaz mı? Demde YUNUS ile söyleşelim, dert denileni paylaşalım!”
dedi, YUNUS’um söz aldı: 4 “Yeşil fistan,
sevdiğini; yeşil yaprak, bildiğini getirdi; her sözü baştan
aldı, nokta koydu bitirdi; seyirde olduğu her olayda, elde kalan taşı
düşürdü. Danıştık yoldaşına; ‘Gölden gelmedim, taşlı yolda
bulmadım; verdiği ile güldüm, vermediğine ağlamadım. Dert diyen
yerinsin, ben gibi gelen DOST ADI’na gerinsin. Değişen olmadı, hatalı
kalmadı, yazılanı kimse silmedi.’ dedi, MEMET adına selamını iletti. 5 Seyre geldiğimiz bilinsin, her seherde DOST
ADI’na dönülsün, dağılana değil övülene selam verilsin. Dünde
şikayeti olmayan; günde doğruyu bilendendir, gerçeği
bulandandır. 6 GÜLLER açtı güldüğüne, RABİA
güldü geldiğine. ‘Gayretin eldedir, güzellik dildedir.’ dedi de, yoluna
suyunu döktü; dediğini, yoluma geldiğim gün bildirdi.” dedi, YUNUS’um
selamladı. 7 “ ‘Karalar bağlamadan, kuyuya gelmeyi huy
edindim, DOST ADI’nı kendime soy edindim.’ diyenin selamını getirdik. Kayalara
selam verdiysek, bulutlara güldüğümüzdendir. Kayguyu silelim, bulutların
RAHMET getireceğini bilelim, soylu adına selam verelim!” dedi, RABİA
sözü aldı: 8 “ERENLER’den söyleştik, verenlerle
paylaştık. Soframız açık geldi, gönlümüz açık kaldı. Ne ondan, ne de
bundan asla kaygu almayalım; nefesi yetti ise, tuzuna tuz katmayalım!
Attığımız her adım gölgemizi silecek, RABB’im ne verdi ise seven kulu
görecek! 9 Bilenden olduğuna, bilende bulduğuna,
her yaprağı şahit oldu; çiçekleri sevdiyse, toprağına hep geldi.
Yapraklarla söyleştiği, çiçeklerle paylaştığı bilinir,
yeniden eskiden adına hep gelir; bahçemin yerine dediği, yumuşak
toprağı bildiği görülür.” dedi, RABİA selamladı. 10 ‘At üstünde duramam, yürü diye vuramam.’
denilen günde, değişen söyleşiye uyduğunu biliriz.
Güneşten alınmayan hiçbir renk, gölgede silinmez. Sevgisinin yerini sadece
kendi bildiyse, yaraya merhem aradığındandır. Gam etmediği her
gününde, niyazına cümlemiz katıldık. Yaprak yerini vermez, gayret EMRİ’ni
silmez, üç öğünde aldığını bir ömürde bölmez. YAZAN’ın yazdığı
kadar, her kulunun uyduğu kadar; ne eldedir, ne dilde… 11 Sevdiği kadar sevildi,
bildiği halde övüldü, ALLAH’ım dilenen sahifeye getirdi. Güneş’ten
aldığı renk hala üzerindedir, YEMEN’den gelen selamın bilincindedir. Son
sözün – uymak- olduğuna doğduğu günkü gibi inandı,
inandığı halde kaldı, korkuyu o anda sildi. ‘YA ALLAH!’ diyelim, gelenin
sevgisini olduğu gibi görelim! ALLAH’ıma emanet olunuz. 12 ‘YA ALLAH!’ dedik, cümlenize
olduğu yerin güzelliğini bulmanızı diledik. Dayanmayı bilirseniz,
gönlünüzde olanı görürsünüz. Kavgayı bitirmeyi dilediği günden, kendinde
olana uydu. Kavgadan maksat; nefsi ile savaşı… ‘Oğuldan dileğim,
diktiğim gülü soldurmasın! Kızımdan dilediğim; gününden güzeli
kaldırmasın! Eşimden dileğim; konuk olmadığını bilsin,
bağlandığı ağaçtan düğümü çözsün! Huzur ile geldim,
huzurdayım.’ dedi, selamını iletti. ALLAH’a ısmarladık.
LÂİLÂHE İLLALLAH MUHAMMEDÜR RESULULLAH
|