26 Aralık 1985 Perşembe

MEVLÂNA’yım ben!

1 Koşuya hazır olduk, hizmetine hep durduk, güzellerden sorduk; ‘Doğduğuna mı, uyduğuna mı gülersin?.. Doğruya, nerde nokta koyarsın?’ ‘ADI ile ÖZ’ümü, AŞK’ı ile sözümü bilirim; yapraklarla söyleşir, topraklarla paylaşırım.’ Cümlenize selam olsun. (ESMAİ-HÜSANA, ÖZ’ümüzü bildirmeye mi yarıyor?) EYVALLAH.

2 “Aynı toprağa geldik, aynı RAHMET’i bulduk, kimimiz çiçek, kimimiz ağaç olduk, dostlukta her birine ayrı selam verdik.” dedi, YUNUS’um sözü aldı:

3 “Ağızdan aldığın aşın, dua ile bulduğun düşün, bir ocaktan öbür ocağa taşın; ne sıcağı ayrıdır, ne tadı, ne de YARATAN’ın ADI. Kapanmayan kapılardan, yıkılmayan yapılardan, sorgusuz olan gelir, demet-demet çiçekleri dileyene verir.” dedi, YUNUS’um selamladı.

4 “ ‘Her ocağın sohbeti ayrıda.’ denilirse de, RABB’imin ADI TEK’tir, dumanı silen çoktur. Varsın dilediği dilden söylesin, yeter ki ‘RESULÜ’nden şefaat!’ desin, DOST ADI’na DOST imzasını atsın.” dedi, KAYGUSUZ sözü aldı: (‘Ocaktan ocağa taşınmak…’ nedir?)

5 “Geyik ile söyleşirken, ceylan ile paylaşırken, DOST ADI’na selam verdim; geyikte sevgiyi, ceylanda saygıyı değerlendirdim. Varettiğine meziyetleri ile yaklaştım, hatalarını sildim, öyle kucaklaştım.” dedi, KAYGUSUZ selamladı.

6 “Dağlar karla örtüldüyse; ocak başında duralım, dize örtü vuralım, HAK sohbeti kuralım! Sıcak elbet gelecek, kul yüzüne gülecek, karlar eridiği gün nehirler hep dolacak.” dedi, YESEVİ sözü aldı: 

7 “Çağlayanlar söz verir, yapraklara haz verir, sevenlere koz verir, arayana hız verir. Seni sana bulduran, seni sen ile olduran RABB’im, yarattığı ile dostluğunu kuran RABB’im; beklemeden verendir, saklamadan görendir, gördüğünü gözetendir. ‘Nerde kaldım?’ demeden gel, ‘Nerde buldum?’ demeden sev, ‘Nasıl olur?’ demeden gül!” dedi, YESEVİ selamladı.

8 “Kaynağın başında sofrayı kurduk, ‘Dileyen gelsin.’ dedik güzele yorduk, her geleni sevgi ile sardık.” dedi, HACI BAYRAM sözü aldı:

9 “Her tabak sofranın süsü olur, her kapak örtünün sesini verir; kiminden gelenin sözü, kiminden bulanın şarkısı duyulur, her hal ile RABB’imin EMRİ’ne uyulur.” dedi, MERYEM sözü aldı:

10 “Ayağım adım-adım beni KABE’ye getirdi, almayı dilediğim gerçeği bildirdi. Asla kaygu almayacaksın, kendinden başkada hata bulmayacaksın; bildiğin gerçek ile dolacak, bilmediğini HAK SÖZÜ diye sarmayacaksın! 

11 Kişinin kendi bilgisi, RESULÜ’nün verdiği gölgesidir; her kulunun şarkısı, aldığının nebzesidir. Az olsun, ÖZ’de kalsın, sevgin ile cümle gülsün!” dedi, MERYEM selamladı.

12 “Katip yazandır, bildiğini değil uyduğunu… Ozan, duyduğunu sezendir. Yağan yağmur, suyun akışına değil bakışına hitap eder.” dedi, VEYSEL’im söze geldi, elmanın çeyreği ile sahura durdu, sağına soluna sordu; “ ‘Paylaşalım mı?’ dediler ki; ‘Sendeki sana yetmez, çoban olsa sürü gütmez.’ ‘DOST bağı üzüm ile doludur, dikilen her ağaç uludur.’ dedim, aldığım her tanede sevgimi söyledim.” dedi, VEYSEL’im selamladı.

13 “Aynaya baktığım gün kendi kendime güldüm, ocağı yaktığım gün çevreme sevgi saldım. ‘Duvar yürür.’ dediler, beni şakada gördüler.” dedi, HACI BEKTAŞ sözü aldı:

14 “Duvar örersen yürür, sevgi örersen cümlesi görür, her olan ocağın başında kalır.” dedi, HACI BEKTAŞ selamladı.

15 “Dağlara çıkacağız el ele, kayalara soracağız ‘Dur hele?’ Bulutları tutacağız, sevgimizi her zerreye katacağız.” dedi, HAMZA DOST sözü aldı:

16 “Duyandan sesimiz çok, uyandan sevgimiz çok. Bağladık DOST

elini, bekledik HAK GÜLÜ’nü.” dedi, HAMZA DOST selamladı.

17 “Dar sokak bize gelmez, dar bilgi söze girmez, verdiğimiz GÜL elde asla solmaz.” dedi, RABİA sözü aldı:

18 “LALELİ’ye uğradık, elde elma doğradık, bal ile kardık, başı ağrıyana yesin dedik. Dar alan genişler, yapraklarda çözülen vardır.

19 LALELİ’ye dedim ki; ‘Oturduğun han senin mi? Yıkandığın külhan, soyun mu? Doğruyu bildiğin, suyun mu?’ ‘ALLAH, EYVALLAH.’ dedi, oturduğu handa kendini sultan bildiğini, yıkandığı külhanda sultanlığını sıyırdığını, suyunu içtiğinde HAK KELAMI buyurduğunu söyledi.

20 ‘YA RAB!’ dedim, bir fistana sarındım, bir destanla arındım, HAK ADI ile korundum. SENDEN SANA şükürler olsun, SENİ bilen kulları soframıza gelsin.” dedi, RABİA selamladı.

21 “Atım ile geleceğim, korkuyu hep sileceğim, ‘Muradım HAK’tır!’ diyenin koluna gireceğim.” dedi, PİR SULTAN ABDAL sözü aldı:

22 “Vakit, seyirdedir. Gölgeyi silecek, sevgimiz cümle aleme yayılacak, gün ve gecede sitemleri silecek. Akacak sular, dökecek kumlar, şahit olacak kullar.” dedi, PİR SULTAN ABDAL sözü SARI SALTUK’a verdi:

23 “Her bayrak sahibinindir, ele alan bilir, varlığın temelinde gerçeği bulur; hem toprakta gelişir, hem dalında olur;-(Dernek olayıyla mı ilgili?)- ; saraylar taş ile topraktandır, bir tekmeye yıkılır; SAHİBİ’ne güvenen, DOST diye-diye bakılır; yoğun gelen her olayda, HAK AŞKI ile yorumsuz çıkılır.” dedi, SARI SALTUK cümlenizi selamladı. 

24 “YAHYA ile geldik söze, durmaz dedik vurduk düze. Doğruya söz edilmez, MERKEZ’im yalan demez.

25 EYYÜB adım, gerçekte kolum kanadım. Bir verenin kölesiyim, HAK ADI’nın kalesiyim. Gelsen görsen halimi, YAHYA ile yolumu; bezini dokurdun da, RAB ADI’na her adımda okurdun.”  dediler, EYYÜB’üm ile YAHYA selamladılar.

26 Bir kömür tanesine, bin gönül hanesine, yarattıklarının cümlesine selam olsun. Bir kömür tanesi, bin gönül hanesine kıvılcım verir; görgüde ak ile kara, sevgiyi oluşturur.

ALLAH’ıma emanet olunuz.

ALLAH’a ısmarladık.

LÂİLÂHE İLLALLAH MUHAMMEDÜR RESULULLAH