|
14 Ocak 1986 Perşembe MEVLÂNA’yım ben! 1 Gülleri gördük güzel, dallarda saydık, güzelin tarifine cümlemiz uyduk. Selam olsun, suyun aktığı yerde Sevgili’ye gönüller gelsin! 2 “Doymayı, sofrayı açan ile denedim; sevmeyi, hatadan kaçan ile belledim; dün olanı, ‘Geçen.’ diye külledim.” dedi, YUNUS’um sözü aldı: 3 “Doymayı bilenlerle, duymayı deneyenlerde aradığını bulursan, kayguyu silersin.” dedi, YUNUS’um selamladı. 4 “Yorganı çarşaf ile katlarsın, dumanı DOST sevgisi ile atarsın, elinde darlık vermeyen mendili tutarsın.” dedi, MERKEZ’im sözü aldı: 5 “Çoğunluk, doğru ile eğriyi kendi bilgisi ile yorumlar. Yargılarken, iki doğruyu bir araya getir ki hataya düşmeyesin!” dedi, MERKEZ’im yoğun gelen kayguyu silmenizi diledi. (‘İki doğru’nun anlamı nedir acaba?) “Dağılan, dört duvar olamaz! Doğruyu belleyen, kendinden başka doğru yok derse, dar bilgide kalmış olur.” (Bu, sualin cevabı mı?) MERKEZ’im selamını cümlenize iletti. (‘Bir konuda iki ayrı kişiyi dinlersin. İkisinin de görüşü kendine göre doğrudur. Yargıya varmayın!’ diyerek GARİB açıklar.) 6 “Gölgenin verdiğini, kulun gördüğünü, elinle tutamazsın; ne var ki, kendi görgünü kimseye katamazsın.” dedi, BEHLÜL’üm sözü aldı, aldı da göl kenarına geldi, sulara daldı. Balıkların halinden, ördeklerin dilinden, ‘DOST çağrısı bu.’ dedi, kandile yağı koydu. “Gelin alalım, aradığımızı bulalım; ne gölde kalalım, DAYANDIĞIMIZ’dan ayrıda kalmayalım!” dedi, cümlenizi selamladı. 7 “Her dilde sözü vardır, her çiçekte özü vardır, kainatta gözü vardır.” dedi, KAYGUSUZ, SARI ANA ile söze geldi: 8 “Doyduğum sofrada doymayan var ise, sileceğim huyum vardır; güttüğüm sürüde asi var ise, bileceğim soyum vardır. Sarı fistan giydi isem, seveceğim huyumu cümle ile paylaşmalıyım.” dedi, SARI ANA KAYGUSUZ’a sordu; “Yolun tozu göze mi geldi? Kulun sözü DOST ile mi kaldı? Gelenden gidenden yarış mı alındı, barış mı bilindi?” dediler, “Elden ele, gönülden gönüle barışta olsunlar, sevgide yarışa girsinler.” diye niyaz ettiler, selamladılar. 9 “Çeşme başı, desti ile gelenlere mekandır. Gönülden aldıkları ile seyirde buldukları, dostlukta güzele uydukları görülür.” dedi, HACI BAYRAM sözü aldı: 10 “Caymadık sözümüzden, kaçmadık ÖZ’ümüzden, bulduğumuz gözümüzden. Niyazda duyduk, namazda uyduk, sevgide doyduk; doğuştan aldığımıza, muhabbet dedik güldük.” dedi, HACI BAYRAM selamladı. 11 “YAHYA EFENDİ’de mola verenler, gönülden gönüle AŞK’a erenler, her vakitte DOST yüzünü görenler, almayı vermeyi HAK’tan bilenler, varlığa darlığı silenler; mutluluk sizlerde kalsın, cümlenin dumanını silsin! Duyan ile, uyan ile, gönülden geleni soyan ile her daim el eleyiz.” dedi, YAHYA selamladı. (Kimin ULU’su acaba?) Doğruyu eğriyi birbirinden ayıran, dalı ele aldı ise kabuğunu sıyıran, YAHYA’ya yakın kalan. 12 “Doymak, bilen için sonsuza uymaktır.” dedi, varlıktan darlığı silen HACI BEKTAŞ sözü aldı: 13 “İğneyi ipliği ele alırsan, diktiğin bezi fistan diye giyersen, beklediğin gerçeğe ‘HAK’tan.’ deyip gülersen; yağdan baldan elini çekemezsin, dostluğa gölge düşüremezsin! Dağlara bakıp ta ‘Varamam.’ deme, ‘Üzüm olmadan veremem.’ deme! Dağlara varılır, emeğini esirgemez isen; üzüm verilir, sabrını dizginlemeyi bilirsen. Doğuya gidenden batıyı sormazsan; gün gelir Güneş’e göz kırpılır.” dedi, HACI BEKTAŞ selamladı. 14 “Kepenkleri kapalı ise, dükkandan alacağın yoktur; açık olanı ararsın, buldu isen alacağın çoktur.” dedi, kement attığı her olayda tutmayı bilen, YUNUS ile söze gelen PİR SULTAN ABDAL sözü aldı, beklediği handa gelen ile kaldı: 15 “Yağışta bereket, bağışta hareket tutarlıdır; yola çıktı isen, gidiş elbet biterlidir. Çünkü, her yolun bitişi muhakkak vardır. RAB yolu, gelişten gidişe açık.” dedi, PİR SULTAN ABDAL selamladı. 16 “MERYEM ile geldik söze, DOST ADI’yla verdik size. Dağlara selam verdik, uçan kuşları gördük, ağaçları hep sardık, bulutlara yolu sorduk. Dediler ki; ‘Esen yel ile gideriz, nerde olursa olsun yollara RAHMET serperiz.’ ‘Ne güzel.’ dedik, VEYSEL ile ağacın gövdesine dayandık; sen ile beni sildik, gerçeğe uyandık. Ne o zanda kaldı, ne ben yargıya geldim. Aynı sevgiyi ayrı tepside sunduk, gayrette gafleti sildik.” dediler, VEYSEL ile MERYEM selamladılar. 17 “Kemal sözün eridir, yarattığı diridir; DOST yüzü, DOST sözü,
doğruluk seridir. Mümin olan bilir, mayasını DOST’luk çevresinde görür; ne
sildiği vardır, ne bildiği dardır.” dedi, KUMANDAN (ATATÜRK) sözü aldı: 18 “ ‘Alamam.’ demeden attığım her adım, ‘Veremem.’ demeden içtiğim her yudum; bilenden bilene yeterince katıldı, bilmeyenin gönlünden adım atıldı. ‘YA ALLAH!’ dedim de döktüm fikrimi, kendim ile kendime dedim zikrimi. Aldığım verdiğim SEN’dendir YA RAB; kimden aldığım, kime verdiğim bilinse de bilinmese de kırılmayacak kab. Övünmeye değil sevinmeye çalışırız, gerçek yarışı alalım diye soyunmaya alışırız. 19 Dediler demediler kaygum olmadı, aldığım her bilgi bende kalmadı, aradığım güzeli bilmeyen bende bulmadı. YA ALLAH her zerrem şahit oldu, bilenleri şehit dedi, gönüllere öyle yazdı.” dedi, KUMANDAN üç öğüne üç öğüt verdi: “1- Umutsuzluk; ne silahınız olsun, ne de
cenkte yer bulsun! 20 “Ağaçlara baktığım, köküne su döktüğüm her günüm yeterlidir, verdiğim her söz tutarlıdır.” dedi, HAMZA DOST sözü aldı: 21 “Duvarı örenlerle, dost yüzünü görenler ile, seyre gelip kalanlar ile söyleşelim. Kendinizi destek görüp, gönlünüzden olanlara deyiniz ki; ‘Beklediğim yapı, açacağı kapıya denktir; gelenin gidenin sözü cümleye ahenktir.’ Ne yargıya varalım, ne sorguya duralım, kim olursa olsun saralım!” dedi, HAMZA DOST selamladı. 22 “Az giydim, çok yedim, verenin gönlünü gördüm; ne somundan dağılanı, ne suyundan eksileni gördüm.” dedi, LALELİ sözü aldı: 23 “Destim elimde ise, yoldaşım söze gelir; somun elimde ise, haldaşım söze durur; bir yerde yol verseler, cümle alem dize varır. Kim ki BİRLİK’in temelini gönlünde taşır, kim ki gönlünün sevgisine varlığınca çalışır; ne somunsuz kalır, ne de testisiz, ne dostsuz kalır, ne de desteksiz.” dedi, LALELİ selamladı. 24 “Taze fidan suya gelmiş, suyu bulmuş söze gülmüş, gönlünde olan gerçek ile kalmış.” dedi, RABİA sözü aldı: 25 “Emeğinden çomağından deste-deste alırsan, su başına gelir de gah gölgede kalırsın, neyden meye güzeli bulursun, olduğun yerde dolduğun güne niyet kurarsın. Her dileyenle BİR’lik oluruz, BİR’liği sevgisinde buluruz, ‘DOST olduk.’ dersek öylece kalırız.” dedi, RABİA selamladı. 26 Sevmeyi bilmek, sevgide BÜTÜN’e gelmek, kainatta BÜTÜN ile olmak; dileğimizdir, dileğiniz olsun, her yüzde Sevgili cümleye gülsün! (Ayşegül’ün ULU’su mu acaba?) EYVALLAH. 27 Güneş her isimde dostluğunu bulur, gölgede bilgisi ile kalır. ALLAH’ıma emanet olunuz. ALLAH’a ısmarladık.
LAİLÂHE İLLÂLLAH MUHAMMEDUR
RESULULLAH
|